MÜSLÜMANLAR BİLİM TARİHİNE NE KATTI? « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

MÜSLÜMANLAR BİLİM TARİHİNE NE KATTI?

Bu haber 14 Kasım 2018 - 9:55 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bilim tarihi veya medeniyet açısından bizim, yani İslam dünyasının katkısı nedir?

Bu sorunun iki farklı cevabı var kanaatime göre. İlki klasik bir cevap, batı medeniyeti bugün sahip olduğu herşeyi bize borçlu, biz geçmişte bunların hepsini bulduk, icat ettik, yazdık ama daha sonra tembelleştik. Dolayısıyla batı medeniyetinin kökeninde biz varız, diyen bir görüş.

Bir de batı yakasından, batıcı pencereden bize bakan bir görüş var ki, onlara göre de bizim medeniyetin gelişimine hiçbir katkımız yok, biz bir Ortadoğu toplumuyuz, herşeyi batılılar bulmuşlar, icat etmişler bizde herhangi bir, ilim, fikir, sanat olmaz, medeniyetin gelişim çizgisine de katkımız yoktur görüşünü savunanlar.

İki görüşü de gençlik yıllarımızda çokça okuduk, gördük ve itiraf edelim etkisinde kaldık. Hele bilim tarihi açısından bazı kitaplar vardı ki batı medeniyeti her şeyi bizden almıştır diyen, o kitaplar elimizden düşmezdi. “Barbar batılılar” medeniyeti bizden öğrenmişlerdi, ilimde, fende biz vardık. Batı medeniyetinin kökenini biz attık diye böbürlenen aforizmalardı bunlar.

Oysa her iki yolun da yanlış olduğunu savunan, dünyaya bunu kanıtlayan, bilimin de, sanatın da, medeniyetin de uzun yıllar devam eden süreçlerde ortaya çıktığını, bu gelişmelerde milletler ve medeniyetler arasında önemli etkileşimler, alışverişler ve yansımalar olduğunu savunan bir çizgi, bir düşünce var. Prof. Dr. Fuat Sezgin bu düşüncenin öncüsü ve savunucusu. Merhum Sezgin eserlerinde ve mülakatlarında bu görüşü savunarak insanlığın geldiği noktada ortaya konulan eserlerin, ürünlerin ve bilimsel gelişmelerin yüzyıllar boyunca devam eden olgunlaşma, etkileşim ve birikimler neticesinde ortaya çıktığını, bunun bazen bir Müslüman âlimden batıya yâda Yunan medeniyetine geçtiği gibi, bazen de batıdan veya Yunan bilginlerinden bize geldiğini söylemektedir. Sezgin bu görüşüne dair çok sayıda örnek vererek medeniyetler arasında karşılıklı bir etkileşim olduğunu, ilim ve fennin bu etkileşim ile tekâmül ettiğini kaydetmektedir.

Önemli bir tezle, Buhari’nin Kaynakları adlı çalışmasıyla -ki bu eserde merhum yazar Buhari’nin derlediği hadislerin sözlü değil yazılı kaynaklar olduğunu savunmakta ve bunu ispatlamaktadır. Döneminde geniş yankı uyandırarak Doçent olan Sezgin, 1960 ihtilalinin ardından 147’likler arasında yer alır ve ülkeyi terk eder, Almanya’da üniversitede bilim tarihi dersleri verir. Almanya’da olsa da milletine küsmez, “milletime borcum var” diyerek çalışmaya, bilim tarihi konusunda eserler vermeye başlar. Hem de öyle sıradan bir çalışma değil, inanılmaz bir gayret ve çaba içerisindedir. Günlük 13-14 saatini çalışmaya ayırmayı âlim olmak için yetersiz bulan hocasının önerisiyle günde 17 saat okuyup yazmaktadır. Şarkiyatçıların çalışmalarındaki yanlışları ortaya koymak amacıyla ilk çalışmalarına başlarken ve o günkü şartlarda “fiş” tutarak çalışmalarının ilk temelini atar. Ama bakar ki şarkiyatçılara cevap vermek zaman kaybıdır, müstakil eserler vermeye karar verir, öyle de yapar.

