ÖLÜLERİN ARDINDAN « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

ÖLÜLERİN ARDINDAN

Bu haber 11 Eylül 2020 - 8:10 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Olgu ve olayları değerlendirme insanın nesnel olmadığı ve öznel olduğu söylenebilir. Özellikle de olgu ve olaylar insanın bizzat kendisiyle ilişkili olduğunda bu öznellik daha üst düzeylerde ortaya çıkmaktadır. Ölüm olgusu, ölüm olması yönünden canlılarda aynıdır. Bitki de ölmektedir, hayvan da ölmektedir, insan da… O halde bu ölümleri ayıran şey nedir?

Bitkinin ölümünü anlamak daha kolay gibi görünüyor. Çünkü insan bitkinin bir dalını bir toprağa diktiğinde veya başka bir uygun bitkiye aşıladığında, o parça canlılığını sürdürmektedir. Koparılan bir dalın başka bir bitkide varlığını devam ettirebilmesi için uyum şarttır. Hayvanda ve insanda böyle değil. Hayvanın bir kısmını organizmadan ayırdığınızda onun canlığı devam etmemektedir. Ancak herhangi bir organı diğer canlı organizmaya naklettiğinizde ve o organ söz konusu organizmaya uyum sağladığında canlılığını devam ettirmektedir. Bununla birlikte o, organizmanın bütünlüğünü bozduğumuzda veya doğal olarak bütünlüğü bozulduğunda hayvan ölmektedir.

Ya insan… İnsanın ölümünü açıklamada ölümden sonraki dirilişini ve insanın amellerinin karşılığını görmesini ölümle ilişkilendirerek açıklamak zorundayız. O nasıl ölüyor ve nasıl diriltilecek… Az çok insanın doğumunun nasıllığını bilmekteyiz. Bir yönden insanın ölümünün mahiyetini açıklamak, onun doğumu hakkındaki görüşlerimizle de ilişkilidir. Ben yaşamı ve ölümü “doğmak” ve “ölmek” olarak değil; “olmak” ve “ölmek” olarak düşünmekteyim. Ancak şunu bilmek gerekir ki, dinler doğumdan çok ölümle ilgilenmişlerdir.

Bir kimsenin kendi doğumunu açıklaması veya başkalarının bir kimsenin doğumunu açıklamasında kültürlere ve dillere göre anlayışlar değişmektedir. Türkçede “ben doğdum” veya “o doğdu” denilir. Bu adlandırma var olanı dikkate alarak yapılmaktadır. Ancak Arapçada “ben doğuruldum” veya “o doğuruldu” denilir. İngilizcede de böyle. Bu ifade biçiminde ise bir canlının kendisi değil; onu dünyaya getirene atıf vardır. Hangisi doğru… Bu ifadelerin doğruluğu hakkında düşünmek yerinde olmaz. Bu ifade biçimleri doğumun kültürel kodlarla açıklanmasıdır.

Ölümün neliğinin açıklanmasının felsefi, dinsel ve biyolojik açıklamalarını yapsak da, toplumun ölümü açıklamaları ve ifade etmeleri çoğu kere bunların ötesinde olmaktadır. Öldü, ebediyete yürüdü, hayata gözlerini yumdu, Hakk’a yürüdü, devri daim olsun… Bazen de ölenin fiiline gönderme yaparak “şehit oldu” deriz. Bu ifadeleri farklı inanç guruplarında görebiliriz. Ancak bu ifade biçimlerinin bilinçte bir anlamı vardır. Başlangıçta rastgele söylenmiş kalıp ifadeler değildir bunlar. Ancak sonradan kalıp ifadelere dönüşmüşlerdir.

Ölen birisi için “öldü” demek, ölümün canlı organizmanın yaşamının sonlanması ifade eder ki yaşam ve ölüm zıt anlamı sözcüklerdir. Bu sözcüklerden diri olmak yani yaşamın olması Allah hakkında da kullanılmaktadır. O her zaman “diri/hayy” olarak nitelendiği gibi, ölmeyecek olmasına da ayetlerde vurgu yapılmaktadır. Demek ki dirilik ilah olana uygun olsa da, ölümlülük ilahi olana uygun değildir.

Ölen birinin ebediyete yürüdüğünü söylemek, ölümden sonra bir yaşamın olduğuna inanmak anlamına gelir. Bu bir imandır; çünkü olguda ispatlanma imkanı yoktur. Ebediyete yürüyen nedir? Bir bütün olarak insan mı, onun nesnel bir parçası mı yoksa onun kişisel kimliğinin taşıyıcısı olan nesnel olamayan kendisi mi? Ölüm hakkında bilinen, ölen bir kimseyi toprağa gömdüğümüz/defnettiğimiz ve onun organizmasının toprağa dönüştüğüdür. Aslında Kur’an da bunu ifade etmektedir. Kendisinin ilk defa yaratılışını dikkate almadan ölümden sonraki yaşamı inkar eden birisi yerden toprağı alarak “çürümüş kemikleri kim diriltecek?” sorusuna, kemiklerin çürümediği şeklinde cevap verilmemiş; sadece onu ilk defa var edenin tekrar onu dirilteceği açıklanmıştır. (Yâsin 36/78-79) Ölen bir kimsenin ebediyete yani sonsuzluğu yürüdüğünü söylerken, bu anlayışımızla ilgili olarak doğumu açıklayan bir ifade geliştirmemişiz. Ancak bu ifade dünyanın sonluluğuna atıf bulunmaktadır.

