TÜRKLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU? « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

TÜRKLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

Bu haber 28 Kasım 2018 - 9:42 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bir büyük ve şerefli milletin mensuplarıyız. İslam bize çok şey katmış biz de uzun yıllar hem İslam’ın bayraktarlığını hem de hizmetkârlığını, koruyuculuğunu yapmışız, birçok yoruma göre de İslam’ın en temiz yaşantısının örneklerini vermişiz.

İslam, Hz. Peygamber’e Arabistan topraklarında nazil olmaya başladı ve ilk uygulamalarını buralarda ortaya koydu, ilk devlet teşkilatını buralarda kurdu. Ancak daha Hz. Ömer’in halifeliğinde, yani Hz. Peygamberden sadece 3-4 yıl sonra İslam askerlerinin atları Türklerin yaşadığı bölgelere ayak basmaya yâda sınır coğrafyalarda görünmeye başladı.

Türkler ilk nerede ve nasıl Müslüman oldular, kim ilk kez İslam’la şereflendi gibi soruların cevabı en azından şu anki bilgilerle henüz meçhul. Bu konuda çok sayıda çalışma ve araştırma olsa da dönemin şartları ve yazım imkânları, seferler, savaşlar, büyük oranda yer değişmeler ve göçlerle kayıtların, belgelerin yok olmaları göz önünde bulundurulursa bu konudaki soruları cevaplayacak ölçüde bir bulgu, delil şu anda ortaya konamamaktadır.

Ancak şunu hemen ifade edelim ki Türkler kılıç zoruyla değil kalem aşkıyla, okuyarak, tanıyarak, örnek şahsiyetleri, tacirleri, askerleri görerek, tanıyarak İslam’ı seçmişlerdir. Yani kılıç değil kalem ile ikna olmuşlardır.

Bu girizgâhı tarihçi Sayın Prof. Dr. Tufan Gündüz’ün Kuran ve Kılıç adlı Türkler Nasıl Müslüman Oldu alt başlığı ile yayınlanan yeni kitabını tanıtmak amacıyla yazdım. Önemli ve üretken bir tarihçi olan Gündüz, tarihçi kimliğinden ve dikkatinden ödün vermeden ancak okuyan herkesin keyif alacağı, dipnota boğulmayacağı, bilimsel ama kolay okunan güzel bir kitaba imza atmış.

Eserine Türklerin köklü tarihine değinerek başlayan Gündüz, Çin kaynaklarından alıntıyla M.Ö.2255 yılına kadar uzanan bir önemli tarihe sahip olan milletimizin yerleşik olduğu bölgelerden, kurduğu devletler ve medeniyetlerden bahsederek söze başlamakta ve daha sonra aynı dönemlerde hem Türklerin tarihinde yer eden olaylara hem de Hz. Peygamber’in risaletiyle başlayan gelişmeleri aynı dönemler itibariyle değerlendirerek beraber götürmektedir.

Araplarla Türkler arasındaki ilişkilerin başlangıcına dair sağlıklı verilerin olmadığını ve özellikle Hz. Peygamber’e isnat edilen Türkler hakkındaki övücü ifadelerin uydurma olduklarını savunan Gündüz, eldeki verilere göre iki millet arasındaki sağlıklı iletişim ve tanışıklığın ancak 10.yy’den itibaren ortaya çıktığını kaydetmektedir.

Burada dikkat çeken taraf Türklerin İslam öncesi dini hayatlarına dair durumun ne olduğudur. Hocaya göre bu dönemde Türkler sanıldığı gibi Şaman dinine mensup olmadıkları gibi, bir ibadet şekilleri, bir tapınakları da yoktu. Ancak Gök Tanrı milli tanrıydı, zaferler kazanıldığında Tanrı’nın yanlarında ve kendileriyle birlikte olduğu inancı bulunmaktaydı. Ahiret inancının olması, tek Tanrı kavramı ve puta tapıcılık olmaması elbette Türkleri İslam’a yaklaştıran kavramlar olmuştur.

Türklerin ilk nerede ve nasıl İslam’ı seçmeye başladıklarına dair net bilgiler bulunmamaktadır. Bu geçişlerin bireysel tercihler mi olduğu yâda kitlesel bir dönüşüm mü olduğuna dair de kaynaklardaki veriler yeterli değildir. Tarih kaynaklarının büyük kısmında Araplar ile Türkler arasındaki ilk yakın temasın Talas Savaşı olduğuna dair kayıtlar bulunmaktadır. Bu savaşta Çinlilere karşı birlikte savaşan Araplar ve Türkler arasında ilk yakınlaşma başlamıştır.

Daha sonra Abbasilerin saraylarında halifenin korumalarının Türklerden oluştuğuna dair kayıtlar yer almaktadır. Bu arada 770’li yıllarda Karluklardan bir bölümünün İslam’ı tercih ettiği de kaydedilmiştir. Bu dönemde Türklerin savaşçı kimliği ve faziletleri hakkında ilk yazılı eserler ortaya çıktığı da görülmektedir. İslam ile tanışan Türkler itikadi olarak Maturidi’nin, mezhep olarak da Ebu Hanife’nin görüş ve yolunu benimsemekteydiler. Bu durum Ehli Sünnet anlayışının ve birçok yorumcuya göre de İslam’ın en güzel anlaşılma ve yaşanma şeklinin milletimizde yerleşmesini sağlamıştır.

İslam’a kitlesel katılımların başlangıcı açısından Karahanlılar’ın Sultanı Satuk Buğra Han’ın İslam’ı seçerek Abdulkerim adını alması önemlidir. Devlet ricalinin İslam’ı seçmesi kitleleri etkilemiş, 960 yılında 200 bin çadırdan oluşan büyük bir topluluğun İslam’ı seçtiği kaydedilmiştir.

Burada sözü milletimizin en büyük zenginliklerinden bir olan ve Fuat Köprülü’nün ifadesiyle terazinin bir kefesinde o olsa bile bütün edebiyatımızdan daha ağır basacak olan Dede Korkut hikâyelerine getirmek gerekmektedir. Gündüz hoca Dede Korkut’tan Deli Dumrul hikâyesini alıntıladıktan sonra yaptığı yorumda Dede Korkut’un Azrail ile olan konuşmasından Türklerin inanç sisteminde “aracıların” olmadığını, doğrudan ilahi emirleri kendileriyle muhatap kıldıklarını, bunun da temiz bir dini anlayışın ve yaşayışın gereği olduğunu ifade etmektedir.

Gündüz hoca kitabında Türklerin İslam’a hizmetlerini şu cümleler ile sonlandırmaktadır, “Türkler İslam coğrafyasının genellikle hâkimi, dini müesseselerin hadimi oldular. Kanlarını bu yolda, canlarını bu uğurda harcamaktan geri durmadılar.”

Yazımızı İslam ile şereflenen ve yüz yıllar boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapan milletimizin en güzide evlatlarından biri olan Sultan Alparslan’ın Malazgirt Ovasında bir Cuma sabahı Rabbine yaptığı niyaz ile bitirelim, “Ya Rabbi, sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihad ediyorum. Ya Rab, niyetim halistir, bana yardım et, hilafım varsa beni kahret.”

Milletimiz, İslam ile şereflendiği günden buyana bu duanın kavli kısmından öte fiili tarafını oluşturmuştur.

Tufan Gündüz / Kuran ve Kılıç

Yeditepe Yayınları

 

 

 

 

Gıyasettin Dağ
Gıyasettin Dağgiyasettindag@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.