ÜNİVERSİTE KAPISINDAKİ KELEPÇE « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

ÜNİVERSİTE KAPISINDAKİ KELEPÇE

Bu haber 12 Ocak 2021 - 7:46 'de eklendi.

Hasbihâl

Yaşayan görür diyorlar.

Biz de 78 sene yaşadık bu ülkede!

Ne yazık ki ilim irfan yuvası bir üniversitemizin kapısına kelepçe vurulduğu gördük.

Görmez olaydık ama ne yazık ki gördük.

Bendeniz bir köşe yazarı olarak yıllardan beri üniversitelerimize layık olmayan bazı profların cumhuriyete ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e karşı çağdışı ve iftira niteliğindeki söylem ve eylemlerini gördüğümde “Kapatın bu üniversiteleri” başlığı altında yazılar yazdım.

Ve bu gün Boğaziçi gibi köklü ve saygın bir üniversitemizin kapısına kelepçe takıldığını gördüğümde de bu yazılarımda ne kadar haklı olduğumu anladım.

Bu gün 137 yıllık köklü bir geleneği olan Boğaziçi Üniversitesinin kapısına öğrenciler girmesin diye kelepçe takıldı.

Vah ki vah…

***

Bunun işaretlerini yıllardır üniversitelerimizde görmekteyiz.

Bu akşamdan sabaha oluşan bir hadisede değildir. Adım adım yaklaşan bir arzunun, bir isteğin dışa vuruşudur.

Liyakatsiz ve partizanca yapılan ve teamülden uzak yapılan atamalar üniversitelerimizi eğitimden uzaklaştırarak siyasetin doruğuna çıkardı.

Atamalarda liyakate değil biate önem verildi.

***

Bir üniversitedeki anlı şanlı bir profomuz ilim irfan yuvaları olan Üniversitelerimize ”fuhuş yuvası” deme cehaletini gösterdi.

***

İzmir’de bir prof durduk yere ulu önder Atatürk’e “O adam” diye hitap etti. “O adamın resimlerinin üzerlerini örtün.” dedi. “Kemalizm ilericilik değildir, gericiliktir.” Dedi..

***

Sabahattin Zaim Üniversitesinde bir rektör yardımcısı “Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halkın ferasetine güveniyorum” deme gafletini gösterdi.

***

Adıyaman Üniversitesi Rektörü “Yabancı bir kadın ile tokalaşmanın ateş tutmaktan daha korkunç olduğunu” iddia ederek kadınlarımızı birer cehennem unsuru olduğunu” söyledi.

Ne yazık ki bunlara karşı ne YÖK denilen kurum ne bizi yöneten siyasetçiler ve ne de idarecilerimiz göstermelik bir söylemden ileri gitmediler, ses çıkarmadılar.

***

Bu ve bunlar gibi örneklerin ardı arkası kesilmedi. Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Nükhet Hanım da baktı ki üniversitede yapacağı bir iş kalmamış, üniversitesi bilimin ve ilmin ışığında değil, dünyadaki beş yüz üniversitenin içerisinde bile yok üretmekten bilim adamı yetiştirmekten pek anlayamıyor bari manavlık yapayım diyerek üniversitenin tıp fakültesine tanzim satış mağazası açtı.

Rektörlük cübbesini çıkartıp manavlık önlüğünü giyerek satışlara başladı.

Bu hanım rektörün gayesi bilim ve ilme hizmetten öte iktidara şirin görünmekti.

***

Böylelikle üniversitelerimiz her geçen sene biraz daha kan kaybederek ilim irfan yuvası olmaktan çıktı.

Çünkü yöneticileri cumhuriyetin temel ilkelerinden Atatürk ilk eve inkılaplarından çok uzakta bir eğitimin peşindeydiler.

Oysa Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.” Diye buyurmuştur.

Bu buyruk dağdaki çobanın kafasına konulmuş ama günümüz Türkiye’sindeki bazı profların, bazı siyasetçilerin ve bazı akademisyenlerin kafasına konulamamıştır.

Sözün burasında cumhuriyetimizin özelliğini ve güzelliğini kavrayan Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı, yenilikçi ve ilerici rektörlerimizi, profesörlerimizi, akademisyen ve siyasetçilerimizi tenzih ediyorum. Onlar bizim başımızın tacıdır bizim sözümüz kafası örümcek ağıyla donatılmış önünü bile göremeyenler içindir.

O zaman bu heriflerin bu gibi önemli makamları işgal etmesi bu ülkenin talihsizliği değil de nedir?

Bunların bu üniversitelere, gençlerimize, eğitimimize ne gibi faydaları olabilir ki?

***

Eğitim ve öğretim kurumu olan üniversitelerimiz bu gibi ortaçağ kafası taşıyan yobazlara teslim edildiği sürece bu ülkede hiçbir şey tam olarak hayata geçirilemez.

Eğitimde, sağlıkta, hukukta, siyasette kalkınmada, refahta hep yarım kalırız.

***

İşte sevgili okurlarım

“Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” sözü bu gün gerçek oluyor.

Üniversitelerin bu gibi insanlar tarafından yönetilmesi Boğaziçi üniversitesinin kapısına kelepçe takılmakla sonuçlanır.

Üniversitelerimizde adım adım gerçekleşen sebepler, liyakatsiz ve siyasete dayalı atamalar bu gün Boğaziçi gibi her gencimizin rüyasını süsleyen ilim irfan kurumu olan bir üniversitenin kapısına kelepçe vurulmasına kadar geldi.

Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete…

Allah sonumuzu hayreylesin.

 

***///***

Mehmet Şükrü Baş
Mehmet Şükrü Başmehmetsukrubas@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.