YAKUP ŞEVKİ PAŞA HAKKINDA BİR YAZI « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

YAKUP ŞEVKİ PAŞA HAKKINDA BİR YAZI

Bu haber 29 Haziran 2020 - 8:36 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Orgeneral Yakup Şevki Subaşı 1876-1939 yılları arasında yaşamış, özellikle Çanakkale Savunmasında çok büyük kahramanlıklar göstermiş, Ağustos 1915’te Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın yerine 19. Tümen Komutanlığı görevine ve ardından da Ekim 1915 tarihinde 3. Kolordu Komutan vekilliğine atanmış, adı dönemin Türk ve Batı gazetelerinde Atatürk ile birlikte “Çanakkale Kahramanları” olarak geçmiştir.

Mart 1916 tarihinde Galiçya’da 15. Kolordu Komutanı iken “Paşa” unvanı almış 14. Kolordu Komutanlığı, 2. Kafkas Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuş, Kars’ın Ruslardan geri alınmasında başrolü oynamıştır.  1918 tarihinde yeni kurulmuş Şark Ordular Grubu komutası altındaki 9.Ordu’nun başına getirilmiş, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal eden İngiliz İşgal Kuvvetlerince tutuklanıp Malta Adası’na sürülmüş, oradan kurtulur kurtulmaz Kurtuluş Savaşı’na katılarak, 2. Ordu Komutanlığı yapmış, Dumlupınar Meydan Muhaberesi sonrası 31 Ağustos 1922 tarihinde Ferik rütbesine yükselmiş ardından da 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in  kurtuluşunun ardından, komutasındaki 2. Ordu ile beraber Çanakkale Boğazı’nda bulunan İngiliz kuvvetlerinin kuşatılması harekâtını yürütmüştür.

Bu yazıda, yalnız Elazığ- Harput değil Türkiye tarihi için de önemli bir değer olan Yakup Şevki Paşa’dan söz eden 17 Haziran 1963 tarihli Yeni Fırat dergisinin 12. sayısında yer alan ve yakını İ. Hakkı Subaşı tarafından kaleme alınmış bir yazıdan büyük bir bölümü sunmak istiyorum:

YAKUP ŞEVKİ PAŞA

 İ. Hakkı Subaşı

(Yeni Fırat Dergisi 12. Sayı 17 Haziran 1963)

 

“Bugünkü harap, dünkü mamur ve canlı Harput’ta Dünyaya gözünü açan Yakup Şevki Paşa merhum, aslen Kuzova’da (Çorçuk) ağası Yakup Ağa’nın torunu ve Mehmet Efendi’nin oğludur.

Yakup ismi, memleketimizde âdet olduğu üzere, dedesinin ismi olarak ken­disine verilmiştir.

Yakup Ağanın oğlu olan merhumun pederi Mehmet Efendi, tek evlât olarak serbest yetiştirilmiş ve maalesef böyle yetiştirilen emsali gibi işret ve sefahate iptilâsı yüzünden genç yaşta vefat et­miştir.

Babasını kaybettikten sonra Harput’ta anne dedesi Hacı Mehmet Efen­dinin ve dayısı Hacı Ali Beyin yanında büyüyen Yakup Şevki Paşa’nın çocuklu­ğu, varlık içinde geçmemiştir. Aksine çok sıkıntılı zamanları olmuştur.

Harput’un Eğin bağlarından Elâ­zığ’daki Rüştiye mektebine kadar hafta­nın birçok günlerinde yaya olarak gidip gelmiştir. Bahçedeki işinden ayrılması mümkün olan mahdut zamanlarında, merkebi ile mektebe gidip gelmek fırsatını bulan Yakup Şevki, böylece birçok zamanlar, günün gidiş geliş mecmuu beş saatini yolda ve yaya olarak geçirmiştir.

İşte bu şartlar altında tahsile devam eden merhum, çalışması ve zekâsı sayesinde daima sınıfının birincisi olmuş, ka­palı ve mahdut hayatında bahçe, ev ve mektepten başka bir şey tanımayan bilmeyen küçük Yakup Şevki’ye, derslerindeki başarısından dolayı, mektebi tarafından mükafat ve takdirname verilirken ağla­mıştır.

Sonraları hemen her okuduğu mektepte de sınıfının birincisi ve en çalışkan talebesi olarak temayüz eden merhumun bu yazımda umumi olarak, esas vasıflarını anlatacağım:

Merhum Yakup Şevki Paşa, çalış­masına hudut olmayan ve çalışmaktan yılmayan ve yorulmayan bir insandı. Ya­rım bilgisi yoktu. Daha ilk mektep ha­yatından itibaren bütün derslerini ve va­zifelerini noksansız ve tamam yapmak itiyadını, bütün hayatı boyunca da mu­hafaza etmiştir. Bu sebeple hiçbir şeyde yarım bilgi sahibi olmamış, tam bilgi sahibi olmuştur. Bildiklerini genişliğine ve derinliğine bilirdi.

Almancaya ve Fransızcaya da hakkı ile vakıftı. Bu iki lisanda da tasarrufu tamdı. Bu lisanlarda ve Türkçede yazıl­mış olan bütün askeri eserleri okur ve ke­narlarına düşüncelerini yazardı.

