İKİ YİĞİT DAVA İNSANINI ANARKEN (II) « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

İKİ YİĞİT DAVA İNSANINI ANARKEN (II)

Bu haber 31 Aralık 2018 - 8:38 'de eklendi ve kez görüntülendi.

“Açtım… Okuduğum kitapları satmaktan başka çarem yoktu. Sattım… Yaklaşık dört bin kitaba bir asgari ücreti ancak layık gördü sahaflar. Sonra bir adam… Ülkü Ocakları genel başkanı olmayı gönül bereketiyle hak etmiş bir adam. İç kapağında ‘S. Ağa Baydili’ yazan bulabildiği bütün kitapları toplatmış eskici esnafından. Ben şimdi kiminle helalleşeceğim Metin gardaş?”

 

Süleyman Ağa Baydili (Yönetmen, yazar, şair)

 

Yetenekli bir teşkilatçı, iyi bir muharrir, doğruluk ve dürüstlük abidesi, vefa örneği, yokluktan umut yeşertecek kadar iyimser, yiğit bir serdengeçti, Ülkü Ocakları’nın efsanevî başkanlarından, otuz altı yıl süren kısa ömründe unutulmayacak şeyler sığdıran adam gibi bir adam: Ali Metin Tokdemir…

 

1959 yılında Gümüşhane Kelkit’te doğan Ali Metin Tokdemir, ilk ve orta öğrenimini memleketin çeşitli yörelerinde tamamladıktan sonra yüksek tahsilini İşletme alanında yapmıştır. Gençlik yıllarının ilk dönemlerinden itibaren, Türk milliyetçiliği fikrini benimseyen Tokdemir, Ülkü Ocakları’nın birçok kademesinde görev almış, üniversite yıllarında Eskişehir Ülkü Ocakları başkanlığı görevini yürütmüştür. Başarılı çalışmalarının yanı sıra, azmi, cesareti, teşkilatçılık kabiliyeti, mütevazi kişiliği, bilgi birikimi ve hitabet konusundaki yeteneği merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in de takdirini kazanmış ve Ülkü Ocakları (o dönemdeki adıyla Gençlik Kültür ve Sanat Ocakları) genel başkanlığı görevine getirilmiştir.

Türk-İslam ülküsü düşüncesini bir yaşam tarzı haline getiren Tokdemir, savunduğu değerlerin yaptıklarıyla çelişmesine asla izin vermemiş, Mevlana’nın ifadesiyle, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi de olan, bir insan olmanın mücadelesini vermiştir. Bu mücadeleden zafer ile çıktığını söylemek gerekir, zira, hayatı boyunca her türlü nefsanî duygudan, bencil tavırdan, küçük hesaptan, siyasi oyundan, maddi ve manevi ranttan uzak kalarak hiçbir karşılık beklemeden inandığı idealler uğruna, tüm benliğini ortaya koymuştur. Ticaret yaptığı dönemde, verdiği malların parasını, ticarî anlamda, tahsil etmeyi ayıp sayarak sıfırı tüketmeyi göze alacak kadar ilke sahibi bir tüccar, görevleri gereği kendisine tahsis edilen telefonları, “hak geçer” endişesiyle, şahsi kullanımlardan imtina edecek kadar titiz olan Tokdemir, düşman olarak gördüğü bu çıkmaz yollara sapmak yerine, “bazen evinin bir köşesine çekilip lekesiz, onurlu bir şekilde yaşamayı” bile Ülkücü bir duruş olarak ifade etmiştir.

Ülkücü camia içinde görev yaptığı her bir sorumluluk makamında, hiç makam arabası veya başka benzeri bir vasıta kullanmayan, tüm yolculuklarını otobüs ile yapan bu güzel insan, içinden geldiği milletin yaşadığı gibi yaşamış, halktan hiçbir zaman kopmamıştır. İşte bu yüzdendir ki, insanların beklentilerini somut bir şekilde gözlemleyerek söylemlerini bu gözlemler üzerine oturtmuştur.

Kişisel olarak yürüttüğü mücadelesini, çok önem verdiği gençlik ile paylaşarak birlikte mücadele etme gayreti içinde olan Tokdemir, bu kapsamda, eğitimi hep ön planda tutmuştur. Özellikle,12 Eylül’ün Ülkücü Hareket üzerinde bıraktığı derin acı izleri silip yeniden bir gönül seferberliği başlatmak üzere, “Bizim Ocak” dergisini çıkarmış, aynı dönemde, yurdun her bir yerinde, seminerler vermiş, konferanslara katılmış, sayısız gencin bilinçlenmesine vesile olmuştur. Eğitimin önemi ve bilginin gücü, kendisi için o kadar önemli olmuştur ki, evliliğin daha üçüncü gününde, valizini hazırlayarak evden çıkmış ve bir ayı aşkın bir zaman seminer ve konferanslarını tamamladıktan sonra evine dönebilmiştir. Eğitim faaliyetlerinin yanı sıra, Yeni Düşünce, Ortadoğu, Milliyetçi Çizgi ve Hergün gazetelerinde köşe yazarlığı, genel yayın yönetmenliği ve yazı işleri müdürlüğü görevlerini sürdürmüştür.

