KADIN VE ŞİDDET – 1 « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

KADIN VE ŞİDDET – 1

Bu haber 29 Mayıs 2020 - 7:53 'de eklendi ve kez görüntülendi.

İnsanlığın varoluşundan beri kadın farklı yönleriyle ve süreciyle en çok tartışılan olgulardan biri olmuştur. Kadın yaşadığı toplum tarafından kültür, sosyal tabaka, değer yargıları, inançlar gibi tutum ve davranışların etkisiyle; kimi zaman tamamen soyutlanmış, kimi zaman baş tacı yapılmış, kimi zaman günahkâr, kimi zaman cennetvari görülmüş olmakla beraber bazen de sorun olarak görülmüş, düşünmesi ve okuması dahi yasaklanmış, öteki olarak bakılmış veya kabul görmüştür. Bazı toplumlarda ve kültürlerde ise ANA olarak ele alınmış büyük bir değer ve Allah’ın bir hediyesi olarak bakılmıştır.

Tarihsel süreçlerde yukarıda bahsettiğim konular kadınla varola gelmiştir. Önemli olan bizim toplumumuzda kadına nasıl bakıldığı veya değer olarak onu nereye koyduğumuzdur. Son zamanlarda tartışmaların odağında olan ve ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi 1 Mayıs 2011’de imzaya açıldı. Sözleşme bugüne kadar kadına karşı şiddet, ev içi şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ilişkin en kapsamlı tanımlamaları yaparak; cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması konusunda taraf devletlere pek çok yükümlülük getiriyor. Sözleşmenin etkin bir şekilde uygulanması halinde kadına karşı şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenebileceği ifade edilirken, sözleşmenin “aile yapısını bozduğu”, “toplumu yozlaştırdığı” gibi iddialarla sözleşmenin feshedilmesini isteyenler de bulunuyor.

Madde 3 – Tanımlar

Bu Sözleşme maksatlarıyla:
c “toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun
olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve
özellikler olarak anlaşılacaktır;
d “kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, bir kadına karşı, kadın olduğu için
yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak anlaşılacaktır
;

Yukarıda alıntı yaptığım İstanbul Sözleşmesinin bu maddesinde toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim üzerinden kadın ve şiddet ele alınmıştır. Şiddete hepimiz karşı olalım amenna ama burada aslında konu şiddetin dışına taşınmış durumda. Şiddet deyince özellikle bazı çevreler hemen din ile özdeşleştirmeye gitmekte, sanki şiddet dinin emri veya şartlarından biriymiş gibi toplumsal ve sosyolojik mesajlar gelmektedir. Aslında konu şiddetin dışına taşınmakta ve farklı amaçlar ortaya çıkmaktadır. Nitekim şiddeti sadece kadına yönelik değil de tüm canlılara karşı anayasal bir çerçevede ele almak mümkünken neden sadece kadın olgusu kullanılmaktadır. Bir erkek erkeğe, kadın kadına şiddet uyguladığı zaman veya kadın erkeğe şiddet uyguladığı zaman meşru mu göreceğiz?

Bunun için sadece sözleşmeye mi yoksa toplumsal olarak ahlaki durumumuzun şiddetle bağlantısını toplumca sorgulamaya mı ihtiyacımız var? Şiddeti sadece dine, cinsel yönelime, evlilik dışı birlikte olmaya veya belli bir kesime indirgeyerek çözüm bulunamaz. Şiddet herkes için aynı anayasal haklar çerçevesinde olmalıdır. Özellikle toplumsal aile yapımıza uygun olmayan kavram ve konular çokça işlenmekte ve toplumu yeniden dizayn etme veya istenilen davranışa ve tutuma yönlendirme fikirleri görülmektedir.

Kişilerin inançlarına hakarete kadar varılmakta, doğal olarak bu toplum tarafından eleştirilmektedir. Özellikle dinin alet edilmesi, dinen daha önce cinsel ve sapkınlık vakaları Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı kıssalar ve ayetlerle sabitken, inançlı veya kendini dindar diye nitelendirenler tarafından haklı olarak tepki gösterilmekte çünkü toplum bundan korkmakta ve başına gelebilecek veya ahiret inanışıyla alakalı tehdit altında olduğunu söylemeye çalışmaktadır. Burada bu insanları anlamak ve eleştirilerini anlamlandırmak açısından, toplumun dinamikleriyle oynamamak gerektiği düşünülürse haklı sebepleri sıralamak gayet mümkündür, evet dezavantajlı durumdaki insanları korumak ve kollamak hepimizin görevi olmalıdır.

Burada üzerinde durulması gereken sorun şu aslında; şiddet neden fizyolojik olarak cinsel yönelim farklılığı veya kendini cinsel olarak farklı hissetme durumundaki kişiler ile birlikte ele alınmakta? Sadece bu durumdaki kişilere mi şiddet uygulanmakta veya neden genel olarak insanlara, hayvanlara şiddet vb. yer almamaktadır. Ama unutulmamalıdır ki şiddet ve toplumsal aile yapımız bizim kültürümüze ve inançlarımıza özgü olarak ele alınmalı ve anadolu sözleşmesi tarzında olmalı hayvandan bitkiye kadar tüm canlılar konu olarak herkesin benimseyebileceği ve kabul edebileceği şekilde olmalıdır.

Son olarak İslam dini şiddet karşısında ve özellikle kadın hakları konusunda çağların ötesinde bir çözüm sunmuş ve bunu ilahi kurallarla güvence altına almıştır. Unutulmamalıdır ki Hz. Muhammed’in (s.a.v) geldiği dönemde kız çocuklarını diri diri toprağa gömen, kadınların herhangi bir hakkının olmadığı adeta bir eşya niteliğinde kullanıldığı anlayış ile günümüzde kadını ve cinselliği kullanan ve kadınların üzerinden toplumu dizayn etmeye çalışan zihniyet aynıdır ki Hz. Peygamberin veda hutbesine bakarak çağlar öncesinden İslam dininin kadına nasıl değer verdiğini görmek mümkün… Günümüz koşullarında maalesef bir çok konuda hala o çağa erişemedik. (Devam Edecek)

 

 

 

 

 

 

Cahit Kutlu
Cahit Kutlucahitkutlu@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
İlyas yükselce Mayıs 20, 2020 / 21:23 Cevapla

Konuya yaklaşımınız konunun detaylandırılması açısından güzel olmuş. Birçok kişi hala konunun vehametini idrak edemeyecek durumda. Yazılarınızın devamını diliyorum.