Akasya Çiçeği; buram buram insani değerler kokuyor!

Gazetemiz köşe yazarlarından İhsan Tarakçı ile hem okuma kültürü üzerine hem de Akasya Çiçeği eseri ile ilgili son derece keyifli bir söyleşi gerçekle...

Gazetemiz köşe yazarlarından İhsan Tarakçı ile hem okuma kültürü üzerine hem de Akasya Çiçeği eseri ile ilgili son derece keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Son derece samimi açıklamalarda bulunan Yazar İhsan Tarakçı dünya genelinde okurların azalma nedenine açıklık getirerek; “Sanal gerçeklik altında, gerçeklikten giderek uzaklaşan bir dünya trendindeyiz. Ayrıca ülkeleri yöneten kapalı iktidarlar, okuyan, sorgulayan, özgür düşünen insanlar istemiyor. Ezberci, kabulcü insanların yetişmesini tercih ediyor” dedi. Akasya Çiçeği kitabını ticari kaygılarla hazırlamadığını da vurgulayan Tarakçı; “Toplumun ortak değerlerini ve duygularını dile getirmeye çalıştım ve insani değerlerimizin yeniden uyanmasını tetiklemek istiyorum” ifadelerini kullandı.

Röportaj: Kübra TÜRKAN

Gazetemiz köşe yazarlarından İhsan Tarakçı ile asrın felâketi depremleri öncesinde ilk eseri Akasya Çiçeği üzerine son derece keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Lakin ülke olarak acılarımızın çok taze olduğu ve yas içinde olduğumuz günlerde böylesi bir röportajı okurlarımızla buluşturmak uygun olmadığı için yayımlamak bir hayli zaman aldı. Bu kıymetli esere ilişkin gerçekleştirilen bu röportajı yayımlamazdan edemezdik ve kısmet bugüneymiş diyerek bu güzel esere ilişkin röportajı sizlerle nihayetinde buluşturabildik. İşte Yazar İhsan Tarakçı ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin detayları…

Yazma serüveniniz nasıl başladı ve bir kitap çıkarma fikri ne zaman doğdu?

“DUYGU VE DÜŞÜNCE DÜNYAMI KÂĞIDA DÖKME İHTİYACI DUYDUM”

Çocukluğumdan beri araştırmaya, öğrenmeye merak duyan ve kitaplarla içli dışlı biri olarak hayatımı sürdürürken, öyle bir zaman geldi ki, beslendiğim yüzlerce kitap ve argümanlar ve kendi yaşamsal tecrübelerim doğrultusunda duygu ve düşünce dünyamı kâğıda dökme ihtiyacı duydum. 2010 yılı öncesinde deneme yazılarımı kendi notlarım ve kütüphanemde kayıt altında tutarken, sonrasında bu notları “Hiçbir Şeyin Yolcusu” adlı blogspot web sitemde Türkçe ve İngilizce yayımlamaya başladım. Zamanla yurtiçinden ve yurt dışından yoğun sayıda takipçilerim oluştu. 2012 yılı itibariyle Blog yazılarımdan uygun gördüklerimi makale haline dönüştürerek; pek çok gazetede yayımlamakla başladığım köşe yazarlığı serüveni neticesinde 300’ün üzerinde deneme ve köşe yazısının okuyucuların ve değerli dostlarımın üzerinde bıraktığı izlenim nihayetinde onların teşviki ile roman yazma düşüncesi doğdu.

Sözlü kültürün baskın olduğu bir toplumuz ve ne yazık ki okuma oranlarımız dünya ortalamasının çok altında böylesi bir ortamda bir kitap ortaya çıkarmak riskli değil mi?

“TİCARİ KAYGIM OLMADIĞINDAN KİTABI ÇIKARIRKEN ENDİŞE DUYMADIM!”

