Mutluluğun Sırrı 1

“Mutluluk, kırk yılda bir başınıza konan büyük bir talih kuşu değil, her gün yaşanan küçük güzel rastlantılar ya da tatlardır aslında.”

Benjamin Franklin

Araştırmacı Sonja Lyubomirsky e göre; genetik olarak bize aktarılan yüzde elli oranında bir mutluluk sınırımız vardır. Geriye kalan yüzde ellideki onluk dilime değiştirilmesi mümkün olmayan dış faktörlerin, kırklık dilime ise bizim faaliyetlerimizin etki ettiğini söyler. Dolayısıyla Lyubomirsky göre bizler bu yüzde kırklık oranı değiştirerek mutlu olmayı başarabiliriz.

Sonja Lyubomirsky, “Nasıl Mutlu Olunur” kitabında bilimsel anlamda kanıtlanan 12 mutluluk reçetesinden de bahseder. Bu haftaki yazımda, benimde uygulamaya çalıştığım, kitapta da yer alan iki mutluluk reçetesinden bahsetmek istiyorum.

İlki Minnettarlık!

Minnettarlık diğer bir ifadeyle şükretmek diyebiliriz. Hayatın yoğun temposunda bazen şükretmeyi unutabiliyoruz. Çok olumsuz bir durum yaşadığımızda aslında rutinimizin ne kadar kıymetli olduğunu görüyoruz. O gün sağlıklı bir şekilde uyanıp aksilik yaşamadan işe gidebilmişsek ve akşam yastığa başımızı koyduğumuzda huzurla uyuyabiliyorsak aslında şükretmemiz gereken bir gün geçirmişizdir. Fakat şükretmek için bizler büyük arzu ve isteklerimizin gerçekleşmesini bekleriz. Halbuki hayat, küçük şeylerden de mutlu olabilmek ve o küçük şeylere minnettarlık duyabilmekte gizli. Her günü olağanüstü güzellikte yaşayabilmemiz imkânsızdır. Yürüyüş esnasında bir kuşun kanat çırpışına dikkat kesilmek veya bir çiçeğin kokusunu duyabilmek ya da sevdiğiniz bir şarkıdaki notaları hissederek dinlemek gibi. Bu minnettarlık durumları saymakla bitiremeyebiliriz. Yeter ki bakış açımızı biraz değiştirebilelim. Yaşadığımız kötü olaylara da iyi tarafından bakabilmek aslında bir nevi minnettarlıktır. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınızla tartıştığınızda bu duruma odaklanıp üzülmek yerine geçmiş deneyimlere sığınmak daha iyi bir seçenek olabilir. Arkadaşınızla yaşadığınız güzel anları düşünüp belki kötü bir dönemden geçtiğini düşünmek gibi. Gün içerisinde şükredecek şok şey bulabilir hatta bulduğumuz şeyleri yazıya da dökebiliriz. Lyubomirsky der ki “Küçük şeylerin tadına varın, çünkü yıllar sonra geriye baktığınızda onların aslında büyük şeyler olduğunu fark edebilirsiniz.”

Ve ekler; “Ölüm döşeğinde şimdiki sorununuzun bir anlamı olacak mı?”

İkinci mutluluk reçetesi; Sosyal İlişkiler!

Depresyona ilişkin bilimsel verilerle desteklenen 3 risk etkeninden bahsedilir. Bunlar; yetersiz sosyal beceri, utangaçlık, içine kapanıklık ve başkalarına fazlasıyla bağımlı olma. Depresyonu mutluluğun zıttı bir kavram olarak nitelendirebiliriz. Günümüzde oldukça yaygın bir hal aldığını da söylemek mümkün. Gündelik yaşamda depresyondayım, depresyona girmek üzereyim, anksiyete geliştirdim, antidepresan kullanmalıyım gibi ifadelere çok sık rastlarız. İnsanlarla geliştirilen sosyal ilişkiler zamanla sizi daha anlamlı bir yaşam sürdüğünüze ikna eder. İnsanlara faydalı olabilmek, bir soruna çözüm üretmek veyahut derdinizi, iç dünyanızı birine anlatmak farkında olmasanız da ruh dünyanızı tatmin eder. Bu durum mutlu hissetmenize yol açtığı gibi sosyal ilişkilerinizi de güçlendirmenize yardımcı olur. Böylelikle olumlu bir döngü içerisine girmiş olursunuz. Yalnızlaşma ve toplumdan izole olma ise tam tersi bir döngünün içerisine sokar. Zamanla utangaç, içine kapanık, sorunlarıyla kendi kendine boğuşan, depresyon eğilimi gösteren bir insan haline dönüşürsünüz. Bu durumda beraberinde elbette mutsuzluk getirir.

Bir diğer durum da başkalarına bağımlı olma hali. Yaşam denen zorlu yolda her düştüğünüzde birilerinden yardım beklemek, küçük işlerinizde dahi başka birisine bağlı ve bağımlı olmak mutsuzluğun bir diğer sebebi diyebiliriz. Dolayısıyla kendi kendine yetebilen, başarma hissini tadabilen, kendine güven duyan bir birey güçlü bir özgüven geliştirmekle beraber mutlu hissetmenin sırrına da varmış olur. Yine Lyubomirsky’nin kitabında bahsettiği gibi,

“Mutluluk dışarıda bir yerlerde değildir.

Dışarıda bir yerlerde olmamasının sebebi, içimizde olmasıdır.”

Yazımı çok sevdiğim ve dua olarak da çok tekrarladığım şu sözlerle sonlandırmak isterim.

Allah’ım! Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.

Kabullenmek, ümit edebilmek ve şükredebilmek dileğiyle...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Hopal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elazığ Fırat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elazığ Fırat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elazığ Fırat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elazığ Fırat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.