Yurt Turnesi Çıkarımları- II
Hadi dönelim içimize!
Evet, başta kendi nefsim!
Yetimin mahsunluğunun farkında mıyız? Hayır!
Mazlumun gözyaşı içimizi kanatıyor mu? Samimiyetle cevap verelim, hayır!
Çünkü o an hüzünleniyor, dakikaları geçtim aradan saniyeler geçmeden unutup kendi yaşamımıza dönüyoruz!
Kahkahalarımız, bırakın uzağı aynı binada yaşadığımız insanların acılarına bigâne mi? Evet!
Kaçımızın Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Arakan’da ve daha sayamadığım birçok coğrafyada ölen, öldürülen, işkence edilen, ırzına geçilen, insanlık onuru ayaklar altında çiğnenen kardeşlerimiz için uykusu kaçtı?
Kaçımızın bizzat gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz, vicdanımızla şahit olduğumuz dünyanın herhangi bir yerindeki aç çocukları görünce, mükellef sofralarımızda yemekleri boğazına takıldı?
Kaçımız dünya üzerinde zulüm gören her bir can için dil, din, ırk, renk, mezhep gözetmeksizin -hiçbir şey yapamıyorsak bile- gecenin bir yarısı uykumuzu bırakıp ellerimizi açıp gözü yaşlı gönlü mahzun bir şekilde samimane dualar edebildik?
Evet, kabul ediyorum; günümüz dünyası bitmek tükenmek bilmeyen bir değişimin, kulakları ve kalpleri sağır eden uğultusu ile dolu. Siyaset, ekonomi, sosyal medya, eğlence ve teknoloji gibi birçok alan, gösterdiği gelişmelerle sürekli dikkatimizi çekmeye ve kendine yöneltmeye çalışarak kalplerimize ve maneviyatımıza hücum eden birer düşman gibi kıyasıya yarışıyor gibiler sanki. Onlar bu yarışlarında başarılı oldukça bizler ‘tüketmeye’ teşvik ediliyor; artık birer kurumsal yapı haline gelen bu yapıların sayısı arttıkça da her şeyimizi tüketmek, bir yaşam tarzı halini almaya başlıyor. Bu nedenle adını ‘modern’ koyduğumuz çağımızda her birimiz neredeyse programlanmış tüketiciler hükmündeyiz artık.
Böylesi baş döndürücü bir ortamda da içimizin Hira’sına çekilmek mümkün olmadığı için, içimize yerleştirilen vicdan çipi paslanıyor ve manevi dünyamız bir eğlence formunda metalaşmış bir olgu olarak çıkıyor karşımıza.
Ama dün (neredeyse bütün bir İslâm tarihi boyunca) Müslümanların coğrafyaları farklı dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin müntesipleri için “güven adası”ydı.
Yani İslâm coğrafyaları hem İslâm Yurdu (dârü’l-İslâm), hem selâm ve barış yurdu (darü’s-selâm), hem emniyet yurdu (dârü’l-eman) hem de insanlık yurdu (dârü’l-insan) olmuştu herkes için. Bunu geçmişte büyük ölçüde yalnızca Müslümanlar başardılar. Zira başkalarına hem hayat hakkı tanıdılar hem başkalarından yararlanmanın yollarını buldular. Müslümanların dışında –en azından– İslâm medeniyeti kadar böyle bir şeyi başaran ikinci bir medeniyet tecrübesi gerçekleştirilemedi henüz.
Özetle dün, Müslümanlar olarak insanlığın güven adası olmayı başardık biz, bugün ve yarın da başarmakla mükellefiz; ama (sanki) biz bizde değiliz…
Çünkü tarihimizden edebiyatımıza, coğrafyamızdan bizi biz yapan has özelliklerimize kadar en mükemmel, en sahih, en sağlam, en muciz, en edebi kaynaklarıyla övünen bizleriz ama öte yandan bu dinamiklere olan ihtiyacımızı, bunlarsız düşüncenin ve davranışın biçareliğini idrak edemeyen yine bizleriz!
Yaklaşık yüz yıldır hayata değemiyoruz.
Hayata değmeden hayatı dönüştürmeye, topluma tepeden hayat tarzları dayatmaya; toplumu “adam etmeye” çalışıyoruz. Yüzlerce yılın mücadelesi sonucunda geliştirdiğimiz medeniyet iddialarımızı, dinamiklerimizi ve ruhumuzu yok etme mücadelesi veriyor; kendimizi, kültürümüzü yok ediyoruz.
Zira topluma tepeden –üstelik de– ithal kültürler, ithal kimlikler dayatarak toplumun önünü açamaz, aksine tıkarsınız. Yapacağınız şey, yalnızca başkalarını taklit etmekten, daha da kötüsü, başka kültürlerin burada karikatürünü üretmekten öteye geçmez.