Okunma sayısı ve ticari kaygı taşımadığım için kitap ortaya çıkarma hususunda herhangi bir endişe duymadım. Aksine okuma oranının günden güne düştüğü, insan ilişkilerinin, sevginin, saygının, nezaketin ve paylaşımın giderek yitip gittiği bu dönemde, kitapta anlatılan dönemin sıcak ilişkilerini, mahalle, komşuluk kültürünü, toplum yapısını tarihe not düşme sorumluluğu ile kitabımın hayat bulmasına gayret sarf ettim ve bu motivasyonla tamamladım.

Kitabınıza dair sorulara geçmeden toplumumuzun okuma kültüründen bu denli uzak kalmasının nedeni sizce nedir?

SANAL GERÇEKLİK ALTINDA GERÇEKLİKTEN GİDEREK UZAKLAŞAN BİR DÜNYA TRENDİNDEYİZ”

Bunun çok fazla nedeni var. Esasında sadece kendi toplumumuz için değil, dünya genelinde kitap okumaya olan ilgi giderek azalıyor. Uluslararası birçok araştırma şirketleri, bireylerin günlük ortalama sürelerinin 6 ile 8 saatini, cep telefonu, bilgisayar ve tablet başında geçirdiğini açıklıyor. Bu çok önemli bir zaman dilimi. Dijitalleşen dünyada insanlar giderek sanal platformlar bağımlılığı altında hayatlarını sürdürüyorlar. Sanal gerçeklik altında gerçeklikten giderek uzaklaşan bir dünya trendindeyiz.

Yaşadığımız bu dönem için irdelenmesi gereken önemli bir sosyal sorunsal.

“ÜLKELERİ YÖNETEN KAPALI İKTİDARLAR, OKUYAN, SORGULAYAN, ÖZGÜR DÜŞÜNEN İNSANLAR İSTEMİYOR”

Bir diğer etken, ekonomi ve zaman yönetimindeki güçlükler… İnsanlar yoğun ve zor şartlarda çalışarak hayatlarını ikame etmeye çalışıyorlar. Kitap okumak, müzik dinlemek, sinemaya, tiyatroya gitmek, aileye, dosta, insanın kendine dahi ayırdığı vakit ve şartlar dar ve sınırlı. Ayrıca ülkeleri yöneten kapalı iktidarlar, okuyan, sorgulayan, özgür düşünen insanlar istemiyor. Ezberci, kabulcü insanların yetişmesini tercih ediyor. Nedenlerden en tehlikeli olanı da budur.

Hemen hemen her gün birçok kitap çıkmasına rağmen bazı kitaplar güzel bir tiraj yakalayamıyor. Bu durum sadece okur sıkıntısından mı? Yoksa eserlerin niteliksel eksikleri mi? Yani okurlara ve yazarlara bir mesaj vermenizi istesek neler söylersiniz?

“HER YAZARIN KENDİNE GÖRE DEĞİŞİK BİR TARZI, YOLU, YAŞANMIŞLIĞI, TECRÜBESİ VARDIR”

Yukarda bahsettiğim nedenler bu durumda önemli etkenler arasında. Eserin niteliği ile ne okuyuculara ne de yazarlara bir söz söyleme hakkını kendimde bulmuyorum. Doğrudan taklit ve intihal olmadığı sürece, her yazarın kendine göre değişik bir tarzı, yolu, yaşanmışlığı, tecrübesi vardır. Kitaplar, eserler hazırlanır, tamamlanır ve okurlara sunulur. Elbette beğenen olur, beğenmeyen olur, bu okuyucunun takdiridir.

Şimdi gelelim Akasya Çiçeği eserinize şüphesiz bu eserde ciddi bir emek söz konusu. İlk eseriniz olduğunuzu belirtmeseniz bu yapıtın; ilk eseriniz olduğunu inanmak güç. Peki, ne kadar zamanda bu eser şekillendi ve okurları ile buluşmaya hazır hale geldi?

