KELİMELER BOŞLUĞU DÖVÜYOR- III « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

tempobet giriş tempobet

Pendik escort

istanbul escort

kurtköy escort

KELİMELER BOŞLUĞU DÖVÜYOR- III

Bu haber 29 Ağustos 2020 - 8:53 'de eklendi.

Kelimelerin, duyguların, fikirlerin, ilişkilerin, zevklerin, beklentilerin içinin bu kadar boşalmış ve boşalıyor olmasından rahatsız olmayan bir toplum yaşantısında hayatımızı doldurmayan, bize mutluluk katmayan, seviyemizi yükseltmeyen, zihnimizi zenginleştirmeyen her geçen gün artan yeni alışkanlıklarımızın aynı zamanda bu kadar vazgeçilmez oluşunu kendimize açıklayabiliyor muyuz?

Cevabınız “hayır” ise burada söz tükendi, yazı bitti, şimdi bir kere daha acı acı gülümseyin hali pür melâlinizi dikizleyen ve hayatınızı didikleyen bütün o kameralara!

Ama zihnim ile kalbim arasındaki bu kavgaya dahil olup bu sancıyla kıvranmaksa niyetiniz devam edeyim; Sizce de kendimizi fark edemediğimiz, gücümüzün farkına varamadığımız, “emanet” bilincini yitirdiğimiz, bir kalp taşıdığımızı unuttuğumuz için olmuyor mu bunca şey?

Kelimeleri ile birlikte ruhunu da yitirdiği için varlığı, bilgiyi ve değeri kendisi gibi anlamlandıramayan ve bu anlamlandıramayışıyla mesuliyetinin yükünden bîhaber siyasetçimiz; eğitimin sızısından mahrum, işi sadece maaş alma olarak gören eğitimcimiz; yardımlaşmanın ruhundan nasipsiz tüccarımız, muhtaç olsa dahi paylaşmanın zevkinden habersiz fukarâmız, tasavvufu mûsikî zanneden dervişimiz, ibadeti cennet beklentisi içinde bir tacir edasıyla muhasebe zanneden âbidimiz, mahallenin berberinden farkı olmayan imamımız; evladının başını emanet bilmeyen annemiz, annesinin ayağını cennet bilmeyen evlatlarımızla kendimizi nasıl fark edeceğiz, bu körlükle geleceğe nasıl yürüyeceğiz bir fikri olan var mı?

Bence göğsünden süt emdiğimiz bu çağın en büyük yalanları, içinde ‘iletişim’ kelimesinin geçtiği cümlelerle söyleniyor. Artık elimizi uzattığımız her yerde ‘iletişime elverişli’ araçlar bulunması, sanıyoruz ki insanları birbirine yakınlaştırıyor, onları günün her saatinde birbiriyle temasa geçiriyor, irtibatlı kılıyor ama böyle olmadığını anlamak için hayatlarımıza kalp gözümüz ile bakmak, görebilen nasipliler için yeter de artar bile.

Peki nedir çözümümüz, biz bu girdaptan nasıl çıkacağız?

Yeniden “biz” bilincine vararak ve merkeze sadece en büyük kutsal olan “insan”ı alarak bence! Ama “biz” bilincine ulaşmamız için “ben” kavramını tanımamız, ‘ben’in içinde ne kadar karanlık varsa aydınlığa ulaştırmamız gerekiyor. Bunun için de önceliğimiz içine girdiğimiz (satırlarımın başından beri andığım) girdabın vicdanımızı sağır eden uğultusuna kulaklarımızı tıkayıp kalbimizin sesine kulak vermek ve bir kalbimizin olduğunu yeniden fark etmek olmalı. Bu fark edişle emin olun ki; yürek ülkemizin her girintisi sevgi güneşi ile aydınlanıp merhamet yağmurlarıyla ıslanacak ve çorak kalan gönül coğrafyamız yeniden yeşerecek.

Yüreğimize gelen bahar ile borçlunun borcuna kendi borcumuza koşturduğumuz gibi koşturacak; bir hastanın tedavisi için kendi hastalığımıza derman arar gibi uğraşacak; boynu büküğün yüzünü güldürmek, açın karnını doyurmak, yoksulun sofrasına katık olmak, yetimin yüreğine dokunmak, talebenin yetişmesine, garibin işinin hallolmasına uğraşmakla da bizden ısrarla istenen “dünya cennetini” inşa edeceğiz.

İnşa etmekle nasipleneceğimiz bu dünya cennetinde elinden iyilerden olmaktan ve iyilik yapmaktan başka bir şey gelmeyecek; kötülük etmeye ve kötülerden olmaya kabiliyeti olmayacak bir gönülle; ne sevabı ötelerdeki cennet arzusuyla işleyecek, ne günahtan cehennem korkusuyla kaçacak; cennet ve cehennemin Rabbine duyduğumuz sevgi ve o sevgiyi kaybetme korkusu ile istesek de günah işleyemeyecek, istemesek de her halimizi ibadet zevkine bürüyecek bir ruhla dokunduğumuz her yer cennet, aldığımız her nefes huzur kokacak.

Zira ulaşmaya çalıştığımız ötelerdeki cennet, bu dünya için kardeşlik, paylaşım, bölüşüm, sevgi, merhamet, adalet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük, özgürlük demektir! Sonradan ortaya çıkan bütün ayrılıkların gayrılıkların sona ermesi; “takva” elbisesi dışında bütün elbiselerin çıkarılması; “erdem” dışında bütün rütbelerin sökülmesi; “insan” dışında bütün renklerin, ırkların, kabilelerin, dillerin anlamsızlaşması; “sahiplenme” dışında bütün bölüşmelerin ortadan kalkması; “sevgi” dışında bütün hislerin bayağılaşması; adalet dışında bütün otoritelerin yok olması demektir. Bu kavramlar için mücadele etmeyenlerin ötelerdeki cennet beklentisi ise emin olun ki sadece bir ütopyadan ibarettir.

Çünkü işaretler net ve açıktır!

Önceki günlerde güldüren “o son gün de” gülecek…

Önceki günlerde ağlatan “o son gün de” ağlayacak…

Yaşatan yaşayacak, öldüren ölecek…

Kahreden kahrolacak, sevince boğan sevince boğulacak…

Mutlu eden mutlu olacak, azap çektiren azap çekecek…

İnsanların dünyasını cennete çeviren cennete, cehenneme çeviren cehenneme girecek…

Farkındalığı yakalayabilme temennisiyle.

Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlumuhammedridvansadikoglu@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.