SÖZ SÖYLEYEBİLME ÖZGÜRLÜĞÜ « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

tempobet giriş tempobet

Pendik escort

SÖZ SÖYLEYEBİLME ÖZGÜRLÜĞÜ

Bu haber 05 Ekim 2020 - 7:44 'de eklendi.

Fikir Günlüğü

Her dönemin adamı olup da menfaatini gözetenler çok fazla sayıda. Bunlar için hak hukuk yok. Varsa yoksa kendi çıkarları.

Bir ara atanmış rektörler haykırıyordu: “Türkiye başkanlık sistemine geçmelidir”. Çünkü iktidara selam veriyorlardı. Güçlü olandan yanaydılar, kendilerini o makama çıkaranlara borçlarını ödüyorlardı. Ne Türkiye gerçeğinden haberleri vardı, ne de Dünya’da başkanlık sisteminin birkaç istisna haricinde başarılı olmadığından. Şimdi başkanlık sistemini destekleyenler nerede? Daha doğrusu RT Erdoğan’ı başkan yapmak için yarışan yaltaklanan o güruh nerede?

Askerlerin siyasi hayatımızda ağırlığının olduğu dönemlerde, üniversitelerde idari makam kapmak isteyen sözüm ona kelli felli bilim adamları komutanların peşinde koşarlardı. Rektör adayları her fırsatta Ordu evlerinde, Garnizonlarda kendilerini göstermek için yarışırlardı. Devir değişti, Ergenekon, Balyoz düzmeceleri başladı bizimkiler yüz seksen derece çark etti. İftira, sahte dijital deliller ve hukuk dışı yargılamalarla masum insanlar hapislere tıkılırken sevinç naraları atanlar da aynı insanlardı. Fırat Üniversitesi’nde sosyal tesislerde içki içiliyor diye şikayet ederek cemaatlere selam verip de Ordu evinde kadeh tokuşturanlar bu sefer “başkanlık sistemi” taraftarı olmuşlardı. Sırtını cemaate dayayıp AKP’nin kucağından makam mevki eden bu goygoycuların şimdi ne yapacaklar merak ediyoruz.

Biz dün de ezilenlerden yanaydık, bugün de. Tabiatımız gereği düşene hep el uzattık. Düşene bir tekme atanları da hep kınadık. İnsani hak ve hürriyetleri için mücadele edenlerin yanında olduk. Menfaati için ezilip bükülen, yaltaklanan goygoyculardan olmadık.

Gezi’de çevreye duyarlı, yeşili seven insanların yanında olduk, onları olmadık gerekçelerle gazlatan zalimlere karşı çıktık. Ağır çalışma koşulları altında kendi insanına karşı kışkırtılan güvenlik güçlerimizin de yanındaydık. “Kırmızılı Kadın”ın dediği gibi “Tek başına, amirlerinden aldığı emirle hareket eden 23 yaşındaki bir polisi yargılamak, polisin ‘destan’ yazdığını iddia eden iktidarın zulmünü aklayamaz”.

Düzmece delillerle Türk Silahlı Kuvvetleri zindana atılırken de masumların yanındaydık. İktidara hoş görünmek, makam-mevki kapmak için iftira atanlar, iftiracılara alkış tutanları o zaman da kınadık, şimdi de onlara Kuran’daki iftira ile ilgili ayetlerden birini hatırlatmak istiyoruz: “Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir  (Ahzab Suresi / 58)”. Gazete kupürlerini, taraflı televizyon kanallarının haberlerini, kimin tarafından yazıldığı belli olmayan bilgisayar CD’lerini ve yasa dışı yapılan kimi montajlı dinlemeleri delil diye göstererek iftira atanların bir kısmı mazlum durumuna düştü. Oda TV davasında olduğu gibi Balyoz davasında, Poyrazköy davasında da delillerin başka bilgisayarlar üretilerek, dava konusu CD’lere yüklendiği ortaya çıktı. Bundan birkaç yıl önce bu konuları yazarken uyarı aldık. Hatta sansür yedik. Şimdi bizlere sansür uygulatanlar utanırlar mı? Sanmıyorum. Ama mazlum durumuna düştüklerinde onların da yanında olacağız. Allaha şükür hak ve adalet duygularına sahibiz.

