İletişim; duygu, düşünce, hayal ve fikirlerin başkasına kanallar vasıtasıyla anlatma halinin adıdır. Aynı zamanda çağımızda en çok şikâyet edilen konunun adıdır, iletişim. Hemen herkes aynı konulardan muzdarip: anlaşılmamak ya da yanlış anlaşılmak.

Peki, bizler karşımızdakine meramımızı doğru ve eksiksiz anlatabiliyor muyuz? Veya muhatabımızın bizi anlama gibi bir düşüncesi var mı ki? Dünyanın en zor işi herhâlde şartlanmış birine bir şeyler anlatma gayretidir. Zira alıcıları kapalı olan biri kendi fasit dairesi içinde dönüp durmaktadır. Tıpkı kuyunun dibindeki kurbağalar gibi, gökyüzünü kuyunun ağzı kadar zannederler böyle kişiler. Böyle bir durumda haklılığımızı izah yoluna gitmektense lisanıhâl ile dikte çabamıza son vermek daha hayırlı bir iş olacaktır.

Anlaşma ve duygu aktarımının en önemli ögesi: İletişimdir. Her hâlükârda iletişim kanallarının açık olması elzemdir. İletişimin sekteye uğradığı andan itibaren kaos, keşmekeş, hezeyan ve safsata başlar. İletişimin yerini fitne ve fesat alır ki bu durumda iş içinden çıkılmaz bir hâl alır.

İletişimin en temel unsurları: Kaynak(gönderici), alıcı, ileti (mesaj), kanal, bağlam, şifre(kod) ve dönüttür. Bu kanalların herhangi birinde meydana gelebilecek aksaklık iletişimi olumsuz yönde etkileyecektir. Doğru ve etkili bir iletişim için iletişimin ögelerini dikkatli seçmeli ve itina ile kullanmalıyız.

İletişimin olmazsa olmazı dildir. Dil ile yapılan iletişim, iletişimin en etkili olanıdır. Dilin gramer yapısına hâkim olmak, belagat ve fesahat sahibi olmak iletişimi etkili kıldığı gibi kalıcı da kılacaktır. Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemli, diye boşuna söylememişler. İletişimde rijit bir tutum takınmak iletişimin tesirini azaltacaktır. İnsanlar hakikat payı ne kadar yüksek olursa olsun kendi dünyalarına bigâne kavramları ve düşünceleri anlamak istemezler. Bu insanlar için hakikati öğrenmek o kadar da zaruri değildir. Hatta hakikat çoğu zaman onları zerre miskal ilgilendirmemektedir. Duruma bu noktainazardan bakan birilerine malumat aktarmak kadar acı verici bir durum daha olmadığı aşikârdır.

Karşımızdakinin havsalası da iletişimin gerçekleşmesi için mühimdir. Anlama ve kavrama kapasitesi nakıs birine deruni manalar içeren bilgiler aktarmak kadar abes bir durum olamaz herhalde. Aslında bu durumu anlayışla da karşılamalıyız. Mevlana’nın meşhur sözüdür: Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anladığı kadardır. Onun için muhatabımızın anlama kabiliyetine göre iletişim becerimizi geliştirmeliyiz. Aksi takdirde havanda su dövmeye devam ederiz. Neticenin değişmesi maalesef mümkün değildir. Ziya Paşa’nın

İdraki meali bu küçük akla gerekmez

Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez beytinde bu durum ete kemiğe bürünmüştür.

İnsanoğlu; biraz daha vefakâr, biraz daha enaniyet duygusundan kendini soyutlamayı başarırsa inanın ki birçok sorun baştan çözülecek ve anlaşılmamak için ortada bir sebep de kalmayacak. İnsanlar diğerkâm duygusunu hazmedip bunu yaşam felsefi haline getirdikleri takdirde anlaşılma sorunsalı da temelden sarsılacaktır. Çünkü iletişim kanallarını açık tutan, karşısındakinin anlama ereğini önemseyen kişi muhakkak surette iletiyi alacaktır. Meselinin özü de buradadır. Aksi bir durumda ise iletişimin gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır. Geleneksel gölge oyunumuz Karagöz’de olduğu gibi Hacivat’ın bütün söylemlerini Karagöz yanlış anlayacak iletişim yerine ortaya “Yanlışlıklar Komedyası” çıkacaktır.

Netice itibariyle, her daim iletişim kanallarını açık tutalım, iletişimde önyargısız bir tavır sergileyelim. İnsanî hasletlerimizden dolayı karşımızdakini anlama çabası içinde olalım. Şekva yerine çözüm yolları üretelim, haklı çıkma gayreti temel düsturumuz olmasın. Hüsnüniyet ile anlama ve kavrama gayreti içinde olalım ki inkisarın daha az olduğu gönül hoşluğunun ve hoş bir sadanın şahikasına ulaşılabilen bir dünyada yaşayabilelim.