Köklerini kurutan bir toplumun, geleceği kurması da mümkün değildir. Zira köklere indiğiniz ölçüde, göklere yükselebiliriz. Kökleriniz ne kadar güçlü olursa, göklere açılma imkânlarınız ve kabiliyetleriniz de o kadar artar. Köksüz ağaç meyve vermez çünkü.
Bu nedenle de kim ne derse desin bu coğrafyanın en önemli meselesi en geniş anlamıyla kültür meselesidir. Kültür cephesinde top yekûn bir seferberlikle bu var olma savaşını kazanamayan toplumlar; bu tufanda hem kendilerini hem de genç kuşaklarını kaybetmeye mahkûmdur.
Genç kuşaklarını ihmal eden veya girdiği “kültür” savaşında kaybeden bir toplumun da, kendi değerleri üzerine bina edilmiş bir geleceği olamaz. Çünkü gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler. Genç kuşaklarını kaybedenler, geleceklerini kaybetmeye mahkûm olurlar. Gençliğin ruhunu” işlenmeyen bir tarla gibi” bıraktığınızda orada sadece ısırganlar ve dikenler oluşmasına sebep olursunuz.
Evet, bugün mümbit coğrafyamızda oldukça genç bir nüfusa sahibiz ama genç kuşak, esen sert ama ayartıcı rüzgârların önünde sürükleniyor. Yoz ve yozlaştırıcı, sığ ve sığlaştırıcı; hız, haz ve ayartıyı kutsayıcı bu post modern popüler, nihilist kültürün önünde savrulup duran bir gençlik var avuçlarımızda.
Çünkü dünyada planlı, programlı bir şekilde sarf edilen milyar dolarlarla sürdürülen “tek kültür” oluşturma çabası her platformda yoğun bir şekilde sürüyor ve bu tufanın önünde kimse duramıyor dünyada. Bütün ülkeler, bütün kültürler bu kültür tufanının yıkıcı etkisiyle istila edilerek dönüştürülüyor. Sığ ve ayartıcı bu kültür, dünyanın köklü kültürlerini tuzla buz ederek genç kuşaklarını kölesi hâline getiriyor.
İşin en acı tarafı yediden yetmişe herkes bu gidişatın farkında ve herkes şikayetçi, ama herkes kendinden başlaması gerektiğinin farkında değil.
Çünkü devamlı eleştiri modundayız ve bu mod artık kültürümüzün bir parçası haline geldi. Sanki gizli bir el zihinlerimizi “şikâyet” üzerine programlamış.
Ne demek istediğimi anlamak için sosyal medyada artık umumi hale gelen yorumlarımıza, iletişim tarzımıza, hatta televizyon programlarımıza veya günlük konuşmalarımıza bakmanız yeter de artar bile. En haklı olduğumuz konularda bile adam gibi eleştirmeyi unuttuğumuzu, eleştirilmek diye bir şeyi zaten rafa kaldırdığımızı, artık her şeyi ve herkesi eleştirebilecek kadar “kâmil”, hiç kimse tarafından da eleştirilemeyecek kadar “mükemmel” olduğumuzu göreceksiniz.
Oysa sahip olduğumuz manevi mirastan yola çıkarak, dünyaya bin yıl hükmetmiş ve tüm insanlığın güven adası olmayı başarabilmiş dinamiklerimize güvenerek, bu kültür tufanının önünde sadece biz durabiliriz. Evet, kaynak da hazine de bizde.
Öyleyse çözüm ne?
Kanımca ilk adım “biz”i yeniden inşa etmek. Düşünürlerimiz, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız, unvanlarına unvan katmakla meşgul akademisyenlerimiz, kanaat önderlerimiz; elbirliğiyle ait olduğumuz manevi mirasın şifrelerini deşifre etmeli, genç kuşakların manevî ihtiyaçlarına cevap verecek, ruhlarına hitap edecek güncellenmiş bir “kültür” inşa etmek için seferber olmalı.