Şüphesiz, Tokdemir’in bu çalışmalarında, ideallerini gerçekleştirme gayretinin yanı sıra yaşadığı dönemin toplumunda cereyan eden siyasi, ekonomik ve sosyal olayların da etkisi olmuştur. Özellikle, 1980 sonrası yaşanan dönüşüm kapsamında, uygulamaya sokulan neo-liberal politikaların bir sonucu olarak, kontrolsüz bir şekilde kapitalistleşmeye başlayan toplumda baş gösteren menfaatperestliğe, bencilliğe ve çıkarcılığa karşı, “ahde vefa imandandır” diyerek tepki göstermiş, öte yandan, söz konusu dönüşümün bir yansıması olarak camianın bir kısmı içinde peydah olan mafya olgusuna şiddetli tavır takınmıştır. Tüm bunların dışında, Demir Perde Sovyetlerin erimeye başladığını görerek, Sovyet boyunduruğu altındaki Türkler ile yeniden kurulacak bağların altyapısını oluşturmuştur. Nitekim 1990 tarihinde Bakü’deki Azatlık Meydanı’nda Rus tankları altında ezilen Azerbaycan Türklüğünün sesini, yurt genelinde organize ettiği tel’in mitingler ile geniş kitlelere duyurmayı başarmıştır.

Tokdemir, bilgi ve deneyim birikimine sahip olarak, 1995 yılı genel seçimlerinde MHP Gümüşhane milletvekili adayı olmuş, hızlı bir seçim çalışması sürecine girmiştir. Bir konuşmasında, “Türk milletinin menfaatlerinin takipçisi olacağım. Milletimizi ezilmiş ve itilmişlikten kurtarmak için canla başla çalışacağım. Hor görülmüş ve değerleri ayaklar altına alınmış Türk-İslam aleminin şahlanması için itici güç olacağım. İnsanımızın inanç özgürlüğünü temin etmek için var gücümle mücadele edeceğim. Söylediklerimi gerçekleştiremezsem verdiğiniz yetkiyi yine sizlere teslim edeceğim. Destek sizden, kısmet Allah’tandır. Allah bizi utandırmasın.” diyerek birikimini kullanacağı hedeflerini sıralamış olsa da Yüce Allah’ın hükmü tecelli etmiş ve bir seçim çalışması dönüşü geçirdiği trafik kazası sonucu Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Yazımızı kendisi ile ilgili bir anıyı paylaşarak sonlandırırken doğruluk, dürüstlük, samimiyet ve vefa timsali bu yiğit insanı saygı, minnet ve rahmet ile anıyoruz. Yüce Allah mekanını cennet eylesin…

”Yine bir ocak mesaisi sonu eve dönüşünde, Suat Başaran, Şenol Uzunmehmetoğlu, Kemal Küçük ve Servet Avcı’dan oluşan hepsi meyve düşkünü ev ahalisine meyve almak için Sakarya Caddesindeki manava uğrar. Kasalar içinde Türkiye’ye henüz gelmiş olan bir meyve vardır; ismi kividir bu meyvenin ve Metin Tokdemir bizleri bu yeni meyve kivi ile tanıştırmaya azmetmiştir. Kasaların üzerinde de bir fiyat etkiketi vardır; kivinin birim fiyatını bildiren.

Metin Tokdemir “ver iki kilo” der. Manav şaşkındır, yüzüne bakar ve “başkanım iki kilo mu?” diye sorar. “Evet bizimkilere ancak yeter” diye cevap verir Metin Tokdemir. Manav çaresiz tartar kivileri ve kese kağıdına koyar. “Buyurun Başkanım” der. Alır meyveleri ve cebinden fiyat etiketinde okuduğu miktara göre bir miktar parayı uzatır. Metin Tokdemir paranın üstünü beklemektedir. Fakat manav da paraya ve Metin Tokdemir’in yüzüne bakmaktadır. Bir garplik olduğunu anlar ve “hayırdır” diye sorar. Manav söylesem mi söylemesem mi şaşkınlığı içindedir, tereddütle, “Başkanım etikette yazan kilo fiyatı değil, tane fiyatıdır, bu meyve yeni gelen ithal bir meyve…” deyince Metin Tokdemir cebindeki tüm parayı vermek zorunda kalır. Eve gelip, durumu anlattığında ve meyvenin maliyetini duyduğumuzda biz hep bir ağızdan, “Başkan, almasaydın o zaman!” dedik gülerek.

Heyhat! Metin Tokdemir’in cevabı yine ocak ve teşkilat merkezli bir cevaptı:

“Ocak Genel Başkanı olmasaydım, orada mahcup olacak olan yalnızca Metin Tokdemir olsaydı Vallahi Billahi almazdım, evlat acısı gibi koydu verdiğim para!” (Anlatan: Adnan İslamoğulları/Bizimkisi Bir Ocak Hikayesi)

Baki muhabbetle…

 

 

 

 

Ata Şengül
Ata Şengülatasengul@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.