Futbol sadece futbol mudur ülkemizde? Eğitimin bir yansıması değil midir? Toplumun bir göstergesi… Ahlakın… Adaletin… Birbirimize saygının… Neleri kaybettiğimizin bir küçük enstantenesi değil midir yere düşmüş bir insanın yüzüne atılmış tekmeler ve yumruk?

Merhamet tekmelendi dün akşam bu ülkede. İnsanlık yumruklandı. Ne olursa olsun ama bir evlat darbedildi. Bir baba… Bir eş… Bir hakem…

Gol yedik dün. Tam da – tabiricaizse – doksana takıldı top kalemizde. Bu golü çıkartmamız imkânsızdı. Gelişinden belliydi oynanan oyunların. Mağluptur bu yolda galip zanneden kendisini. Sabah programlarında adalet arayanların, güzellik salonlarında ve tiktoklarda para aklayanların, doktor ve öğretmeni dövmek için en ufak bahaneyi kollayanların, bade yoluyla insanları tavlayanların, parayı ve makamı saltanat sayanların sahada hakemi haklaması bizi şaşırttı mı? Hayır.

Suyun bir kaynama noktası vardır. Tekere basılan havanın patlama noktası… Arzın merkezinde patlamaya hazır bir yanardağ saklıdır. Etrafı kül etmeye hazır yangının bir kıvılcıma ihtiyacı var. Bütün varların pamuk ipliğine bağlı olduğu bir ülkede tetiği çeken eller hep aynı! Çoğunluk üzerindeki miskinliği atıp ayağa kalkmadığı ve cereyan eden bu tür olumsuzluklara bir reaksiyon göstermediği sürece daha çok ahkâm keseriz. Birileri gözümüzün tam da ortasına yumruk atar, biz susarız. Birileri başımızı tekmeler, biz adalet bekleriz. Birileri tehdit eder, biz sineriz. İşte böcek olmayı kabul edenlerin ezildiklerinde ağlayıp sızlamaları neyi değiştirir?

Reklamın iyisi kötüsü olmaz deriz ya, alın size bedavadan ama bir o kadar da dünyanın gözünde ülke imajımızı yerle bir eden bir reklam… Neresinden tutarsanız tutun tamamen dökülen bir yapıdan bahsediyorum. Ben futbol diyorum siz ahlak anlayın, toplum bilin, merhamet deyin, adalet zannedin, kanayan vicdan sayın.

Dökülüyoruz birer birer. Hangi yana baksanız bir olumsuzluk cereyan ediyor. Sporda… Güzellikte… Eğitimde… Dinde… Kanayan vicdandır oluk oluk. Merhamettir dikiş tutmayan.

Herkes yaşadığına göre uyarlıyor saydıklarımı. İnandığı dine göre yaşamıyor, yaşadığı şekle uyarlıyor dini. Ahlaksızlığını genelgeçer ahlaka tercih ediyor. Menfaatini her şeyden ve kişiden üstün tutuyor, kamu menfaatini yok sayıyor. Herkesin her alanda ahkâm kestiği uzmanlaştığı bir zamanda bu ülkede hiçbir şey yerli yerinde olmaz ve yapılmaz artık. Doktor doktorluğunu yapsın. Öğretmen öğretmenliğini… Kadın kadınlığını… Adam adamlığını… Çocuk çocukluğunu…

Bu ülkenin ahlaklı insanlara, erdem sahibi beyinlere, merhametli yüreklere, adil zevatlara acilen ihtiyacı var. Bırakın sen ben davasını, biz elden gidiyor! Liyakatli o kadar çok insanımız var ki! Kıymeti kendisinde saklı, oturduğu makama değer katan, verdiği hükme vicdanını koyan, attığı adım kamu yararına olan ve her şeyden daha önemlisi insanı merkeze alan ve her şeyi ona göre şekillendiren…

Neyzen ne güzel demiş: “Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti / Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!” Bugün futbol, yarın eğitim, sonra adalet, başka gün başka bir saha… Artarak devam edip gidecek bu tür olumsuz hareketler. İnsanlar bir kısmını eleştirecek sert bir şekilde işine geldiği şekilde bir kısmını da ayıplayacak işin gelmediği şekilde. Oysa bugün yeşil sahada atılan yumruk toplumun yüzüne atılan yumruktu. Moraran bir gözle pembe hayaller kuracak durumda değiliz. Neden bu hale geldik deyip fikretmemiz lazım. Atacağımız sert ve bir o kadar kendimizden emin adımlarla bu ülkenin adil, ahlaklı ve merhametli yarınlarını inşa etmemiz için gözümüzün ortasına yediğimiz bu okkalı yumruk ve yüzümüze aldığımız acımasız tekmeler bir milat olur inşallah.