“YARİM İSTANBUL’ U MESKEN Mİ TUTTUN?” « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

“YARİM İSTANBUL’ U MESKEN Mİ TUTTUN?”

Bu haber 24 Eylül 2018 - 9:57 'de eklendi ve kez görüntülendi.

1950’li yıllardan beri siyasetçilerimizin kullandığıpopilist (halkı okşayıcı) söylemlerin bizi nereye getirdiğini görüyor musunuz?

  Mega şehir oldu diye kimilerinin övündüğü İstanbul ve çevresi insan yığınlarıyla doldu; orta ve alt tabaka halk için yaşanamaz, nefes alınamaz bir yığın haline getirildi. Yalnızİstanbul mu? İzmir’in dağlarında çiçekler açmıyor artık, dağlar dereler göç ederek ekmeğini arayan insanların gecekonduları ile doldu. Mersin, Antalya, Bursa gibi anormal şekilde irileşen kentlerimiz birer kozmopolit  insançöplüğü alanı haline geldi.

 Buralarda; sefaletten, işsizlikten, ahlaksızlıktan, fuhuştan, uyuşturucudan, hırsızlıktan, açgözlülükten geçilmiyor. Cinayetler kanıksanır hale geldi.

 Halk teşvikedildi, başta  İstanbul olmak üzere bir çok kentimiz  gecekondularla dolduruldu, bu da yetmedi şimdi gökdelenler dikiyoruz. Hem de, ”İstanbul artık yaşanmaz hale geldi” diyerek sızlanıyoruz. Cumhurbaşkanı bile bu hatayı kabulleniyor ve “İstanbul’un bu hale gelmesinde biz dahil herkesin günahı vardır” diye durum saptaması yapıyor.

 Ama hȃlȃ fabrikaları, iş alanlarını bu yörelerde ve çevresinde açıyoruz. Büyük yatırımları buralarda yaparak cazip duruma getirmeye devam ediyoruz. Boğaz yetmezmiş gibi bir de “İstanbul Kanal” diye bir çekim alanı daha yaratmanın girişimi içerisindeyiz. Bu durum, biraz daha göç anlamına geliyor.

Göçebe milletin kaderi devam ediyor Aş ve iş kaynakları aynı merkezlerde toplandığı için halk istemese de bu kentlere koşmak zorunda kalıyor. Toprak ancak buralarda para ediyor. Anadolu terkedilip çölleşiyor

 Bu nedenle, geleceğini göremeyen büyük yığınlar, daha iyiyi üretmek, yenilikleri yaratmak, özgürlüğünün tadına varmayı istemek yerine, günübirlik yaşantısını sürdürmeye çalışıyor. Yatırım yok, proje yok, eğitim olanağı kısıtlı bir ortamda, millet hȃlȃ eski ayrılık türkülerini söylemeye devam ediyor.

 Bizler milletçe, devamlı ayrılığın sızısı, gurbetin yalnızlığı, sıla hasretinin  yangısı içinde mi yaşayacağız?

 Türkülerimiz ne zaman, ayrılık acısından, yoksulluk sancısından kurtulacak? Ne zaman kavuşmaktan, mutluluktan ve neşeden ezgiler seslendirecektir?

 Yetmiş yıl önce söylediğimiz şu türküyü bügün de aynı duygularla söylemeye devam ediyorsak bunun sebebini de biraz düşünmeliyiz.

         “Yȃrim İstanbul’u mesken mi tuttun

          Gördün güzelleri beni unuttum

          Sılaya dönmeye yemin mi ettin

 

          Gayri dayanacak özüm kalmadı

          Mektuba yazacak sözüm kalmadı

         

          Yȃrim sen gideli yedi yıl oldu

          Diktiğin fidanlar meyveye döndü

          Seninle gidenler sılaya döndü

 

          Gayri dayanacak özüm kalmadı

          Mektuba yazacak sözüm kalmadı”

Gelin, halkımızı, dünya milletlerinin eline baktıran bu utanç verici durumdan kurtulmanın girişimini hemen başlatalım.

Atatürk’ü bir daha özümseyip, hamlemizi yarına bırakmadan yapalım.Kısa, orta ve uzun vadeli projelerle insanımızı toprağına, ailesine, mutlu yaşayacağı bir ortama kavuşturmanın adımlarını hemen atalım. Büyük kentlere ekmek için göçenleri topraklarına geri gönderecek cazip projeleri ve teşvikleri uygulamaya geçirelim. Kurban kesmek için yurt dışından hayvan almayıp kendimiz yetiştirecek ortamları halkımıza sunalım.   

Üniversiteyi bitiren çalışkan ve akıllı gençlerimizin Avrupa ve Amerika’ya kaçmalarını önleyecek güven ve iş alanlarını yaratmanın yollarını arayalım. Bunları yapmak çok mu zordur.

 Birlik ve beraberlik başka nasıl sağlanır.

 Hamaseti bırakıp, gerçeğimize dönerek “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünün anlamını bir daha düşünelim.

 Göstermelik “kalkınma bölgeleri”  ilan edip yatırım öncelikleri tanır gibi yaparak, gerçekçi adımlardan uzak, umutlar dağıtıyoruz.

 

         

 

         

           

 

M. Fikret Yılmaz
M. Fikret Yılmazmfikretyilmaz@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.