Romana başlama sürecim sekiz yıl öncesine dayanıyor. İlk yıllar esere ait bölümleri birbirinden bağımsız halde yazarak arşivlemekle geçti. Tabi, çalışmalara ara ara mola verdiğim dönemler oldu. Ancak son iki yılın romana ciddi yoğunlaştığım ve tamamladığım yıllar olduğunu söyleyebilirim. Nihayetinde 2022 yılının Ağustos ayında romanımı yayınevine gönderdim. Yayınevi yetkililerinin altı aylık ciddi bir değerlendirmesi ve katkıları neticesinde 4 Ocak 2023 tarihinde Akasya Çiçeği okuyucuyla buluşmaya hazır bir hale geldi, ülke genelinde satışa sunuldu.

Bu eseri hazırlarken unutamadığınız bir anınız varsa iyi veya kötü bizlerle paylaşır mısınız?

“KİTABIM; 2015 YILINDAN BERİ DOĞMAYI BEKLEYEN SANCILI BİR BEBEK”

Kitap çalışmasına vermiş olduğum 2 senelik zaruri ara, 2015 yılından beri doğmayı bekleyen sancılı bir bebek… Üzerine tekrar tekrar yoğunlaştığım bölümler, kendimi çıkmaz bir sokakta hissettiğim zamanlar oldu. 2020 yılı Ağustos ayındaydık. Büyük bir motivasyon kaybında olduğumu ve kitabı tamamlamaktan vazgeçtiğimi gören oğlum Emin “The Disaster Artist” adlı filmi izlememi tavsiye etti. Film sinema tarihinin gelmiş geçmiş en kötü filmi sayılan “The Room” filminin yapılış sürecini ve perde arkasını işliyordu. “The Room” filmi sinema tarihinin en kötü filmi olarak gösterilse de filmi yazan, yöneten ve başrolünde oynayan Tommy Wiseau’ nun sinemaya, oyunculuğa olan tutkusunu ve hedefinden vazgeçmeyerek, filmini tamamlamasının dramatik bir hikâyesi esasında… Kurgu ve gelişmeler absürt olarak nitelendirilip dalga konusu yapılsa da Tommy’nin korkusuzca bunların üstünden gelmesi, azmi ve tutkusu bunların ötesinde… Nitekim tüm zamanların en kötü filmi olarak anılan bu film, sonrasında kötülüğünün güzelliğiyle külte dönüşen ve izlenme rekorları kıran bir yapıt haline geliyor. Hem Tommy’nin tutkusu hem de Emin’in gülerek “Öyle ya da böyle pes etme ve kitabını bitir. Merak etme en kötü senaryoda kitabını nasıl yazdığını, perde arkasını ele alarak romanını yeniden yazacağım.” Sözleri beni ziyadesiyle kitabı tamamlamak için motive etmişti.

İlk eseriniz Akasya Çiçeğinin sizdeki etkisini tek kelimeyle açıklamanızı istesek ne söylersiniz?

Huzur.

Biraz daha eserinizin içeriğinden bahsedecek olursak Akasya Çiçeği’nde bizzat insana dokunan her kesimin kendince bir şeyler bulduğu öyküler esir oluyor bir anda okuru. Yazı dilinizin bu denli akıcı olmasını neye borçlusunuz?

“ÖLÜMSÜZ TÜM YAZAR, FİLOZOF, FİKİR VE DÜŞÜNCE İNSANLARINA ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ”

Öncelikle değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Yaşayan ve fiziki olarak aramızda olmayan ama düşünce, fikir ve bıraktıkları eserleri okurlara miras bırakan ölümsüz tüm yazar, filozof, fikir ve düşünce insanlarına çok şey borçluyuz. Onlardan aldığım öğretiler ve ilhamla elimin, dilimin, bilgimin yettiği kadarıyla okumaya, öğrenmeye, yazmaya devam ediyorum.

Akasya Çiçeği’nde öyküleri okumadan sizi kuşatan mısralar da yer alıyor. Yani cidden son derece profesyonelce düşünülerek hareket edilmiş. Peki, bu şekilde öyküleri mısralar ile karşılama fikri nasıl doğdu?