Temel amacı batının İslam dünyası karşısında üstünlük düşüncesini yıkmak, bilim, sanat ve ilmi konularda Müslümanların da katkıları olduğunu dünyaya ispatlamak ve bütün bunlarla beraber Müslümanların üzerlerindeki batı kompleksini aştırarak bilginin, medeniyetin bütün insanlığın ortak malı olarak tekâmül ettiğini ispatlamaktır. Bu amaçla bilim tarihi üzerine eserler verirken bir yandan da Frankfurt Üniversitesi bünyesinde İslam Bilimleri Enstitüsü ve İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesini kurmak için çalışmalarını sürdürmektedir. Temel amacı Müslümanların icat ettiği bilimsel aletleri yeniden ortaya çıkararak sergilemek ve dünyaya tanıtmaktır, nitekim bunu başarmıştır.

Fuat Sezgin’e göre bilimler tarihi insanlığın ortak malıdır, bilimsel faaliyetler bir kişi yâda milletin çalışmalarıyla sıçrama yapmaktan öte bütün insanlığın ve inançların katkılarıyla ilerlemekte ve tekâmül etmektedir. Bütün bilimsel faaliyetler keşiften öte geliştirmeyle ortaya çıkmaktadır demektedir. Burada Müslümanların ilim ve bilimle ilişkilerine değinen Sezgin, Müslümanların İslam’ın ilk yıllarından itibaren Yunanlılardan, Hintlilerden ve çok sayıda medeniyetten beslendiğini, onların eserlerini çevirerek faydalandığını hatta birçok alanda daha ileriye gittiklerini, 8-9 yy’dan itibaren ise diğer toplumlardan almayı geride bırakıp üretmeye ve öncülük etmeye başladıklarını kaydetmektedir.

Bu çalışmaları esnasında ilk defa İslam Bilim Tarihi açısından, kimya, jeoloji ve meteoroloji tarihlerini yazan Fuat Sezgin, matematiksel coğrafya araştırmaları sonucunda şu kanaate varmıştır, “Matematiksel coğrafyanın yüzde seksenini Müslümanlar üretmişler, geri kalanı ise bütün milletlere aittir”.

Sürekli üreten ve araştıran bir insan olarak Fuat Sezgin’in şu ifadeleri çerçeveletilip duvara asılmalı, okullarda okutulmalı, “Bu kitapları yazarken bazen yorulduğumda dinlenmek istiyorum. Sonra aklıma şu geliyor, vakit geçiyor vakit, zamanın var mı? Bunları düşünür ve hemen kalkıp tekrar yazmaya başlarım”. Bir başka yerde ise şunları demektedir, “Hz. Peygamber ‘İki günü eşit olan ziyandadır’ derken bir insan, bir bilim adamı hergün kendisine sormalıdır, ben bugün ne okudum?”

Fuat Sezgin gibi bir deryayı keşfetmek, tanımak ve anlamak açısından Sefer Turan ile söyleşilerden oluşan ve TİMAŞ yayınlarından çıkan Bilim Tarihi Sohbetleri bir başlangıç sayılabilir. Kitap, söyleşilerin yanında Sezgin’in önemli birkaç makalesi ve bilim müzesinde yer verdiği Müslümanlar tarafından icat edilen çok sayıda bilimsel faaliyetin, haritanın, icadın maketlerini ve eserlerin kısa tanıtımlarını da içermektedir. Bilim tarihi meraklılarına ve kısaca herkese önerilecek bir eser.

Fuat Sezgin

Bilim Tarihi Sohbetleri /Timaş Yayınları

 

 

 

 

 

Gıyasettin Dağ
Gıyasettin Dağgiyasettindag@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.