YUSUF ZİYA PAŞA’NIN BİR MEKTUBU « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

YUSUF ZİYA PAŞA’NIN BİR MEKTUBU

Bu haber 14 Aralık 2020 - 7:56 'de eklendi.

“Ser fürû etmez iken dünya için âlemlere
Şimdi ednâya mümâşat ile mecburlardanız”
(Yusuf Ziya Paşa)

(Dünya için hiç kimseye baş eğmezken, / Şimdi aşağılık insanlarla geçinmek zorunda kaldık)

Keban Maden Eminlerinin en ünlülerinden olan Yusuf Ziya Paşa, Keban’da görevini sürdürürken 1792 tarihinde vezir olmuş, bir süre görev yaptıktan sonra azledilmiş ise de 1 Ocak 1809’da ikinci kez sadrazamlığa getirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin en uzun süre görevde kalan sadrazamlarındandır.

Bilginliği, devlet adamlığı, kurnazlığı, zekiliği ve güçlü şairliği ile bilinen Yusuf Ziya Paşa, Keban için de güzel şiirler yazmış ve bir de cami yaptırmıştır.

Cami günümüzde yenileme gerekçesiyle 4 yıldır kapalı olsa da sapasağlam ayakta olup Kebanlılara değerli bir mirastır.

Ömrünün önemli bir bölümünü Keban’da geçirmiş, genç yaşta ölen çocuklarını Keban’a defnetmiş bu tanınmış devlet adamının resmi ve Sakız Adasındaki mezarının fotoğrafı aşağıdadır.

Cirit oynarken yaralandığından bir gözü iyi görmeyen Paşa’nın tüm yaşamı boyunca tek eşi olan Kandilli Hamamı ustalarından Ayşe Hanım’ın sözünden hiç dışarı çıkmadığı ve ondan çok çekindiği söylenir.

Mehmed Süreyya Bey’in Sicil-i Osmani’sinde “Yusuf Ziyâeddin Paşa” başlığıyla yaşamı anlatılırken geçen “zevcesi Kandilli hamamı ustalarından Ayşe Hanım’a mahkum idi” sözünden eşine büyük bir bağlılık duyduğu anlaşılmaktadır.

1797’de görevden alınıp Trabzon Valiliğine verilmiş ve 20 Ağustos 1798’de Sadrazam İzzet Mehmet Paşa sadrazamlıktan alınıp yerine -Mısır’ı Fransızlardan kurtarabileceği düşüncesiyle- bu makama getirilmiştir.

1798’de Osmanlı İmparatorluğu Fransa’ya savaş ilan edince sadrazam olarak, ordunun başında Mısır’a doğru yola çıkmış ve bir süre önce Piramitler Savaşı’nda Osmanlı Ordusunu yenen Mısır’ı işgal eden Napolyon Bonapart’la savaşarak onun geri çekilmesiyle Suriye’ye üzerinden (Salihiye’yi alarak) Mısır’a girip Fransızlarla barış anlaşması yapmıştır.

Ancak Osmanlı yanında savaşan İngiltere’nin bu barışı kabul etmemesi nedeniyle, Yusuf Ziya Paşa’nın Osmanlı ordusu Fransız ordusunu yenmek üzereyken, Napolyon komutayı General Kléber’e bırakınca savaşın seyri değişmiş, seçkin 20.000 askerden oluşan General Jean-Baptiste Kléber yönetimindeki taze güç Fransız ordusu, Yusuf Ziya Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu Heliopolis’te (Masr El Gedida) ağır bir yenilgiye uğratmıştır. (1799)

Ardından Yusuf Ziya Paşa tarafından, Mısır boşaltılmış ve İstanbul’a dönülmüşse de, 1801 yılında yeniden sefere çıkılmış ve III.Selim’in çağdaş eğitilmiş ve Britanya desteğiyle silahlandırılmış yeni Nizam-ı Cedit ordusu, Kléber’den sonraki General Menou komutasındaki Fransa ordusunu yenmiş böylelikle Mısır Türklerce yeniden fethedilmiş, Yusuf Ziya Paşa da yaşam boyu övünerek kullanacağı “Mısır Fatihi” sanını almıştır.

Üç yıl süren Mısır Seferi dönüşünde özlemini çektiği eşi Ayşe Hanım’ın İstanbul’dan önceki Asker konaklama (konak) yerlerinden birinde yolunu bekleyip, onu karşılaması için III. Selim’den izin istemişse de padişah, –onun karısıyla buluştuktan sonra İstanbul’a dönmeme olasılığından– Yusuf Ziya Paşa’nın istediği izni vermemiştir.

