Toplumsal Vicdanın Kurban Edilmesi

İnsanlık yazının icadı, arkeolojik kazılar sonucunda bulgular ile geçmişe inip yazılı kaynaklardan, yaşantılardan kültürel birikimlerden ve en önemlisi aldığı eğitim ve öğretimden kazanımları ile iyiye, mükemmele yol alması gerekirken bugün maalesef insanlığın birçok yönü, eylemi, karanlık, soğuk, illegal ve akla mantığa uygun gelişmediğini gözlemliyor bir arpa boyu yol almadığına tanık oluyoruz.

İnsanlık yaratıldığı günü bilmem ama ilkellikten kurtulup daha müreffeh bir yaşam arayışına soyunduğu andan günümüze insanın yaşam standartlarını yükseltmek isteyen buluşlar kovalamış milyarlarca buluşa imza atmıştır. Bu buluşlar teknoloji sıfatıyla toplumun hizmetine sunulmuştur. İnsan gücü beygir gücü yerini devasa motor gücüne bırakmıştır. Binlerce insanın yapabileceği işler devasa makineler ile kısa sürede bitirilme durumuna verilmiştir. Uzaya insan göndermeler, okyanus keşifleri, iletişimin uydudan en uzak mesafeye üç beş saniyede ulaşma hızını yakalaması, insansız ulaşım araçları ve her gün bir farklı buluş insanları yeniçağa taşımaktadır. Bu kadar hızlı aksiyon ve değişim içinde olan insanlığın ruhsal durumu ne haldedir. Ruhsal sahada normalin hayli gerisinde kalan insanlık ruhuna, insanlar kirlenmiş ellerini sürme de eksik kalmıştır. Ruhsal bunalımları iyileştirmede ruhiyatçılar, ruh bilimci uzmanlar, pek başarılı bir sınav vermemiştir. Bu sahada eksikliğimizi kader iman çerçevesinde sükut.

Bu gelişmeler neticesinde teknoloji; bizlerle her anı birlikte geçirdiği son teknolojik gelişmeler ile bilgi edinmenin çok kolay ve ücret mukabilinde daha ucuz olduğunu bir gerçektir. Bilgiye ürüne jet hızı ile ulaşan insanlık; medeni, insanı erdemler toplaması kazanması beklenirken tam tersi bir profil ile hep ön plana çıkıyor. Bin yıl evvel barbar olan insanlık bugün de barbar. Bin yıl evvel soykırım yapan insanlar bugün de bu eylemi yapmada hiçbir beis görmemekte. Geçmişte kılıç ile insanı boğazlayan yaşam hakkını elinden alanlar bugün bu korkunç eylemi teknolojinin ulaştığı en devasa silahlar ile yapmaktadır. Bu vahşet duruma elbette itirazlar oluyor ama çıkan ses ve tepki çok cılız. Tarih penceresinden insanlığın bilinenden günümüze değin sürecine göz attığımızda savaşın açlığın dramın olmadığı asır yok. Savaşları, dinler, medeniyetler ve kültür bitirememiş! Anlatırken okurken dâhi insanın kemiklerini sızlatan vahşetlere seyirci kalınmış. Yaşanılan dramlar hikâyelerin milyonda biri günümüze ulaşmış. Bugün Ortadoğu'da, Afrika, Asya kıtasında, Kafkas bölgesinde Balkanlar da bu acılara tanık olmadık mı? Sadece tanık olduk zalimi uzaktan sözüm ona kınadık. Biraz yardım ettik. Hepsi bu.

Şöyle bir soru düşündükçe zihnimi yormaya devam ediyor. Geçmişten günümüze ya insanların vicdanı yoktu. Ya da bizler dünyaya insanlara çok mu iyimser pencereden bakıyoruz.

Toplumların vicdanı ölmüş ya da ölüme doğru yol alıyorsa ki öyle, yaşamın huzur veren yönü tükenmek üzeredir.

Geçen gün yaşadığımız olay: Bindiği taksiciyi arkadan üç el ateş ederek öldüren cani yaralı haldeki adama tokat atıp "Herkese güvenmeyeceksin" , diyordu. Memleketin her yöresinin ahlak yoksunları, hırsız ,cani, sapıklar ile kuşatılması tesadüfen gelişen bir olgu değildir. Kanunların yetersizliği, uygulamada sıkıntıları mı mevcut ona ben karar veremem. Son on yılda aldığımız milyonlarca göç ve değişen demografik yapı mi etken? Bence tam o da sebep değil. Değişen kültür, yaşam koşulları iletişim, ahlâkî erdemlerin yozlaşması mı? Bu yönde karar verecek erkte değilim. Komşuluk, akrabalık ilişkileri, insan hakkı, kul hakkı ve bireysel haklar şekil değiştirme evresinde olması da etken olabilir mi? Bilmiyorum. Bildiğim toplumda hızla vicdan ölümü vakasının artması. Bir virüs gibi bir bulaşıcı hastalık gibi önce bireylerde sonra toplumda vicdanları öldürmekte.

Vicdanı ölmüş her birey topluma huzurdan çok huzursuzluk getirmektedir. Bunu önleyecek tek etken cezai müeyyideler olur.

Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz kıymetli aydın yazar Alev Alatlı bir konuşmasında şöyle diyordu.

Alatlı konuşmasında "Her yasal olan şeyin helal olmayacağını şu sözlerle ifade etmişti: "Aslolan helalleşmek olmalıdır. Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü her yasal olan hak helal değildir ve olamaz. İflas eden kardeşinizin haraç meraç satışa çıkan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir ama helal değildir. Raf ömrünü uzatmak için ekmeğin içine kanserojen madde koyan fırıncının yaptığı, formülü ambalajın üzerine koyduğu sürece yasal dolayısıyla suçsuz ama helal değildir. Yasaların tanıdığı haklardan insanlık ya da Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir yeni düzen getirmek zorundayız."

Yaşamın bu kadar ince naif düşünceler ile inşa edildiğinde mükemmel huzur veren bir olguya dönüştüğü muhakkaktır. Bu erdemler ancak vicdanı diri vicdanı hür birey ve toplumlarda mevcuttur.

Tanrı vicdanı ölüm hastalığına yakalanmış toplum ve bireylere acil şifalar versin dileklerimle kalın sağlıcakla dostlar...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Yalçın Azizoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elazığ Fırat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elazığ Fırat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elazığ Fırat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elazığ Fırat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.