İLÇEM KEBAN ÜZERİNE « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

İLÇEM KEBAN ÜZERİNE

Bu haber 27 Temmuz 2020 - 8:00 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Yıllardır söylediğim gibi, yerel gazetelerde yazdığım yazılarım amacı, salt geçmişle övünme, özlemleri giderme, anıları yaşama, unutulmuşları anımsamadan öte, kültürümüze ve içinde olduğumuz topluma da katkı yapma çabasıdır. Bu çabalar, evrene bakış açımızı bireysel olarak değil, bizi birleştiren çizgi olan Harput-Elazığ-Keban’a özgülüğümüzü vurgulayarak, birlik ve dayanışma içinde anlatmaya çalışmaktır.

Toplumu iyice geren siyasetten, halkın iyice bıktığı itici siyaset dilinden, çevremizi kuşatmış aşırı düşüncelerden uzaklaşarak; gelenekselleşmiş ancak şimdilerde çoğunu göz göre göre yitirdiğimiz, hoşgörü, düğün, komşuluk, inanç, oyun, eğlence, konuşma ve dil, konukseverlik, sofra ve yemek, giyitler, giyim kuşam, yaşam biçiminden geriye kalanları ve en çok da bize özgü olan yazıyı, şiiri, mimariyi, kültürü korumaktır koruma çabalarıdır bu.

Burada “gelenekselleşmiş” demekle, tutucu, kendisiyle bağlı, el sürülmez, engelleyici, yenileşmeye kapalı bir anlayıştan değil, bizi yücelten yaşam biçimimiz, evrene bakış açımızdan söz ediyorum.

Bizim benimseyemeyeceğimiz adına “gelenek” denilen öteki yoz düşünce ise, tarih boyunca, Molla Lütfi’nin, Nadajlı Abdurrahman Hoca’nın, Şeyh Bedrettin’in, Thomas More’un, Bruno’nun, din ve bilim adamlarının canına kasteden, düşünceye, hoşgörüye, bilime, kültüre, akla kan kusturan bir anlayıştır.

Dün yine gezip dolaştığım ilçem Keban, bomboş sokakları, kapalı dükkanları, kurumuş bahçeleri ile son yıllarda iyice yazgısına terkedilmiş haliyle tümüyle içimizi acıttı.

Son gelen yöneticilerin çoğu bir şey üretmeden, vermeden gittiler. Yerel yöneticilerin ve yandaşlarının sosyal medya paylaşımlarına bakacak olursak “Keban”ın tüm sorunları çözülmüş durumda. Neredeyse yakında büyükşehir olacağız.

Daha önce de yazdım belediyemiz son 7-8 yılda da neler yaptı, bu çalışmaları uygar bir tartışma ortamında bizlere anlatacak, parti gönüllüsü varsa anlatabilirse mutlu olur, yapılanlarla gurur duyar, yapanlara da teşekkür ederiz.

Sözgelimi, Fırat kıyısında bir tesis, Toma kilisesinin korunması ve müze yapılması, İl dışındaki Kebanlıların kaynaşacağı yılda bir kez düzenlenecek bir etkinlik, Fırat ırmağından verimli yararlanabilme, gelenleri gezdirebilme, tekne gezisi, Atapark’ın düzenlenerek gelen konukların Keban’ın fotoğraflarını çekebilmesine olanak sağlanması neden olmuyor. Etibank neden dünyanın en önemli maden müzelerinden biri olabilecekken yıkıma terk edildi. Maden Ocağının olduğu eşsiz doğa neden düzenlenip de gelenlerin ilgisine sunulmadı…

Kebanlı balıkçılarının sorunları olduğu gibi duruyor, en büyük üreticiden en küçüğüne hemen hepsi ekonomik sorunlarla boğuşuyorlar. Bu girişimcileri tekellerin, büyük şirketlerin boyunduruğundan kurtaramadık. Ürünlerini pazarlayamadılar, satamadılar, hak ettikleri emeklerinin karşılıklarını alamadılar. Belediyenin, yöneticilerin gözlerinin önünde çoğu tesislerinden oldu, krizlere girdi, işyerlerini kapattılar.

Göl tarafına gidip de yüzmek, piknik yapmak, gezmek bile başlı başına bir sorun. Bariyeri, güvenliği, dünya kadar engeli aşıp da gidilecek bir yerin çekiciliği kalır mı takdir sizin?

Değirmenbaşı Mahallesindeki mezarlıkta bir din büyüğünün mezarını bile parçalanarak içinde ahmak bir düşünce ile define arandığını anımsıyoruz. Birçok Kebanlının ana-babasının mezarı şimdiki Fevzi Çakmak İlkokulunun alt yolunda kaldı.

Örneğin bir zamanlar Keban’ın yerli aileleri Dadı Rıza (Ali Rıza Oğuz), Hayat (Yıldırım) ve Pakize (Özdem) Ablaların, Kırıkçı Bekir (Kadir Oğuz) Oğuz Ailesinin yaşadığı sokak çok özgün bir özellik taşıyordu. Dün bir kez daha dolaştım istesek inanıyorum ki, şu anda bile özgünlüğünü koruyabiliriz.

