Kıldığın namaz hayata kıldırılsa idi; Bugün kafir dediğin insanlar uzayda maydanoz yetiştiriyorken günümüzdeki cihat kavramının artık bilimle, ilimle, fenle, teknoloji ile olduğunu müşahade eder; 1400 yıldır hakkında şerhler, ciltler, külliyatlar yazılan “din güzel ahlaktır” düsturu gereğince, iyi insan olma ve iyi insan yetiştirme; pasif iyilikten aktif iyiliğe adım atma yolunda bir mücadelen olurdu! Kıldığın namaz hayata kıldırılsa idi; Bizzat Peygamberi emin sıfatına mazhar iken emin olunması gereken Müslüman’ın yerine gayr-i müslime sığınan insanların hali uykularını kaçırır; boğazına lokmaları dizer; sahillere vuran çocukların cesetleri ömrüne kara bir leke olarak siner ve kendi çocuğunu bırak sevmeyi kucağına almaktan haya ederdin! Kıldığın namaz hayata kıldırılsa idi; Trilyonlarca para verip adım başı inşa ettiğin her biri lüks ve şatafat içinde olan ama cemaati 30’u geçmeyen camiilerin avlularında Allah’ın en nadide ve muhteşem ayeti olan, "ahsen-i takvim suretinde yarattım" dediği insanlar; yaşlısıyla genciyle, kadınıyla çocuğuyla bebeğiyle dilenmez, el açmaz ve yardıma muhtaç hale gelmezdi. Kıldığın namaz hayata kıldırılsa idi, bugün önüne geleni tekfir edip Rahman’ın “Rahim” sıfatının bekçiliğini yaparak onu bunu ateş ehli ilan etmekten vazgeçer; gün boyu paylaştığın, konuştuğun ayet ve hadislerden azıcık bişeyler kapar; bu dinin “kal” (söz) değil “hal” (davranış) dini olduğunu; sen kendi kapını süpürmeden başka kapının pisliğinden şikayetçi olamayacağını müşahade ederdin! Kıldığın namaz hayata kıldırılsa idi, beyinsizliğimiz yüzünden başımıza yağan pislikleri Allah’a mal ederek “kader” olarak addetmez ve Allah’ın ısrarla kullanın dediği, seni kainatın halifesi kılan yegane varlığın olan aklını kullanır; o cemaate, şu şeyhe bu tarikata kiralamazdın. Kıldığın namaz hayata kıldırılsa idi, kirlenmediği taktirde Allah’ın sesi olarak addedilen vicdanın seni alay-i illiyin (meleklerin secde ettiği makam) makamına taşır ve Rahman’ın tüm melekeleri/güçleri sana secde eder; emrine amade olur; feraset ve basiretin bu denli kapanmaz, kalbin bu denli körleşmezdi.

Uzatmaya gerek var mı sizce?

Zira bu listeyle kitaplar yazılır ne yazık ki.

Yanisi?

Biz namazı arz ettiğim gibi bir borç olarak görüyoruz! Biz namazı günde 5 vakit spor olarak addediyoruz.!

Biz Rahman’ın kelamını mehcur bıraktık ve başımıza pislikler yağıyor!

Biz hayatımızdaki ilah enflasyonunda hayır diyemediğimiz putlarımızla kelime-i şehadetin ilk adımı olan Lâ‘nın hakkını veremiyor ve tevhidi yaşadığımız sanıyoruz!

Biz Allah’a inandığımızı iddia ediyor ama ne yazık ki O’na güvenmiyoruz! (Nisa 136)

Bu güzelim din hayat dini iken, hayatın akışında can bulması gerekirken biz onu ısrarla ehl-i kitabın yaptığı gibi bir “tapınak” dini haline getirmek için var gücümüzle çalışıyoruz!

Kıldığımız namaz bir “kültür” den öteye geçmiyor; iman kavramımız gırtlağımızdan boğazımıza inmiyor, aldığımız abdest uzuvlarımızı temizliyor ama kalplerimizdeki kiri, pası sökmeye yetmiyor! Bu yüzden de nefis putlarına taparak, mamon (para) ilahının karşısında secde ediyor ama bir taraftan da dudaklarımızla Allah’ın ilahlığını haykırıyoruz!

Kısacası eylemlerimiz söylemlerimizi yalanlıyor!

Kızıyor musunuz?

Buyrun sakince ahvalimize bakalım!

Dindarlık (!) arttıkça, Kur'an kursları arttıkça, camilerimiz arttıkça biz nerede kaldık?

Israrla yazdığım gibi bu ülkede 2014 Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yaptırdığı ankette dinin mensuplarının %92’si bir kez dahi (!) Kur'an meali okumamış doğru mu?

Dini kimden öğrenmiş? Hacıdan...Hocadan...Okuduğu zammı sürenin anlamını bile bilmeyen imamdan (Gerçek muvahhid kardeşlerimi tenzih ediyorum)!

Israrla söyledim, söylüyorum, söyleyeceğim de!

Kıldığınız namaz;

- Sizi yetime, yoksula götürmüyorsa,

- Düşküne el uzattırmıyorsa,

-İnsanlar aç bilaçken zengin iftar sofralarında kuruluyor, yedikten sonra da geğirerek “elhamdülillah” nidasıyla elinizdeki nimetin şükrünü eda ettiğini sanıyorsanız,

- Elinizdeki nimetlerin bir hibe değil bir “emanet” olarak olduğunu algılayamıyor; “Ben seçilmiş biriyim işte, Allah’a hamd olsun beni zengin kıldı” edası içinde vicdanınızla oynuyorsanız,

-Elinizdekini vermek değil, en az onun kadar ihtiyacın olduğu halde bir yoksulla, yetimle paylaşmayı bir yaşam tarzı haline getirmediyseniz,

- Fakire, yoksula, yetime vermek için cebinizde bozuk para arıyor; ama yün seccadelerin üzerinde firdevs cennetlerine talip oluyorsanız ve bu liste uzar gider…

Sadece Maun suresini bir daha, bir daha, bir daha okuyun derim. Zira kıldığınız namaz sadece yorgunluktan ibarettir. Oturup kalkmanıza Allah’ın ihtiyacı yoktur. Açın Kur’an mealini ve nüzul (iniş) sırasına göre ilk 23 süreyi okuyun okuyun okuyun… O vakit asıl namazın manasını müşahade edersiniz! Orda Allah'ın namaz ehli ehl-i imanın (!) nasıl tehdit ettiğini görürsünüz!