***

Kamuoyunu günlerce meşgul eden siyasi davalarda çarkların nasıl işlediği ifşa oldu. Bütün dosyanın daha önceden örgütlenmiş bir ekip tarafından hazırlanarak yargının önüne getirildiği artık biliniyor. Tetik her zaman imzasız bir ihbar mektubuna dayanarak çekiliyor. Adil yargılama süreci yaşanmadığı için varsayılan suçun işlendiği tarihte yurt dışında olan, denizin altında görev yapanlar dahi hapse tıkıldı. Askeri vesayeti kaldırma gerekçesiyle ailelere ateş düşürenler, masumları yakanlar beklemedikleri bu gelişme karşısında şaşkınlar. Hapiste ölen, şu anda zindanlarda hasta bekleyen bir sürü siyasi suçlu (yani masum) var. Ergenekon’un bir numarası yıllarca orduya şerefli hizmet etmiş Genelkurmay başkanı olabilir mi? Kasa dedikleri kişi fakir bir kanser hastasıydı ve hayatını kaybetti. Onurunu korumak için intihar edenler oldu. Ama yalvarmadılar ve birbirlerine hiç düşmediler. Havacılar şöyle söyledi: ““Ege’de kendi uçağını düşürerek kargaşa ortam; yaratacaktı”, “uçan gardiyanlık yapacaktı”, “İstanbul Deniz Otobüslerinin işletmesini üstlenecekti”, “Büyük Alışveriş Merkezlerini ele geçirecekti” gibi saçma ve düzmece iddialarla bir kısım Hava Kuvvetleri personeli haksız ve hukuksuz bir şekilde cuntacı ilan edilmiştir. Bu yetmiyormuş gibi bir de İzmir Özel Yetkili Mahkemede açılan “Casusluk” davasıyla moral değerlere bir darbe daha vurulmuştur.” Balyoz sanıkları ise şu ifadeleri yazdılar: “Balyoz davasının anlaşılabilmesi için şu nokta çok önemlidir: Balyoz davasının dayandırıldığı plan semineri ile seminerde provasının yapıldığı iddia edilen sözde “Balyoz ve ilgili diğer Güvenlik Harekât Planları”nı mutlak suretle birbirinden ayırmak gerekmektedir. Çünkü Balyoz davasının iddianamesi incelenirse savcı tarafından seminer yapılması nedeniyle değil, fakat seminerde sözde Balyoz adlı bir planın örtülü olarak denendiği iddiası ile atılı suçlamanın yapıldığı görülecektir. Plan seminerinde, 1’inci Ordunun hasım ülkeye yönelik harekat planı, olabilecek en kötü duruma göre tartışılmıştır. Yani, hasım ülkeyle cephede savaş varken ve Ordunun bazı birliklerinin de İç Güvenlik Harekâtı nedeniyle diğer cepheyi takviye ettiği koşullarda, yine 1’inci Ordu Komutanlığının geri bölgesinde olabilecek karışıklıklara karşı, sıkıyönetim ilanını takiben alınabilecek tedbirler de görüşülmüştür. İki buçuk gün süren seminer süresince katılımcılar tarafından yapılan tüm sunumlar ve konuşmalar Ordu Komutanının emriyle kayıt altına alınmış, CD ve kaset olarak Ordu Karargâhında saklanmıştır. Bu kayıtlar, yıllar sonra bazı işbirlikçiler tarafından karargâh dışına sızdırılmıştır. Bugün seminere katılan toplam 162 kişiden sadece 51’i sanık olarak yargılanmaktadır. Eğer seminer iddia edildiği gibi bir darbe planının denendiği seminer olsaydı diğer katılımcıların da iddianamede yer alması gerekirdi. Davada yargılanan toplam 365 sanıktan 314’ü ise seminere kesinlikle katılmamıştır”. Görüldüğü gibi işini yapan, savaş halinde olabilecekler konusunda beyin fırtınası yapanlar, görevlerini yaptıkları gerekçesiyle ağır cezalara çarptırılmıştır. Bugün de yolsuzluk ve rüşvetin üzerine giden, şüpheli araçları, TIR’ları durdurup arayan savcılar, jandarma komutanları, polis şefleri sürülmekte, haklarında soruşturma açtırılmaktadır. Görüldüğü gibi düzen değişmemiştir. Ama hakim güç olan iktidarın düşman algısı değişmiştir.

***

Bu günlerde belli ki sarayın talimatıyla muhaliflerin üzerine gidiliyor. Bu haksız saldırı adaletin siyasal iktidarın emrinde olduğu kuşkusunu artırıyor.

HDP, ülkemizde Kürt vatandaşlarımızı temsil ettiğini iddia eden bir parti. En büyük yanlışı daha baştan yapıyor, bütün ülkeyi temsil ederek siyaset sahnesinde Türkiye çapında rol oynamıyor. Bölge çapında ve etnik temelde siyaset üreten bir parti. Lakin parti politikasını beğenmemek, HDP’nin siyaset yapmasını engellemeyi gerektirmiyor.

Söylediklerine katılmasan da, söz söyleme özgürlüğünü desteklemek ve korumak demokrasinin olmazsa olmazı değil mi?

Geçmişte birçok kez kapatıldı, farklı isimlerle tekrar açıldı. Demek ki toplumsal yapımızda karşılık buluyor. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, ama siyaset yapmasını, muhalefet yapmasını polisiye önlemlerle ve yargıyı kullanarak önlemeye kalkarsanız daha büyük sorunlara zemin hazırlarsınız.