“PASAJLARLA; OKUYUCUYU ZİHİNSEL OLARAK HAZIR HALE GETİRİYORUZ”

Edebiyat dünyasında bu tür çalışmaları görmek mümkün… Pasajlara ya da bölümlere başlarken okuyucuyu zihinsel olarak hazır hale getirmek, zihinsel yoğunlaşmasını sağlamak açısından, pasajların önüne anlatılacak konuyla bütünleşik şiirlerden kesitler sunmak veciz bir söz koymak oldukça etkili bir yöntem. Dolaylı ve küçük bir detay görünmesine karşın oldukça zahmetli bir çalışma gerektiğini söyleyebilirim. Ben de bunu yapmaya çalıştım.

Eseriniz adeta yaşanmışlıklarla dolu ve siz eseri okurken bir anda olayın geçtiği ortama adapte oluyorsunuz ve kendinizi karakterlerin yerine koyarak okumaya devam ediyorsunuz. Okurun kendini bu denli kaptırarak eserle buluşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“TOPLUMUN ORTAK DEĞERLERİNİ VE DUYGULARINI DİLE GETİRDİM”

Evet, romanda yaşanmışlıkları yazdım. Toplumun ortak değerlerini ve duygularını dile getirdim. İnsani ilişkilerini, komşuluk ilişkilerini, esnaf ilişkilerini, arkadaşlık ilişkilerini, aydınların ilişkilerini, yardımlaşmayı, özveriyi, merhameti, yalnızlığı, birlikteliği, gençlik sevgisini, hayvan sevgisini, aşkı… Bunlar insanların temel duyguları. Aslolan bu duyguları yazıma aktarabilme yetisi… Umarım bunu başarabilmişimdir.

Öykülerinizde bol bol geçmişe duyulan özlem yansıyor ama bunun yanı sıra topluma yönelik verilen mesajlar da sık sık okuru karşılamakta bu eseri oluştururken hedefiniz neyi uyandırmaktı ve bunu başarabildiniz mi?

“İNSANİ DEĞERLERİMİZİN YENİDEN UYANMASINI TETİKLEMEK İSTİYORUM”

Anadolu coğrafyasının derinliği, büyüsü, güzelliği ve harmonisi yüzyıllarca süre boyunca birçok farklı etnik kimlikten, ırktan, dinden, mezhepten, görüşten insanların saygı, sevgi, paylaşım ve huzurla bir arada yaşamasından geliyor. Bu kültür ve doku büyük bir kültürel mirasımız. Çoğunlukla komşusunun ismini bilmeyen, komşusuna selam dahi verilmeyen bir dönem içindeyiz. O dönemi ve o dönemdeki güzellikleri, paylaşımı, sevgiyi, saygıyı görmüş bir nesil olarak bu kültür mirasını sonraki nesillere aktarma ve gün geçtikçe yitip giden insani değerlerimizin yeniden uyanmasını tetiklemek ve ufakta olsa bir katkı sağlıyor olabilmek beni mutlu addedecek.

Kitabınız raflardaki yerini alalı birkaç hafta oluyor satışlar nasıl gidiyor ve ikinci baskı yolda mı?

Yayınevi yetkilileri, satış konusundaki rakamsal değerlerin 1 aylık zaman aralığında netleştiğini söylüyor. Bu nedenle bu konuda değerlendirme yapmanın henüz erken olacağını ve sağlıklı bir değerlendirmenin olmayacağını belirtmek istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde de bir söyleşi ve imza günü etkinliği yaptınız. Eserinizle ilgili size gelen dönüşler nelerdi ilginç anekdotlar var mı?

“TÜM DOSTLARA VE KİTAPSEVERLERE TEŞEKKÜRLER”

Söyleşi talebi Elazığ Şizofreni Dayanışma Derneği tarafından geldi. Derneğin yirmi kişilik bir okuyucu grubu bulunuyor ve bu insanlar her hafta bir kitap üzerinde karar kılıp okuduktan sonra karşılıklı fikir teatisinde bulunuyorlar. Elazığlı bir yazar ve Elazığ’a dair bir roman gündemde olunca Akasya Çiçeği’ne öncelik vererek bu vesileyle benimle tanışıp roman hakkında görüş ve fikirlerini beyan etmek istemişlerdi. Çok faydalı bir buluşma olduğunu söyleyebilirim. İmza gününün hafta içi ve mesai saatinde olmasına karşın çok yoğun ilgi gördüğünü ifade etmek isterim. Şehrimizin Sanat İnsanı değerli üstadımız Naci Sönmez Bey’in sunduğu müzik ziyafeti ile Şehit Hasan Hayri Küçük Ortaokulu öğrencilerinin sürpriz ziyaretleri etkinliği oldukça renklendirdi ve zenginlik kattı. Bu vesileyle tüm dostlara ve kitapseverlere tekraren teşekkür ediyorum.