Ölümün “hayata gözleri yummak” olarak açıklanması, “yaşama gözlerini açmak” şeklinde doğumun ifade edilmesini durumunda anlamlıdır. Fakat doğum “yaşama gözlerini açmak” olarak ifade edildiği gibi, çoğu zaman da dünyaya gözünü açmak da denilmektedir. Evet insan dünya gelmekte ve dünyadan göç etmektedir. Fakat o, nereden dünya geldi… Zaten dünyadaydı. Ve nereye göç etmektedir. Bununla kastettiğimiz herhalde bir birey olarak var olmaktadır. Hilafet yurdunda var olmak… Çalışmak, üretmek ve sorumluluk alanında var olmak… Dünya budur aslında… “Yaşama gözlerini yummak” derken herhalde doğarken ilk olarak gözlerimizi açmayı kastederiz. Ölümü diğer bir organla değil de gözle ifade etmek; gözün insanı temsil etmesindedir. İnsan yüzleriyle tanınır ve yüzler de gözlerle tanınır.

Ölümü “Hakk’a yürümek” olarak ifade etmek, doğumu “Hakk’tan gelmek” olarak tanımlamakla anlamlıdır. Ondan gelmek ve ona dönmek… Bu ifade gerçekte varlığın birliğini kabul eden, her şeyin Hakk’tan taşmak suretiyle varlık bulduğuna inanan insanların ifadesidir. Allah’tan geldik Allah’a mı döneceğiz, Allah’ın emriyle var olduk ona mı döneceğiz yoksa Allah için iş yapmaktayız ve onun huzurunda amellerimizin karşılığını mı göreceğiz. İnnâ lillâli ve innâ ileyhi râciûn (Bakara 2/156) ayetinin anlamı, çeşitli inanç guruplarında değişmektedir. Bana göre bu ayetin anlamı, biz Allah için iş yapıyoruz ve dünyada işlediğimiz fiillerin onun karşısında hesabını vereceğiz demektir.

Ayetin bağlamını dikkate aldığımda bu anlamın tutarlı olduğunu düşünüyorum. Buna ek olarak diğer ayetlerde de ileyhî turceûn ifadesinin onun huzurunda hesaba çekilmek anlamı bu anlamı tutarlı kılmaktadır.

Ölümü “Hakk’a yürümek” olarak adlandıranlar, ölü için de “devri daim olsun” demektedirler. “Devri daim olsun” ifadesi, ölen insanın amelinin salih olduğuna ve onun tekrar dünyada insan olarak var olması için bir duadır. İnsan olgunlaşması/kemâl sonucu Hakk ile bir olacağından, olgunlaşması için dünyada defalarca var olmalıdır. “Devri daim olsun” demek, insanın dünyada var olamaya devam etsin demektir.

“O’ndan geldik ve O’na döneceğiz” anlayışı, varlığın birliği ve Allah’tan taşarak var olmak anlayışları açısından tutarlıdır. Ayette lafzî olarak bu anlayış mevcut değildir. Çünkü ayet innâ minallah yani “biz Allah’tanız” şeklinde değildir.

“Onun ol emriyle var olduk ve ona döneceğiz” şeklindeki bir anlayış, her oluşu Allah’ın ol/kün emriyle ilişkilendirilmesinin gerektirdiği bir açıklama biçimidir. Fakat Allah her şeye “ol” der mi, yoksa her şeyin oluşunu bir yasaya mı bağlamıştır? Yani oluşların yasasına mı “ol” demiştir? Kanaatimce Kur’an’daki bu anlamdaki ayetleri, Allah’ın evrende bir düzen kurmak için “ol/kün” demesi şeklinde anlamak mümkündür. Bunun da anlamı Allah’ın onu irade etmesidir. Ancak Allah’ın gücünün açıklanması bağlamında bu ayetler Kur’an’da yer almaktadır.

Ölen bir kimsenin ardından yaptığımız dualar da ölüm hakkındaki anlayışımızı ortaya koymaktadır. Mezar taşlarına yazdığımız yazılar, geride kalanları teselli ederken söylediğimiz söyler vs. kalıp ifadeler olarak alışılmış ifadeler olsalar da, ölüm algımıza atıf yapmaktadırlar. Sonraki yazıda bunları çözümlemek üzere…

 

Prof. Dr. Erkan Yar
Erkan Yarerkanyar@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.