MENEKŞE KOKUSU « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

MENEKŞE KOKUSU

Bu haber 04 Aralık 2019 - 8:32 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Ayna

Duygusal bir milletiz. Aşkı, sevdayı, hicranı severiz. Çiçeği, böceği, evin kedisini, hatta emektar kanepeyi sahiplenir, kendimizden bir parça kabul ederiz. Ölen akvaryum balığını törenle gömen, solan çiçeğini kitabının arasında saklayan, yârinin mendilini bir ömür kalbinin üzerinde taşıyan naif yüreklileriz. Aşklarımız türkülere söz olmuş, şarkılarda namelerle buluşmuş, kimi âşık yetinmemiş kendini dağa taşa vurmuş, aklı yele salıverip kurtulmuş… Çok duygusalız çok… Bazen şirazemiz kaymış, mandayı söğüt dalına yuva yaptırmış, yavrusunu da sineğe kaptırmışız… O derece yani. Bazen de sevdiceğimizi kaybetmiş, yanlış yerlerde ve başka “güzellerde” aramışız sevdayı ümitsizce. Deyip başlayayım meramımızı arz etmeye. Senfonide Harput musikisini aramak ta işte tam böyle bir şeydi bence. Biraz şu şarkıya benziyor; “Bir menekşe kokusunda Seni aramak var ya, Bu hep böyle böyle gider mi?”. Gitmez tabii… Bizim işler de böyle. Sanki menekşe kokusunda âşık maşukunu arıyor. Menekşeyi güzel bulunca yârini onun gibi kokar sanıyor. Bilemem… Veya kokusunda, yârinin kokusunu arıyor. Ah ne elem! Menekşeler hakikatte kokmuyor! Zavallı âşık yanlış yerde, hiç ulaşılmazı arıyor. İnanın bizim halde biraz buna benziyor. Neyi nerede nasıl arayacağını bilmeyenler hep yanlışla meşgul olup, kendini heder etmekle kalıyor. Aslında hem kendini, hem sevdiceğini demek ki yeterince tanımıyor, bilmiyor…

Biz büyük bir medeniyetin mensupları olarak önce kim olduğumuzu bilmeliyiz. Kendimizi çok iyi tanımalı, sonra kendimiz olmalıyız. Ancak böylece milli bir kimlik ve şahsiyet kazanırız. Tersinde kimlik bunalımı yaşar, bir o yana bir bu yana savrulur, ne yapacağımızı şaşırırız. İnsanlar kendileri oldukları ve şahsiyetlerini kazandıkları sonrası, kimliklerine uygun ilke ve prensipler edinirler. Bir dünya görüşleri, medeniyet mefkûreleri, davaları, idealleri ve hedefleri olur. Bizim bunları baştan oluşturmamıza gerek yok, sadece hatırlamaya ve aslımıza dönmeye ihtiyacımız var. “Uyanık olan bir kişi, bütün uyuyanları uyandırmaya yeter” demişler. Bizim birbirimizi uyandırmaya ihtiyacımız var. Uyanır ve koma halinden kurtulursak, yaptığımız bütün işleri kendi mihenk taşımıza vurabilir, doğru ve yanlışı faydalı ve zararlıyı görebiliriz. Bu çok önemli, hatta hayati bir durum. Dedik ya duygusal bir toplumuz, her şeyi çabuk sahipleniyor ve benimsiyoruz. Hele de bu gelenler Batıdan gelirse, hemen üzerimize giymeye çalışıyoruz. Savaş Barkçin hocanın dediği gibi bize ait bir “medeniyet aklımızın” olması zorunludur. Medeniyet aklı kendisine ait olmayan toplumlar, medeniyetlerini kaybeder, başka medeniyetlere uşaklık ederler! Medeniyet bir yönüyle kimliktir, şahsiyettir, bir milletin hafızası ve milli birikimleridir. Asla kaybedilmemeli, milli ve manevi değerler muhafaza edilmelidir.