Genel okur kitlenizden ve de kültür sanat edebiyat camiasından eserinize yönelik yapılan eleştirilerde benzerlikler ve farklılıklar var mı?

“MEKÂNLARI BİLENLER; DUYGUSAL TEPKİLER VERİRKEN, DIŞARIDAKİ OKURLAR DAHA OBJEKTİF ELEŞTİRİDE BULUNUYOR”

Romanın geçtiği dönemi ve mekânları birebir yaşamış okur kitlesinden genelde duygusal tepkiler geliyor. Geçmişi, roman vesilesiyle bir kez daha hayâl dünyalarında yaşadıklarını ve o günlere gittiklerini, romandaki karakterleri, sokakları, mekânları, yapıları yeniden andıklarını ifade ediyorlar… Bu okurlar için romandaki diğer hadiselerin ikinci planda kaldığını gözlemliyorum. Elazığ dışından okurların romana eleştirel bakışı daha objektif oluyor. Daha geniş kapsamlı değerlendirmelerde bulunuyorlar. Dilin yalınlığından, akıcılığından, kurgudan, tasvirlerden, felsefi tartışmaların içeriğinden tutun da teknik analizlere varan değerlendirmelerde bulunuyorlar. Edebiyat camiasından dostların eleştirileri de bu görüşlere ilaveten romanın ulusal boyutta bir yapıt olduğunu, yerelden evrensel mesajlar yayan, üzerinde düşünülmesi gereken anekdotlarla dolu bir eser olduğunu, filme dönüşebilir bir içeriğe sahip olduğunu ifade ediyorlar.

Siz eserinizi eleştirecek olsaydınız kendi eseriniz ile ilgili keşke bu da olsaydı dediğiniz bir şey var mı?

“ELEŞTİRİ OLMAYAN BİR TOPLUMDA DEĞİŞİM VE GELİŞİM YAŞANAMAZ”

İyisiyle, kötüsüyle, sevabıyla, günahıyla ilk eserimdi ve yayınlandı. Değerli dostlarımdan ve okuyuculardan olumlu-olumsuz eleştiri, öneri alıyorum ve çok değer veriyorum hem de öz eleştiri yapıyorum. Saygı ve nezaket içinde yapılan tüm eleştiriler kıymetlidir. Eleştiri olmayan bir toplumda değişim ve gelişim yaşanamaz.

Yazım alanı zor ve sancılıdır ilk eserin ardından yazma serüveniniz devam edecek mi yani ilk kitaba gösterilen ilgiden sonra ikinci kitap ile eser üretme yolculuğunuzu devam ettirecek misiniz?

Bunu vakit gösterecek :) Elbette araştıran ve düşünen bir birey olarak projeler, fikirler var, ne zaman, ne şekilde tekâmüle erecek bunu zaman gösterecek.

Bu keyifli ve bir o kadar da bilgilendirici söyleşi için teşekkürler sizlerin son olarak eklemek istediği bir şey var mı?

“OKUMANIN, ÖĞRENMENİN, GELİŞMENİN SONU YOK”

Ben teşekkür ederim, benim için büyük bir keyifti. Okumanın, öğrenmenin, gelişmenin sonu yok. Yeter ki kalplerimiz sevgi, merhamet, paylaşım ve saygı duyguları, dilimiz, kalemimiz nezaket, iyilik ve güzelliklerle dolu olsun.

14 Mar 2023 - 16:29 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elazığ Fırat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elazığ Fırat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elazığ Fırat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elazığ Fırat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.