ÜNİVERSİTELERDE LİYAKAT « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

ÜNİVERSİTELERDE LİYAKAT

Bu haber 13 Temmuz 2020 - 8:40 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Fikir Günlüğü

Birçok alanda olduğu gibi üniversitelerde de liyakate uygun olmayan atamalar kalitesizlik ve iş

barışının bozulmasına yol açıyor. Üniversitelerin önceki yönetim sisteminde “oydaşlık” en

önemli menfaat birliği olarak görüldüğünden, diğer bütün hedefler ikincil, üçüncül planda

kalıyordu. Şimdi seçim komedisi kalktı ama yerine gelen atama sistemi hiçbir şeyi düzeltmedi.

Yanlış yolda eşekle ilerlerken artık katırla ilerlemek gibi bir şey. Yol gene yanlış. Oydaşlık bitti

ama yerine “yandaşlık” geldi.

Yayın – araştırma sayısı ve kalitesi önde olan, proje üreten, hasta hizmeti için alın teri

döken, kendisini eğitime adayan öğretim üyesinin kayrılması, korunması çoğu zaman sözde

kalıyor, yönetimin adamları kayrılıyor, korunuyor. Araştırma-proje-eğitim gibi en önemli

hedefler görüntüyü kurtarmak için kullanılıyor. “İyi öğretim üyesi bizi destekleyendir” diyerek

bu hedefler konusunda dahi ayrımcılık yapılıyor. Sistem, yöneticilerin koltuklarının

korunmasına yönelik işliyor.

Yeni atanan rektörün en öncelikli icraatı bir dahaki seçimi garantiye almak için kolları

sıvamak ve iktidar sahipleriyle iyi ilişkilerini korumaktı. Yeni sistem nispeten yükü azalttı.

Artık oy peşine düşme zahmeti kalmadı, iktidarla iyi ol, yetiyor! Yine kendisi için ya da dört yıl

sonra destekleyeceği aday veya kadro için çalışmak birinci ilke. Üniversitenin diğer bütün

öncelikleri alt sıralara düşüyor.

Destek aldığı kişi veya gruplara verdiği sözleri yerine getirmek ve ittifakı korumak baş

siyaseti oluyor.

Siyasal sistemimiz iktidar sahiplerinin nüfuz ve etki alanını artırmasını teşvik

ettiğinden, üniversite özerkliği lafta kalıyor. Siyasilerin hukuken müsait olmasa da (zira

yasalarımız ‘görünürde’ özerk kurum olarak tanımlıyor) üniversite üzerinde nüfuz kazanmayı

istemelerinin yanında, üniversite yöneticileri de iktidar sahiplerine yakın olmak, onların lütuf

ve takdirlerini kazanmak konusunda adeta yarışıyor.

Rektörlüğe aday olup da siyasi iktidar sahiplerinin peşine düşmeyen kimse yok.

Maddi destek ve kadro gibi hayati konularda devlet desteği alabilmenin iktidara yakın

olmaya sıkı sıkıya bağlı olması bunu neredeyse zorunlu kılıyor.

Arap aşiret reisi kılığına girip de işi şarlatanlığa vuran var. Kadın eli sıkmak günahtır

diye fetva veren var. Tarikatıyla övünen var.

Bunlar bilim adamı.

Hem de bilim adamlarının başı!

Sorun sistem sorunu.

Bu çarpıklığı birilerinin düzeltmesi gerekir. Yani üniversiteler diğer devlet kurumları

gibi olacaksa gerekli yasal düzenlemeler yapılsın, Karayolları, Devlet Su İşleri, Emniyet Genel

Müdürlüğü gibi kurumlardan olsun. Yok eğer özerk olacaklarsa, yasalarda tanımlandığı gibi

kalsın, memleket dahilindeki nüfuz sahibi kişi veya kuruluşlarla, yasalarda tanımlanmayan

bağlantılar kurmak zorunda bırakılmasın.

Üniversite yönetimleri kendilerini destekleyen veya destekleyecek kişileri üniversiteye

almak için olmadık oyunlara giriyor. Çok bilinen bir oyun, kadro ilanlarına “şart” koymaktır.

İlk bakışta bu gibi şartlar sanki bir amaca hizmet ediyormuş görüntüsü taşıyor. Sanki önemli

bir alandaki araştırmacı açığını kapatmayı hedefliyormuş gibi. Belki de yüzde bir oranında

gerçekten böyle bir maksat da var. Ama yüzde doksandokuzunda asıl maksat, istediği kişiyi

almak için “hülle” yapmaktır. Yani hukuka, yasalara, yönetmeliklere karşı hile. Mesela tıp

fakültesine kendisini destekleyecek olanı almak için “kabızlık” konusunda yayın yapmış olma

şartı koyar. Veya bilmem kaç sene bir sağlık kurumunda “üst düzey yöneticilik” şartı getirir. Ne

alakası var, akademik bir kadro için yöneticilik şartının? Normal bir yöneticilik de değil, üst

düzey yöneticilik. Adrese teslim kargo, pardon kadro.

Medyaya yansıyan örneklerden hatırlarsınız, gazeteye verilen ilanda alınacak kişinin

isminin bile yayınlandığı oldu. İş bu kadar çığırından çıkmış durumda.

Bazen üniversite yöneticileri koydukları şarta uyan istemedikleri başka adayların da

başvurduğunu görürler. O zaman panik başlar. İstemedikleri adayı refüze için etik

karalamadan tutun da, başvuru evrakı ve yayınlarını didik didik ederek açık bulmak

konusunda gayrete girerler. Bazen diğer bütün branşlarda yapılan başvuruların hakemlere

gönderilmesine ve atamaların yapılmasına karşın, birkaç branşta hala dosyaların sırf bu yüzden

hakeme gönderilemediği görülür. Çünkü hakeme gönderilse, istemedikleri adayın yayın sayısı,

kalitesi, aldığı atıflar, hizmet süresi gibi birçok alanda üstün olacağı bellidir. O yüzden adayın

önü başka şekilde kesilmelidir!

Üniversite hastanesi kliniklerinde veya diğer fakültelerin çeşitli bölümlerinde öğretim

üyeleri birbirleriyle bu yüzden darılır, hatta kavgalar olur. İş mahkemelere düşer. Dedikodular

ayyuka çıkar. Nerede bol dedikodu, mahkemeleşme, öğretim üyesi kavgası varsa, orada

üniversite yöneticilerinin haksız-adaletsiz uygulamaları, yani sorumlulukları vardır.

Üniversitenin üst kurumu olan YÖK, devletin ve hükümetin ilgili kişi ve kurumları bu

kanayan yaraya çare arayıp bulmalıdır.

Öğretim üyelerinin yeni Cumhurbaşkanımız ve hükümetten beklentileri vardır.

Üniversitelerde liyakate uyulması sağlanmalıdır. Kayırma çalışan, üreten, hizmeti asıl

veren öğretim üyelerine yapılmalı, yöneticinin iktidar tarafından atanabilme kaygısıyla

çalışmasına veya daha önce verilmiş sözleri üzerinden “ulufe” dağıtmasına izin verilmemelidir.

Akın Eraslan Balcı
Akın Eraslan Balcıakineraslanbalci@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.