Bizim musikimiz özelinden, sevdiceğimiz medeniyetimizin genelini oluşturan tüm unsurlar için dediğimiz şudur: Medeniyetimizi kendimiz olarak geliştirilelim ve yenileyelim. İçimize kapanmayalım eyvallah. Ancak başka medeniyetlerden istifade ederken, değerlerimizi de kaybetmeyelim. Alıntı yapalım, lakin aldıklarımız medeniyetimiz içerisinde eriyecek düzeyde olsun. Bizim rengimizi, kimliğimizi ve değerlerimizi bozmasın veya zararı dokunmasın. Alıntılarımız yemeğe atılan baharat gibi kalsın. Kendi çeşnisi ve rengi olsun, yemeğimize yakışsın. Hele Ölçü çok önemlidir. Aksi halde bol ve yemeğe yakışmayan baharat, yemeği hem acı hem yenilmez hale sokar. Kendimize kattıklarımız bizi zenginleştirmeli, güzelleştirmelidir. Bu da bilenlerin işidir. Kendini ve medeniyetini bilenlerin, tanıyanların işi. Biz şimdilerde alıntı yapmıyoruz, sanki katkı maddesi oluyoruz. Başka medeniyet yemeklerinde baharat olup, onu kendi yemeğimiz gibi yine başkalarına yutturacağımızı sanıyoruz. Adamlar aşağılık kompleksimize içlerinden gülerken, bizi ayakta alkışlıyorlar. Batı kendisini memnun etmeyen hiçbir şeyi alkışlamaz! Ancak bizdeki Batılıdan çok Batıcı olanlar bunu ya bilmiyor ya bilmemezlikten geliyorlar.

Toparlayalım, özetle söylediğimiz başka medeniyetlerden her türlü şeyi alabiliriz; fakat bizim kültürümüze uyduğu veya uyarlandığı kadarıyla ve belli ölçülerde. Buradaki esas, alıntıların baskın kılınmaması, bizi asimile etmemesidir. Tersine bizde erimesi istenir. Bunun için önce kendimiz olmalıyız ve bizi bozacak alıntılara kesinlikle yol vermemeliyiz.

Medeniyetlerdeki istifade “kendisine benzeterek alma” şeklinde olmalıdır, karşı tarafa benzeyerek değil. Taklitçilik sonrasında tahkike dönüşür ki bu çok tehlikelidir. Başkaları gibi olmak, benzemenin ötesinde onları benimsemek olur. Bir başkasının kimliğini benimsemek, en sade dille onun nüfusuna girmek gibidir. Bu gidiş, nihayetinde de başkalarını öylesine sahiplendirir ki ücretsiz avukatlığını yapacak kadar savunucusu olmayı getirir önümüze. Bunlara tavsiyemiz şudur. Eğer illa avukatlık yapacaksanız mesleğinizin hakkını milli değerlerimiz noktasında verin:

Bizim yapı taşlarımız, milli değerlerimiz olan Alevi kardeşlerimize yapılanları kınayın!

Batının değil, onların haklarının savunucusu olun!

Bence aşk ve sevda deyince Alevi kardeşlerimiz ve türküleri hep en önde, en ileride. Onlar, söyleyince deyişleri türküleri, o milli ve yerli ezgileriyle, beşeri sevgiler ilahi aşka dönüşür gönüllerimizde. Geçen hafta olan tatsızlıklara cevap olsun, söz gider yazı kalır hesabı ile ben Ali eviyim, Alevi meşrebim not düşeyim kapımı işaretleyecek köpeklere… Dedim ya duygusal insanlarız diye. Aşkımızı da hesapsız yaşarız biz, öfkemizi de… Hoca Ahmed Yesevi’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Hacı Bektaşı Veli’nin ve daha nice erenlerin nefesi var, bu vatanın her ferdinin üzerinde… “Gelin canlar bir olalım” çağrısına, “Eyvallah Pir’im Eyvallah” der koşarız, bütün kalbimizle. Biz biriz beraberiz, bu toprakların vazgeçilmez neferleriyiz Alevilerle kardeşçe. Hazreti Ali Şah-ı Velayet, Hazreti Hüseyin ve Hasan Seyidimizdir elbet. Sokmayacağız aramıza ne kin, ne fitne, ne de nefret. Bize ancak yakışır ülfet, ünsiyet ve muhabbet…

Baki selam ve daim muhabbetlerimle…

Prof. Dr. Ömer Atalar
Prof. Dr. Ömer Atalaromeratalar@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.