Kilisenin karşısında yeniden inşa edilen emniyet müdürlüğünün yeri o kadar anlamsız ki. Belediyenin ve Kebanlıların kesinlikle buraya itiraz etmeleri gerekirdi. Hele bu ve çarşının göbeğindeki İhsan Bey’in bahçesinde yükselmiş yedi katlı yeşil binanın estetik açıdan kötülüğünü anlatmaya gerek bile duymuyorum.

Kallar Mahallesinde bulunan üç hamam ise kimsenin haberi bile olmadan yazgısına terk edilmiş. Her restorasyonda, Yusuf Ziya Paşa camisinin tüm özgünlüğü yok edildi, çeşmesi yıkıldı. Bugün restorasyon yarın kalmış ve geleceği henüz belirsiz. Keban’da hâlâ ayakta olan Ali Kaya’ların, Hakkı Bey’lerin, Maksut Bey’lerin eski konaklarına kimsenin ilgi gösterdiği yok.

 

Bu arada Keban’ın kent dokusuna uygun, taştan duvarlı, ahşap pencereli ve sağlam tek yapının emekli imam rahmetli Ömer Özer Hoca’nın (Özer) evi olduğunu da belirtelim. Umarım çocuklarınca ve Kebanlılarca korunur.

Keban çevresine göre yaralı bir tarih ve doğa kenti, gittikçe de köyleşiyor, köylüleşiyor. Buradaki “köylü” sözcüğünü aşağılayıcı anlamda değil “kent kültürüne ulaşamama” anlamında kullanıyorum.

Söz ettiğim, “köylülük”, bu anlamda uygarlıktan uzaklığı içerir. İnsanın var oluşundan bu yana yaşam savaşımında geliştirilmiş tüm evrensel değerlere uzaklıktır aynı zamanda.

Anadolu Selçukluları, Osmanlı paşaları, Türkler, azınlıklar, binlerce yıl yaşamışlar ama hiçbir bırakıta (miras) yeterince önem vermiyor, anlamını kavrayamıyoruz. Son günlerde moda olmuş yapaydan bir Osmanlıcılık var ama yalnızca hamaset içeren boş sözlerle dolu.

İki yüz yıllık Yusuf Ziya Paşa Camimiz, 4 yıldır kapalı. Restorasyon yapılacağı ve 1 yılda bitirileceği söylenen camide şu an hiçbir çalışma görünmüyor. Bu estetiğin, taş işçiliğinin, mimarinin doruk noktası camimizde tavan kurşununun söküldüğünü, çeşmesinin parçalandığını, içinde koca delikler açıldığını, duvarların öylece bırakıldığını ve çalışmaların durduğunu; caminin durumunu göremeyenler, İstanbul’daki cami açılışı ile ilgili paylaşım yapıyorlar.

Ben buna resmen “pes” diyorum, “ayıp” diyorum… Kallar Mahallesi insanı, dört yıldır namazını kılacak camisine gidemiyor ama demek ki bu birileri için önemli değil, facebooktan birileri başka kentlerdeki açılışları paylaşıp, kapısına kilit vurulmuş camimiz için tek sözcük edemiyorlar…

Oysa, Keban huzur veren bir coğrafya. Gelenlerin hepsi de burada dinlendiğini, huzur bulduğunu söylüyor…

Gerçekten de yeşil bahçeleriyle, Fırat ırmağıyla, gölüyle, insanıyla huzur bulduğumuz yer burası. Fırat da insanoğluna binlerce yıldır, bolluk ve bereket veren bir ırmak. Bir zamanlar burada, sadrazamlar, paşalar, madenciler, askerler, ağalar, her dinden din görevlileri, altın, gümüş, kurşun tüccarları, evleri, konakları, dükkânları, maden evleri, bahçeleri, kayıkları, yeşilliği ile bir başka yaşam varmış bu yüksek dağların, Fırat’ın eteklerinde.

Kentin günden güne içe kapanması, ilçe sakinlerinin, facebook üzerinden paylaşımlarla, hayal âleminde yaşatılması, kendi sorunlarını düşünmeye hiç fırsat verilmeden günden güne yapay gündemlere muhatap edilmeleri Keban’ı çok geriye götürmüş durumda.

Meydanlarda siyasilerin uyuttuğu; asgari ücretlerle geçimini zar zor sağlatıp şükrettirdiği, dini ve milli duygularla sürekli hamasete boğulan taşralılar gibi Kebanlılar da gerçek sorunlarından hayli uzaklaştırıldığından, bu durum; hoşgörüyü, kültürel çalışmaları, demokrasiyi, cumhuriyeti, çağdaşlığı, toplumsal ilişkileri, uygarlığı, evreni kavramayı doğal olarak zorlaştırıyor.

Keban’ın yeniden canlanmasının ve üretken hale getirilmesinin yolu var ama bugünkü kimliklerle ve anlayışla zor. İnşallah bir gün Keban eski canlılığına kavurur. Herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyor sağlıklı huzurlu günler diliyorum.

Cem Bayındır
Cem Bayındırbayindircem@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.