Kurbanlık koyun durumuna getirir. Toplumun içinde birey olarak varlığını devam ettirmenin uyulacak davranışsal kuralları olduğu bilinen bir gerçektir. Lakin toplumu yönetmekle vazifeli gerek atanmışların gerekse seçilmişlerin hatalı kararları yahut geç alınmış uygulaması, la mümkün kurallar biz bireyleri çileler silsilesiyle baş başa bırakmaktadır. İşte bu ahval içinde yeni rotalar oluşturmak, yeni planlar yapmak, bunlara uygun bütçeler bulup buluşturmak bu da yetmezmiş gibi zaman ve iş gücü temin etmek dertlerin kaymaklısını biz bireyin omuzlarına yüklemektedir.

En son yazımın yarım kalmış olması devamının bu hafta devam etme umudu ortadayken yeni gelişmelere duyarsız kalmama adına, anlık günlük değişen bireysel, toplumsal ve ülke gündemleri bizleri çaresizliğin kollarında mücadele etmeye, akıntıya kürek çekmeye sevk ederek enerjimizi tüketip sağlıklı düşünme yetimize balta vurmakla birlikte odağımızın değişmesini zorunlu kılmaktadır...

Asıl konumuza dönersek ilimizde yaşanan 08.03.2010 tarihinde Kovancılar Okçular Köyü merkez üstü olan deprem, sonrasında 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ Sivrice merkez üstü olan deprem ve 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli iki deprem sonrası hasar alan evlerin, işyerlerinin yapımı ve yıkımında ki temel sorunsallar...

Şu an gündemde olan konu; hasar almış köy evlerinin yıkım işlerinin köylülerde yarattığı sosyal ve psikolojik sorunsallar.

İlimiz köy evleri yapısı itibarıyla topraktan, ahşaptan oluşmakta yaşadığımız depremlerde hasarlı yapılar tehlike arz edenler deprem sonrası yıkılmış tehlike arz etmeyenler de ikamet olunmamakla birlikte köylü vatandaşın depo, samanlık, odunluk, kiler, kümes gibi sıfatlar çerçevesinde ihtiyacına binaen kullandığı, emtiasını kurttan-kuştan, yağmurdan-kardan muhafaza için değerlendirdiği alanlara dönüştürülmüştür. Bu yapıların zararı yoktu ki 08.03.2010 tarihli deprem sonrasından günümüze yıkılma gereği duyulmadı. Şayet zarar ve tehlikesi vardı ise köylü vatandaşı 13 yıl içinde yaşadığı irili-ufaklı, ölümlü-ölümsüz bu kadar deprem ile niye baş başa bırakıldığı zihinlerde soru olarak oluşmakta. 13 yıllık bu süreçte halı altına süpürülen bu sorunları bu kara kış günü gündeme taşıyıp yıkım ekiplerini köylere salmanın mantığı köylü vatandaşları çaresiz bırakmış büyük zararları onların sırtına yüklemiştir.

Kendi yaşadığım, tarlamı ekip biçip üretim yaptığım köyümden, çevre köylerden birebir tanık olduklarımla örneklemeye çalışacağım.

1: Köylerimizde ikamet eden iki tür aileler vardır. Yaz kış köyde ikamet edenler bir de yaz mevsimi köylere gelip tatil süresini geçirip yurt dışına, il dışına asıl ikamet ettiği yere taşınan mevsimlik aileler. İşte bu mevsimlik ailelere ‘’hadi gittiğin yerden dön gel’’ eski hasarlı evini yıkacağız denilmekte… Bu hesapsız, sürpriz davet karşısında adam uçak bileti alıp yurt dışından köyüne gelmek istese ayrı bir külfet ve dert! Şayet gelmez ise bahçesini çapaladığı, otunu biçtiği, ağaçlarını budadığı, bağ bozumunu yaptığı, kavurmasını pişirdiği, pekmezini kaynattığı araç gereklerini koyduğu yerin (eski hasarlı evin bir köşesi) yıkılıp bu araçların kullanım dışı kalması ayrı bir dert!

2. Köylerimizde kalıcı olarak ikamet eden insanlar ise bu hasarlı atıl halde ki yapıları odunluk, samanlık gibi kullanmakta.  Kış şartlarında bir odunluğu samanlığı tahliye etmenin zorluğunu, adeta imkânsızlığını ancak köyde ikamet eden vatandaş bilir.

Devletin kurumları imkânlar dâhilinde vatandaşının yanında bunu inkâr edemeyiz lakin hâlâ konteyner bekleyen, ağılının yapılmasını bekleyen insanlar varken bağından-bahçesinde kullandığı araç gereçlerini, anlık ihtiyacı dışında depoluk malzemesini, odununu, samanını, üç-beş baş tavuğunu beslediği bu yapıları yıkmanın köylü vatandaşa faydasından çok zararının olduğu aşikârdır. Elbette yıkılması gerekiyorsa bu yapıları yıkmanın mevsim koşulları göz önüne alındığında zamanı hiç değildir.  Bu karar belki ağır bir ifade olacak zaman ve koşullar göz önüne alındığında köylü vatandaşlar için bir zulümdür. Gerek atanmış gerekse seçilmiş yönetici büyüklerimizde bu kararın en azından bahar ya da yaz mevsimine ertelenmesi ya da ihtiyaç sahiplerine konteyner, ağıl götürülene kadar beklenmesidir.

Göç veren köylerin sorunlarını zamanında çözüm üretip derdine derman olmazsak göçlerin sonucunda köylerin boşalması tarım ve hayvancılığa vurulmuş darbe olacaktır.

Elçiye zeval olmaz! Konuşup dertleştiğim yüzlerce köylü hemşerimiz; bu zamansız uygulamayı bir eziyet, bir zulüm olarak görmekte ve makul çözümler beklemektedir.

Sayın milletvekillerim! Sayın Valim! Köylerimizde karakışın hüküm sürdüğü bu zaman diliminde bu zamansız yıkımların faydadan çok açtığı olumsuz sorunsallar ile köylerde yaşayan vatandaşlarımızı lütfen bas başa bırakmayın.