Her sabah; aynı saatte uyanıp, yatağın aynı tarafından kalkıp, aynı rutinle güne başlıyoruz. Özellikle belirli bir yaş grubu için hayat aynı istikamette akıp duruyor. Bu yaşam tarzı, zamanla kişilerde mutsuzluk yaratıyor. “Hayatımın tadı yok, mutlu değilim, ne yapsam mutlu olamıyorum.” Denkleminde bocalayan bir fotoğraf nameyle karşılaşıyoruz.

Rutinin kattığı keyifsizlik, sinsice ilişkilerimize de sirayet etmeye başlıyor. En yakınındakilerle başlayan küçük atışmalar, zamanla genişleyen bir çemberle çatışmalara varabiliyor. Kişilerin psikolojileri de bundan nasibini alarak objektif dünyalarının içinde, subjektif sorunları oluşturuyor. 

Kendinin tutsağı olan insan, yaşam biçiminin zihinsel koşullarıyla denkleşir. Kişiliğimizin ve yaşamımızın dönüştüğü şeyin monotonluğu karşısında savaş vermeye başlarız.

Yaşam arzusu köklenmeyle tanımlanır. Köklenme için en temel duyguların başında mutluluk gelir. Yaş aldıkça mutluluğun ne kadar elzem olduğunu anlıyoruz. Küçükken bize “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Şu anki aklımla mutlu olmak isterdim.” Cevabını verirdim diyen insanları görürüz.

Mutlu olma yolunda; çok çalışıp para kazanma, daha konforlu ve rahat bir yaşamı oluşturma gibi yollara başvururuz. Bu yönelimlerin, kronikleşen mutsuzluk üzerinde etkili olmadığını refah seviyesi yüksek ülkelerde daha net şekilde görebiliyoruz. Müreffeh toplumlarda çağın sorunu, intihar olarak karşımıza çıkıyor.  Bu durumu eksi enflasyonuyla ve yaşam standartlarının yüksekliğiyle Japonya minvalinde örnekleyebiliriz.  Parayla endekslense de mutluluk, paradan bağımsız çok güçlü bir köklenme sorunsalı.  Hayattan keyif alma, bir nevi ağzımızın tadıdır.

İnsanlar sadece nesillerinin devamı için dünyaya gelmezler. Hayat, bünyesindeki bütünsel güzelliklerden istifade etsin diye insanoğlunu davet eder. Her güzellik bir yeniliği bünyesinde barındırır. Yenilikler, aynı davranış kalıplarıyla hayatımızda var olmazlar. Eskinin gömleğiyle yeni düşünceler zuhur etmez. Mutluluğu arayan bizler, günlük rutinimize bakıp neleri değiştirebilirim diye kendimize sormalıyız. Belki de ilk yeniliği, işe giderken her zaman kullandığımız güzergahı değiştirerek başlatabiliriz.