Öyle yetenekli insanlar vardır ki yeteneklerinin farkına varmadan ölüp giden.

Üstün yetenekler, birçok insanın daha başlamadan ben yapamam diyerek gözlerinde çok büyüttükleri özelliklerdendir.

Üzerine emek vermediğimiz ve zaten ben yapamam diyerek kabullendiğimiz bazı kabiliyetler, birileri tarafından yapılınca hepimizde bir hayranlık uyandırır. Bazen bu hayranlığa kıskançlık da eklenir. Kişilerin yetenekli olduğu alanların dışına çıkılarak özel hayatları ile ilgili olumsuz yanlar bulunup ortaya çıkarılmaya çalışılır. Uzman oldukları alanlar, eleştirenlerin bildikleri alanlar olmadığından o taraflara dokunulmadan, ahlaki konulardaki zaafiyetleri tespit edilip bunlar da muhabbete dahil edilir. Bunun nedenini anlamak için klişe tabirle çocukluğa inmek gerekiyor. Yedinde neysen yetmişinde de osun atasözü burada bizi karşılar.

Ebeveynler, çocuklarını yetiştirirken kendi sınırlarıyla tahayyülleriyle yetiştirir, şekillendirir. Yapılabileceklerin kendisinin ve yakın çevresinin yaptıklarıyla sınırlı olduğunu düşünürler. Uzakta bir yerde birileri bir şeyler yapmışsa bu durum onlara göre şans faktörünün etkisiyle, nadiren görülebilen bir durumdur. Onun şansı yaver gitti, zaten bizde şans yok, olsaydı şöyle olmazdı gibi ifadeleri kullanırlar. Kendi kalıplarına göre çocukları için en iyi yapılacaklar belirlenip meslek seçimleri yapılır. Daha bir şeyin farkında olmayan çocuk, ebeveynleri tarafından belirlenmiş sınırları çizilmiş geleceği yaşamak için yönlendirilmeye başlanır. Özellikle kendi çocukluğunda komşusunun çocuğuyla veya akrabaları arasındaki akranlarıyla mukayese edilmiş ve ortaya sunduğu ürünü beğenilmemiş büyükleri tarafından örselenmiş çocuklar tam bir psikolojik hezimet yaşar. Bu çocuklar başkalarının başarılarını  hazmedemeyen işi biraz da kıskançlığa döken kişilerin uzmanlık alanı dışına çıkıp eleştirileri kıskançlıkla karakterler üzerinden yapan bireyler olur.

Bu çocuklar ebeveyn olunca, kendi çocuklarının daha çok başarılı olmasını ister. Benim çocuğum falanca başarıyı elde etti, filanca okulu kazandı şeklinde böbürlenme ifadelerini kullanırlar. Hatta ilk karşılaşmada dahi mevzu olmamasına rağmen benim çocuğum şu mesleğin erbabı diyerek daha selamlaşmaya başlamadan muhabbete başlarlar. Asıl maksatları başarısız olarak görülen ve hiç takdir edilmeyen kendi geçmişlerini kapatmaktır.

Çocukları için akademik başarıyı düşünen yetişkinler ise çocuklarının farklı yönlere eğilimlerini ve yeteneklerini görmezden gelir. Çünkü onlar için bu eğilimler akademik başarılarının önünde büyük bir engeldir. Genellikle boş işler diye nitelendirilip bunlarla karın doymaz, ileride methedilecek bir kariyer getirmez, diyerek engellenilir.

Hayata şanslı başlayan çocuklar ise belki iyi bir öğretmene de denk gelmenin avantajıyla bu eğilimleri fark edilerek, yetenekleri doğrultusunda gelişmelerine teşvik edilirler. Başarılarıyla yetenekleriyle dünyayı etkileyen ve isimlerini dünya var oldukça yazdıran kişilerin, çıraklıktan ustalığa geçtikleri gözlemlenir. Alaylı veya eğitimli olarak ikiye ayrılsalar da hepsi bir ustanın yanında yetişip, boynuz kulağı geçti atasözünü gerçekleştirenlerdir. Bunlar küçük yaştan itibaren ustalaşana kadar sıkı ve belki de meşakkatli bir çalışma sürecinden geçerler. Çiçeği acı, meyvesi tatlı bir durumdur bu.

Yaşam serüvenindeki en önemli dinamiklerden biri, kişinin kendini gerçekleştirmesidir. Bunun ilk basamağı kendini dinlemektir. Kendini dinleyen birey, kendisinin farkında olur. Farkındalık kendini gerçekleştirmeyi doğurur.  Ben yapamam talih de bana güler mi beni destekler mi düşüncesinde mütereddit olanlarsa daha başlamadan yenilgiyi kabul ederler. Coğrafyanın da dezavantajını görebiliriz. İslam coğrafyasında resim gibi güzel sanatların birçok dalı, belirli inanç kalıpların da etkisiyle gelişmemiştir.  Kişi kendisinin farkına dahi varamadan, inanç kalıplarıyla engellenir.  Özellikle sanatsal yetenekler özgür ve sınırlandırılmayan ortamlarda ortaya çıkar. Özgür ve eleştirel ortam oluşturulmayan baskılanan insanlardan dünya çapında yeteneklerinin ortaya çıkmasını beklemek hayal ve biraz da ironi olur.

Gelecekleri zaten ebeveynleri veya inanç kalıplarıyla sınırlandırılmış kişiler maalesef aynı makus kaderle yeteneklerini, yapabileceklerini göremeden ve gösteremeden ölüp gider.  Sonradan gelen nesillere de neden bizim coğrafyamızda usta sanatçılar veya isimler çıkmıyor sualini sordururlar.