Özgürlük

"Özgürlük ve adalet, hayatımıza anlam katan iki büyük değerdir ." Kemal Sayar

Çevremize baktığımızda tek tip insan türü görmeye başladık hep, farkında mısınız? Aynı kalıba sokulmaya çalışılan, aynı düşüncede, aynı şeyleri yapan ve hayata aynı pencereden bakan bireyler topluluğu. Fiziksel görüntüden, yaşayış tarzına varıncaya kadar aynı kalıpta, aynı fabrikasyon ürünü insanlar.

Kapitalist düzen ve bize getirdikleri, bu düzenin en öne çıkan kahramanı sanırım sanal olan sosyal mecralar ve bu sanal ortamların hayatlarımıza girmesidir. Çok ilginçtir ki bu ortamlar bizi sürü psikolojisiyle hareket ettirdiği halde o ortamlarda bulunarak çok özgürce yaşadığımıza da inandırılıyoruz. Kitlesel bir psikoloji ile hareket eden kendini özgür zanneden sürüler halini aldık. Hatta bir adım ötesine geçmekte sakınca görmüyorum, başka insanların arzu ve hayalleri, idealleri dahi düşlerimizin yerini alabiliyor. Birbirini her anlamda taklit eden insan toplulukları olup çıkmışız.

Kendini geliştirmek adına bir şeyler yapmamak, üretime geçmemek sadece izleyici rolünü alıp takip etmek ve tüketim girdabına kapılmak. Sürü nereye giderse oraya gitme potansiyeli taşıyan insanlar gürûhu. İdeolojilerin, tüketim düzeninin, kapitalistliğin hakim olduğu insan profilleri.

Sosyal medyanın yoğun kullanımı kitaplardan da bizi uzaklaştırdı. Yüzeysel bilgiye alışan zihin kitaptan alacağı derin anlamlara kendini artık kapatıyor. Zihin farklı ve hızlı görüntülerle meşgul oldukça bir işe veya duruma artık adapte olamaz hale geliyor. Kemal hoca, Her şeyin Bir Anlamı Var kitabında şöyle der; “Özgürlük için yapmamız gereken şey aslında basittir. Arada, kapsama alanı dışında olmak. Bir kitabı, bir anı, bir sohbeti bölmeden yaşamak. Sessizliğe kulak vermek.”

Görünmeyen bazı gizli güçler var ve o güçler tarafından kontrol altında tutuluyoruz. Bizi her yönüyle tanıyan fakat bizim tanımadığımız, varlığını sadece hissettiğimiz bu güce çok yardımımız dokunuyor. Her tıklama, sosyal medya izlemeleri ve yaptığımız her alışveriş ile kendimizden bir iz bırakıyoruz. Cebimizdeki casus için her yeni gün veri girişi yapmaktan geri durmuyoruz. Bu kısır döngü, bizi daha çok sistemin içinde tutar hale geliyor ve bağımlı bireylere dönüştürülüyoruz. Trajikomiktir, tüm bunları yaparken kendimizi çok özgür hissediyoruz. Başı Sinuklar İçin Kılavuz isimli kitabında Kemal hoca şu ifadeye yer verir;

“Bize yutturulduğunun aksine, bireyselleşme özgürleşme değildir, daha çok tüketim bilinci ile kendilik bilincinin karışımıdır.”

Tabii ki bu durum teknolojiden uzak durmamız gerektiği ya da bu mecraların hiç bir fayda sağlamadığı anlamına da gelmez. Çok kısa bir sürede, hızlı ve güvenli bilgiye ulaşabiliyorsak bunu teknolojiye borçluyuz. Teknoloji, hayatımızı kolaylaştırdığı gibi yaşam kalitemizide arttırıyor. Bu düzenin nasıl işlediğinin bilincinde olarak teknolojinin güzel yönlerinden her anlamda istifade etmesini bilmeliyiz.

Peki gerçek anlamda özgürleşebilmek için neler yapabiliriz?

Kemal Sayar hoca şöyle der; “İnsan düşünüp hissedebildiği için, yüksek akıl melekelerine sahip olduğu için; özgürlük, adalet, diğerkâmlık, eşitlik gibi soylu duyguların peşinde gidebilir.”

Kendimizi geliştirmek, bir adım daha ileriye taşıyabilmek, farklı ortamlarda farklı insanlarla tanışıp bilgilerinden istifade etmek, bir kitabı yaşayarak okuyabilmek veya birkaç dizelik bir şiiri ezberlemek, bir müziğin notalarını hissedebilmek veyahut icra etmek gibi.

Günümüzün önemli sorularından birisi şu der Kemal hoca; “Onca maddi ilerlemeye rağmen, insanlar neden önceki nesillere göre daha mutsuz? Özgürlük var, ama bağlılık yok. Haklar var, ama diğerkâmlık yok. Refah var, ama amaç yok.”

Hayattaki sorunlarımız, işlerimiz asla bitmez, bizim yanımıza kalacak olan, bazı anları kıymetlendirip değerlendirmekten geçer. Sanat ile ruhu besleyebilmekte çok önemli. İşte bu anları çoğaltırsak, gerçek özgürlüğü de hissedeceğimize inanıyorum. İçim biraz sıkıldığında eskilerden bir şarkı açar dinlerim. Bunu sadece kendim için, ruh dünyam için yaparım. Ve gerçekten o anda özgürleştiğimi hissederim. Geçenlerde arabada hep aynı şiiri dinledim. Dinlerken aldığım tad apayrıydı fakat birde baktım ki farkında olmadan ezberime almışım. Bu durum beni o an tarifsiz mutlu etti. Kendim için yeni bir şey yapmış ve bir şey öğrenmiştim ve bunun için çok ekstra bir zamanda ayırmamıştım. Gezip görmekte ayrı bir önem taşıyor. Bir yeri keşfetmek, bazı mekânlarda tarihte yolculuğa çıkmak, doğanın içinde var olabilmek gibi. Bir şelalenin sesinde, denizin dalgasında, durgun bir gölün üzerine düşen yansımada veyahut rüzgârın uğultusunda, ağaca tırmanan iki sincabın karşılıklı diyaloğunda, özgürleşmenin tadına varabiliriz. Verdiğim örnek beni alıp çok sevdiğim bir ana adeta ışınladı. Güneş daha ilk ışıklarını gösterirken uyanmış, ormanın içindeki tatlı bir kulübe evinde, kahvemi yapıp balkona çıkmıştım. Bilgisayarımı açıp yazı yazmak için oturmuştum ki bazı sesler ile irkildim. Sessiz bir ormanın içindesiniz, gün doğumuna şahit oluyorsunuz tüm bu güzellikler yetmezmiş gibi iki sincabın muhabbetine ortak oluyorsunuz. İşte o anı unutmam mümkün değil, iliklerime kadar yaşadığım, ruhumun özgürleştiğini sonuna kadar hissettiğim bir an.

O halde sevgili okur sadece düşün.

Ne kadar kendinsin ve bu hayatta ne kadar etkinsin? Ruhunu gerçek manada özgür hissedebiliyor musun? Özgür hissedebilmek için neler yapıyorsun?

Prangalardan kurtul, ruhunu özgürlük yelkenine bırak, varoluş rüzgârın seni doğru yere mutlaka götürecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ayşe Hopal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elazığ Fırat Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elazığ Fırat Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elazığ Fırat Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elazığ Fırat Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.