İmkân ve fırsat buldukça sürdürmeye çalıştığımız konferans ve söyleşilerimizde açıkça gördük ve görüyoruz; Oldukça kalabalık ama bir o kadar zeki, sorgulayan ve dinamik yeni bir jenerasyon hızla geliyor. Ama ne yazık ki bu jenerasyon milli ve manevi dinamiklerimiz ile anne ve babalarından daha az temas kurdular. Hatta yeni neslin bir kısmı tamamen temassız. Rüzgârda savrulan yaprak gibi oradan oraya sürükleniyor. Bu işi hemen her mahalleye “imam hatip” açmakla kazandık sanıyoruz ama nafile! Gidin bakın okulların ve gençlerin hallerine. Oturun, onlarla “buyurmadan”, iki arkadaş gibi konuşmaya çalışın bakalım, ne verebilmişiz milli ve manevi dinamiklerimiz adına. Onların frekanslarını yakalayıp iletişim kurduğunuzda göreceksiniz ki, mükellefiyet bilincinden uzak, tahkik yerine taklidi bir inanca sahip olduğumuz, söylemlerimizle eylemlerimiz birbirini yalanladığı için genç nüfusumuza sirayet edemiyoruz. Çünkü dilin söylediğini eylemde görmeyen genç uzaklaşıyor ve kendince bir yol çiziyor. Biz ise bunun adına “isyankâr gençlik” koyuyoruz. (Devam EDECEK)
İmsak | 04:50 | ||
Güneş | 06:13 | ||
Öğle | 12:34 | ||
İkindi | 16:03 | ||
Akşam | 18:46 | ||
Yatsı | 20:03 |
Takımlar | O | P |
---|---|---|
1. Galatasaray | 25 | 60 |
2. Fenerbahçe | 24 | 54 |
3. Beşiktaş | 25 | 49 |
4. A.Demirspor | 25 | 45 |
5. Trabzonspor | 25 | 44 |
6. Başakşehir | 24 | 41 |
7. Kayserispor | 25 | 38 |
8. Konyaspor | 25 | 34 |
9. Karagümrük | 24 | 31 |
10. Antalyaspor | 25 | 28 |
11. Alanyaspor | 25 | 28 |
12. Sivasspor | 25 | 27 |
13. Kasımpaşa | 25 | 26 |
14. Gaziantep FK | 25 | 25 |
15. Ankaragücü | 24 | 25 |
16. İstanbulspor | 24 | 24 |
17. Giresunspor | 24 | 23 |
18. Hatayspor | 24 | 23 |
19. Ümraniye | 25 | 22 |
Takımlar | O | P |
---|---|---|
1. Samsunspor | 27 | 57 |
2. Eyüpspor | 26 | 53 |
3. Sakaryaspor | 27 | 49 |
4. Pendikspor | 26 | 47 |
5. Keçiörengücü | 27 | 47 |
6. Rizespor | 25 | 46 |
7. Manisa FK | 26 | 42 |
8. Bodrumspor | 26 | 41 |
9. Boluspor | 26 | 41 |
10. Bandırmaspor | 26 | 40 |
11. Göztepe | 26 | 38 |
12. Tuzlaspor | 27 | 28 |
13. Altay | 27 | 25 |
14. Adanaspor | 27 | 25 |
15. Erzurumspor | 25 | 24 |
16. Altınordu | 26 | 20 |
17. Gençlerbirliği | 26 | 18 |
18. Denizlispor | 27 | 17 |
19. Yeni Malatyaspor | 27 | 16 |
Takımlar | O | P |
---|---|---|
1. Arsenal | 28 | 69 |
2. M.City | 27 | 61 |
3. M. United | 26 | 50 |
4. Tottenham | 28 | 49 |
5. Newcastle | 26 | 47 |
6. Liverpool | 26 | 42 |
7. Brighton | 25 | 42 |
8. Brentford | 27 | 42 |
9. Fulham | 27 | 39 |
10. Chelsea | 27 | 38 |
11. Aston Villa | 27 | 38 |
12. Crystal Palace | 28 | 27 |
13. Wolves | 28 | 27 |
14. Leeds United | 27 | 26 |
15. Everton | 28 | 26 |
16. Nottingham Forest | 27 | 26 |
17. Leicester City | 27 | 25 |
18. West Ham United | 26 | 24 |
19. Bournemouth | 27 | 24 |
20. Southampton | 28 | 23 |
Takımlar | O | P |
---|---|---|
1. Barcelona | 26 | 68 |
2. Real Madrid | 26 | 56 |
3. Atletico Madrid | 26 | 51 |
4. Real Sociedad | 26 | 48 |
5. Real Betis | 26 | 45 |
6. Villarreal | 26 | 41 |
7. Athletic Bilbao | 26 | 36 |
8. Rayo Vallecano | 26 | 36 |
9. Osasuna | 26 | 34 |
10. Celta Vigo | 26 | 34 |
11. Mallorca | 26 | 32 |
12. Girona | 26 | 31 |
13. Getafe | 26 | 29 |
14. Sevilla | 26 | 28 |
15. Cadiz | 26 | 28 |
16. Real Valladolid | 26 | 28 |
17. Espanyol | 26 | 27 |
18. Valencia | 26 | 26 |
19. Almeria | 26 | 26 |
20. Elche | 26 | 13 |