Ta eski devirlerden itibaren geçmiş bütün milletlerin meşhur kumandanla­rını, yaptıkları harekâtı okumuştur. Bun­ların hepsini bütün hususiyetleri ile bilir­di. Yakın ve uzak Türk harp tarihini ve Türk kumandanlarının hepsini, en ince teferruatına kadar, tetkik etmiştir.

Ayrıca tarih bilgisi ve bilhassa Türk ve İslâm tarihi bilgisi, çok kuvvetli idi. Bil hususa dair yazılmış Almanca, Fran­sızca, Türkçe bütün eserleri okumuş, kar­şılaştırmış, hepsi hakkında sağlam neti­celere varmış, kuvvetli ve emin bilgiler sağlamıştır.

Malta’da esaret hayatında, bir oda­da beraber kaldıkları Rauf Bey’den çok kısa zamanda İngilizceyi de öğrenmiş ve 17 eser tercüme etmişti.

Dini bahislere de alâkası çoktu. Kuran-ı Kerimi, dört muhtelif tefsirden okumuş ve notlar almıştı. İslam dini ve esasları hakkındaki bilgisi çok kuvvetli idi. Umumiyetle içtimai bilgilere çok ehemmiyet verirdi. Halk ve asker ruhi­yatını anlamaktaki büyük değeri inkâr edilemez.

Tumturaklı ifadelerle konuşmayı ve yazmayı sevmezdi. Hatta içinde fikir ve mana bulunmayan süslü sözleri de dinle­mekten hazzetmez ve bunu lüzumsuz bu­lurdu. Kendisinin selis ve açık bir ifadesi ve hitabeti vardı. Kumandanlık ve hoca­lık vasfı çok kuvvetli idi. Sözleri daima özlü, bilgili ve muhakemeli olurdu.

Tam ve hakiki manası ile dindar bir insandı. Allah korkusu bütün ef’al ve harekatına hakimdi. Namaz kılar ve oruç tutardı. Muhitine ve etrafına göre çok cüz’i olmasına rağmen, servetinin zekatını da muntazaman vermeyi hiç ih­mal etmezdi. Bu kadar dindar olmasına rağmen, softalık ve taassuptan uzak ka­çardı. Başkalarına karşı olduğundan daha ziyade, nefsine karşı şedit idi.

Sözde ve yazıda mübalağadan hiç hoşlanmaz, tefahürü bir iç duygusu nok­sanlığı sayardı.

Kendisinin harekât ve muvaffaki­yetlerinden bahsedilmesinin, yaptığı iş­lerin ve çalışmalarının rengini değiştir­mesinden ve bunlara dünyevi bir arzu bir hırs katmasından korkar ve sakınırdı.

Hayatı azami derecede basitti. Sade­likten zevk alırdı. İstanbul’da bu­lunduğu müddetçe şahsına tahsis edilen otomobili için: “Ben burada vazife yap­mıyorum. Bana otomobilin lüzumu yok­tur. Zaruret olursa tramvayda giderim.” diyerek verilen otomobili iade et­miştir.

Ne servete talipti ne de mevkiye düş­kündü. Yükseldiği mertebeler, vazife görmek icbarının neticesi olarak kendi­sine verilmiştir. Hiçbir ihsanı kabul et­memiştir.

İslam ve Türk ananesine şiddetle bağlı idi. Hayatında, örnek insan olarak Hazreti Ömer’i kabul etmişti. Bütün harekâ­tında, onun gibi feragatli, onun kadar iradeli, ona benzer şekilde cesur ve azim­li olmaya gayret ederdi. Çocuklara ve kadınlara karşı çok müşfikti. Tazallümlerine ve şikâyetlerine dayanamazdı.

İradesine fevkalâde hâkim olmasına rağmen, içli, hassas ve çok rikkat sahibi idi. İrade kuvveti ile hissiyatına hakim olurdu. Acıklı bir yazı, içli bir şiir okun­duğu zaman veya kalbe dokunan bir hi­kâye anlatıldığı vakit tahammül edemez, ağlardı.

Şiir yazmakta da aşinalığı vardı. Hayatının son senelerinde gözlerinin ra­hatsızlığı çalışmasına engel olunca, his­lerini ince ve içli şiirlerle terennüm et­miştir. Bunların hiç birisi neşredilmiş değildir.

O, bütün bu halleri ile, geniş ihata­sı, keskin zekâsı, nefsine karşı son dere­ce hakimiyeti, inanılmaz derecedeki ira­de kudreti ile fıtraten büyük yaratılmış bir insandı.

Hayatında hiç küçülmedi. Tabasbus, riya ve yalan ömründe bir defa dahi ol­sun görülmemiştir. İstiğna ve feragat kalesine sırtını dayayarak, zamanın ve hayatın bütün ha­sis ihtiraslarına kayıtsızca bakmış ve hiçbirine tenezzül etmemiştir.

Yaşadığı müddetçe kendisinden bahsedilmesini arzu etmemiş, bundan sıkıl­mış ve eza duymuştur. Hakikaten numuneyi imtisal olacak bir yaradılışa sahipti. Gizli kalan hayatı açıklanınca, yalnız ak­raba ve hemşehrilerine değil, bütün Türk Milletine, bilhassa Türk Gençliğine, fa­zilet ve gayret yolunda örnek bir insan olarak onu göstermek gerekir.”

Hakkı SUBAŞI

 

Cem Bayındır
Cem Bayındırbayindircem@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.