Buna çok içerleyen Sadrazam Yusuf Ziya Paşa bir sırdaşına yazdığı bir mektupta bu üzüntüsünü yazmış, padişahın bu davranışını da bir fıkrayla anlatarak, o zaman için sert ve yürek isteyen sözlerle yermiş ama sonuna değin de yine de padişaha bağlı kalacağını belirtmiştir.

Mektuptaki fıkrada, çok soğuk bir havada, hamamda yıkanan bir hatuna kocasının donmuş olduğu haber verilir. Kadın sıcacık hamamda olduğu için olayı idrak edemeyip “Allah Allah bu sıcakta adam donar mı?” diye yanıtlar.

Evinden, barkından uzakta üç yıl zorlu Mısır seferini yürüten sadrazama, karısıyla İstanbul yerine biraz daha erken zamanda bir kentte kavuşma izni verilmemesi çok zoruna gider.

Mektubun bir yerinde de sert bir biçimde padişahı kınar ve III. Selim’i sıcacık hamamda yıkanan kadın olarak değerlendirir ve “yalı ve konakta çeşit çeşit zevk ve safa ile nimetlenen bir zat böyle söyler ama insaflı değildir.” der.

İşte, aylık çıkan #tarih dergisinde yazılarını ilgiyle izlediğimiz değerli arşiv görevlisi, tarihçi, araştırmacı Sinan Çuluk’un blog sayfasında karşılaştığımız Keban Maden Emini Yusuf Ziya Paşa’nın Mektubu:

Benim izzetlü meveddet-mendim birader-i eazzım efendi hazretleri

Bu defa varid olan şukkalarında her ne mahalle gelinür ise arz u ifade olunması ve Boğdan beyine varaka tahrir olunması hususu ve hususat-ı saire derc u iş’ar buyurulmuş.

İbtida Mısır’dan hareket olunacağı Mısır’dan Azapkubbesi’nden hareketimiz Azapkubbesi’nden ve Gazze’ye vusulümüz Gazze’den ve Şam-ı Şerif’e duhulümüz Şam’dan ve Hama’ya vürudumuz şimdi Hama’dan tahrir u beyan olunmuş olmağla bundan böyle dahi ilerülere varıldıkça münasip olan merhalelerden peyderpey tahrir ve lazimü’l-inha olan mevadd-ı mahsusa iş’ar ve tastir olunacağı ve bu defa tevarüd eden tatarlar işbu telhis tatarları bâ-der-rikab-ı azimet iken gelmiş olmalarıyla mektub-ı merkum yetişdirilemeyüp bi-mennihi teala Haleb’e vusulümüzde tahrir olunacağı bî-iştibahdır.

Kaldı ki harem-i muhterememizin karşu gelmeleri tecviz olunmamış ve bu babda biraz illet beyan buyurulmuş.

Bir fıkra hatırıma geldi.

Bir hatun hamamda iken zevci şiddet-i berdden müncemid olmuş ve hatuna haber vermişler ki zevcin donmuş deyü.

Hatun sıcak mahalde bulunduğundan Allah Allah bu sıcak[ta] adam donar mı demiş.

Bu dahi bu mesel gibi bir şey bizim gibi üç sene Mısır Seferi’ni vermiş olup feleğin kerem u serdini görmüş olsanız belki Şam’a kadar gelmelerini tecviz eder idiniz.

Lakin yalı ve konakda enva’-ı zevk u safa ile mütena’im olan zat elbet böyle söyler.

Hele insafane değildir.

Eğer paşa haremini beş on konak karşu aşmış renciş-i hatırı hasebiyle harem vardıkda Deraliyye’ye gelmekden imtina eder hulyası hatıra hutur ile tecviz olunmadı ise bİ-Rabbi’l-Ka’be ashab-ı ağrazın ifk-i iftirasıyla hakkımda maazallahu teala ahar muamele olunacağını bilsem ben anı irtikab etmem.

Mukaddere imanım tamdır ve velinimetimin gerden-beste bir çaker-i sadakat perveri olduğum Huda’ya malumdur.

Çünkü münasip görülmemiş hareket olunmalarına rızamız yokdur tevkif olunsun.

Mukadderde mülakat var ise olunur yoğ ise elden ne gelür. / Fî 19 Z. Sene 214 (14 Mayıs 1800)”

Adsız

Adsız

Cem Bayındır
Cem Bayındırbayindircem@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.