KIRIK CAM « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

tempobet giriş tempobet

Pendik escort

KIRIK CAM

Bu haber 09 Ekim 2020 - 7:53 'de eklendi.

‘Kırık Cam Teorisi’ ABD’li psikolog Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmiş bir kuram. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine 1959 model arabalar bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi. Yoksul bölge olan Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.

Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi, camı sağlam kalan otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar ve Palo Alto bölgesindeki zenginler de olaya dâhil olmasıyla birkaç dakika içerisinde o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. “Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz. “

“Olumsuzluklarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusuna New York Valisi Guiliani’nin cevabı da şöyle olmuştu: “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar.”

Bu teori, aslında hayatın her aşaması ve cephesi için şunları söylüyor bizlere: Bir sokağın, bir şehrin ve ülkenin kötülüklerden arınması ve bu olumsuzlukların suç, hata, toplumsal bozulma ve yozlaşma süreçlerine dönüşmesi ilk camın kırılmasıyla başlıyor.

Bu teorinin günlük yaşam ve beşeri ilişkiler kadar toplumsal olaylara bakan tarafı da var. Eskiye nazaran birçok değerimizi kaybettiğiminiz, yeni neslin başta saygı ve hoşgörü kavramı olmak üzere birçok erdemden yoksun yaşadığı, komşuluk ilişkilerinin yok olduğu, modern dünyanın getirdiği narsist bir yaşam ve düşüncenin esiri olduğu görülüyor.

Kırık cam teorisinin toplumsal değişime en büyük etkisini ise etik ve manevi değerlerdeki erozyon olarak karşımıza çıkıyor.

Sosyal yaşamı bir şekilde etkileyen ve toplumsal ilişkilerde etkili olan; geçmişten bugüne romanların dizilerin ve filmlerin değerlerimizi tedrici olarak imha etmeye evrildiği sonucuna bakarak nerelere savrulduğumuzu gözlemlemek ve tarihi seyir içerisinde geldiğimiz tükenmişlik noktasını görmek açsından

Kırık Cam Teorisini hayatının her aşamasında görmek mümkün.

İnsanların hayatlarına etki eden olumsuz her bir vaka ile toplumsal olayların yıkıcılığı ve tahrip gücünün artmasının en büyük sebebi, ilk kırılan camdan sonra önlem alınmaması ve her bir şeyin oluruna bırakılması.

Bunun sonucu olarak da hayatın her aşamasında bir yozlaşmadan, çürümeden ve yitip gitmekten yakınıyoruz.

Aile kurumu çöktü diyoruz, ticari ahlak bitti diyoruz, liyakat ve ehliyet hak getire diyoruz, söz-sohbet kalmadı diyoruz, güven ve itimat da ne ki diyoruz, herkese nasihat ederken kendimizi kutsuyoruz ve layüsel ilan ediyoruz.

Neslimizi bozan tüm unsurlara dikkat çekiyor, dizileri eleştiriyor, ahlaki tefessühten dem vuruyoruz ama kırılan ilk camı onarma yerine, yeni camları kırma yarışına giriyoruz. Günün sonunda da kalkıp karanlığa küfrediyoruz.

Ne ışık yakmaya ne de kendi çapımızda kırılan camları takmaya ya da bu amaçla yola koyulmuş samimi ve fedakâr insanlara destek veriyoruz.

Karşı takıma maçı satıp, soyunma odasında kaleciye yüklenerek suçluluğumuzu setredip vicdanımızı rahatlatma modunun rahatlığını yaşıyoruz.

Oysa ilk kırılan cam, kendimizdir, değerlerimizdir, neslimizdir ve geleceğimizdir.

Tahribatlara göz göre göre göz yummak ve “toplum istiyor” kolaycılığına sığınmak, bizleri özellikle de yöneticilerimizi manevi sorumluluktan kurtarmaz.

Dün tepki koyduğumuz ve asla benimsemediğimiz fiil ve davranışlar bugün normal geliyorsa, çok şeylerimizi yitirmişiz demektir.

İstanbul Sözleşmesi gibi gelecekte toplumsal yapımızda telafisi imkansız onulmaz yaralar açacağını bile bile ve her gün bu tehlikeye dikkat çeken duyarlı çevrelerin feryatlarını duya duya hala gündemimizi farklı konular işgal ediyorsa kırılan camı yenilemiyor onarmıyoruz demektir.

Bayrak şairi Arif Nihat Asya bugünleri önceden görmüş olacak ki şu dizeleri terennüm etmiş:

“Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu

Ne olduysa hep bize; azar, azar oldu.”

Mehmet Karaaslan
Mehmet Karaaslanmehmetkaraaslan@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.