Partinin eş genel başkanı Pervin Buldan operasyonları “siyasi intikam” olarak nitelendiriyor. Benzer siyasi operasyonları hükümet 2016 ve 2019 yıllarında da yapmıştı. Ne kazanıldı?

Diğer Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da operasyonla ilgili olarak “Bu saldırının iki boyutu vardır. Biri bütün Türkiye’ye, Türkiye’de demokrasi talebine ve muhalafet güçlerine yönelik boyuttur. Bize yapılan operasyon herşeyden önce Türkiye’de demokrasi mücadelesine, demokrasi güçlerine ve toplumsal muhalefete bir saldırıdır. Bunun için bu operasyona siyasi darbe adını veriyoruz” dedi.

HDP’nin Belediye Başkanları ve parti örgütü üyeleri üzerinden yürütülen operasyonlarla ilgili algısı böyle.

Partiyi haklı çıkaran, operasyonların dayandırıldığı gerekçenin 6 yıl öncesine ait olması.

Hatırlatalım Kobani’nin IŞID tarafından ele geçirilme tehlikesi ortaya çıktığında 27 Eylül’de HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve 4 Ekim’de PYD lideri Salih Müslim, Ankara hükûmetinden diğer Kürt kantonlarındaki silâhların Kobani’ye Türkiye toprakları üzerinden aktarılması için koridor açmasını talep etti. 29 Eylül’de başta HDP olmak üzere diğer muhalif parti ve örgütlerin katılımıyla Taksim’de ve Diyarbakır’da gösteri yürüyüşü düzenlendi.  Eylül ayı boyunca Kobani halkı Türkiye sınırını geçerek iltica etti; 60 -100 bin Kobanili Suruç üzerinden Türkiye’ye giriş yaptı. Bu dönemde çoğunluğu çocuk ve gençlerden oluşan gruplar Ceylanpınar’da izinsiz gösteriler düzenleyerek yangın çıkardı, polise taş ve Molotof kokteyleriyle saldırdı. Cizre halkı sokağa döküldü. Bölücü örgüt halkı kışkırtmak ve galeyana getirmek için aktif olarak çalıştı ve polise saldırıları kışkırttı. Diyarbakır’da kepenk kapattırdı. Eylemcilerin istemi özetle şuydu: Türkiye Kobani’ye kara harekatı yapmasın, Türkiye üzerinden silah ve militan geçişine izin verilsin.

Bugün HDP’lilerin gözaltına alınıp tutuklanmalarının ana hukuki gerekçesi, partinin o dönemde halkı eylem yapmaya çağırmasıdır. Hukuk sistemimizde eyleme çağrı tek başına suç değil ama böyle bir çağrı sonucu ciddi toplumsal olaylar ortaya çıkarsa, eylem çağrısı yapanlar ceza ile karşı karşıya kalabiliyor. Eylemler sırasında 46 kişi ölmüş, 682 kişi yaralanmış, 1113 bina hasar görmüş ve 323 kişi tutuklanmıştı. Ekim 2015’te partiye açılan soruşturmanın sonuçları yeni ortaya çıkıyor.

Yasalarda suç sayılan eylemlerle ilgili hukukun işletilmesine kimse bir şey diyemez.

O dönemde alınan önlemler ve tutuklananlar oldu. Öyleyse parti soruşturması nasıl olur da 5 yıl sürer?

Yoksa soruşturma, siyasi amaçlarla sürüncemede mi bırakıldı? Uygun zamanda kullanılmak üzere rafa mı kaldırıldı?

AKP açılımcı olup silahlı bölücülere taviz verebiliyor. Sonra “olmadı” deyip bu kez de silahsız siyaset yapanların üzerine hiç de demokratik olmayan ağır şekilde gidebiliyor. Siyasetteki manasız gelgitleri ve istikrarsızlığıyla sabıkalı bir Ak Parti iktidarı var.

Halbuki işin doğrusu belli: eli kanlı, silahlı bölücülerin üzerine en ağır şekilde git, yasal zeminde siyaset yapanları demokratik anlayışla kabul et.

Ak Parti hükümeti ve saray, gereğinde koz olarak kullanılmak üzere HDP soruşturmasını yavaşlatmış olmalı.

İktidarın hukuki olayları, yargıç ve mahkeme bağımsızlığını hiçe sayarak, dilediği gibi manipüle edebildiği kuşkusu doğruysa felaket. Geçmişteki Ergenekon, Balyoz ile ve yandaş basının da eliyle, masumlara büyük haksızlıklar yapılmıştı.

Masumları iftiralarla hapse tıkanların kendileri mazlum durumuna düştüklerinde yanlarında olacak mıyız? İnsan haklarına aykırı ve hak etmedikleri muamelelerle karşılaşırlarsa, evet. Mazlum durumuna düşen dünün zalimlerine de acıyacak, onların da insan haklarından yana olacağız.

Akın Eraslan Balcı
Akın Eraslan Balcıakineraslanbalci@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.