HANGİ AKIL?- I « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

tempobet giriş tempobet

Pendik escort

istanbul escort

kurtköy escort

HANGİ AKIL?- I

Bu haber 05 Eylül 2020 - 8:03 'de eklendi.

Bir fetret olmasını umut ettiğim, bunu zaman zaman kavli dualarımda dillendirdiğim, fiili dualarımla da var gücümle temizlemek adına çabaladığım paslı bir iklimden geçiyor ömrümüz. Zira imanla inkarı, İslam’la küfrü, tevhidle şirki, hurafeyle dini, bidatle sünneti, yâkinle zannı, ilimle cehaleti, hakla batılı, gündüzle geceyi, ak ile karayı birbirine karıştıran bir zaman dilimi bu.

Kanımca bu yüzden de her vesileyle (hatta vesile yoksa üreterek) yormaya, kırmaya, incitmeye, yaralamaya fırsat kolluyoruz birbirimizi. Böylelikle de her insanı, fikri, tarafı, inancı ne olursa olsun bir araya getirmesi gereken “insanî ortak zemin” ayağımızın altından her geçen gün biraz daha (ama süratle) kayıyor ve maalesef hayatın hepimizi birbirimize karşı yumuşatması beklenen asgari müşterekler birer birer siliniyor.

Herkes kendi içinde biriken öfkeye, nefrete, kötülüğe bir başkasını, başkalarını, ötekileri sebep kılarak meşruiyet kazandırma, vicdanını aklama uğraşında.

Göremiyoruz ama öfkeyle yaşamak, her güne nefretle uyanmak, içinde durmadan kötülük biriktirmek, kendini bir kez olsun hakkaniyet kantarına çıkarmamak, doğruyu kendi tekeline alıp kendisi gibi düşünmeyen herkesi batıl yolcusu ilan etmek herkesten önce kişinin kendi insanlığını çürütüyor ve yaşamı kendisi için günden güne ağırlaşan bir yüke dönüştürüyor.

Zira öfkelerimizin ateşli topları önce içimizde patlıyor; nefretlerimizin zehirli okları başkalarına ulaşmadan önce bizi zehirliyor; kötülükler, dışa vurduğumuzdan çok daha fazla içimizde kökleşiyor. İçimizde kök salmasına izin verdiğimiz bütün bu kötülüklerle hayatı ve onun bize sunduğu anlamı yavaş yavaş yok ediyoruz.

Toplum olarak öyle bir hale geldik ki, her gün bir avcı edasıyla üstelik saatler harcayarak yalancıları, sahtekârları, dolandırıcıları, ahlaksızları, yozları, yobazları, menfaatçileri, ikiyüzlüleri ve günün ihtiyacı olan bütün kötüleri bulup yakalıyor, yargılayıp teşhir ediyor, aşağılıyor, lanetliyor, linç ediyoruz.

Ulaşmamız gereken her şey, bizden artık bir “tık” kadar uzakta çünkü.  Özellikle artık yaşantılarımızın vazgeçilmezi haline gelen sosyal medyada yarattığımız “klavye mücahitliğimiz” ile nefsimizi haklı çıkarmak adına anında bilgiye, ayete, hadise, ulaşıp tevil amaçlı mesajlar “çarpıştırıyoruz”.

Üstelik bunu yaparken herhangi bir anımızda yanılıyor, haksızlık ediyor, bir iftirayı büyütüyor olabileceğimiz ihtimalini hiç aklımıza getirmiyor; üstlenmekte olabileceğimiz vebali ise umursamıyoruz.

Herkesin kötüsü “bir başkası” olduğu için, olası bir kötüyü veya kötülüğü iyiye, iyiliğe çevirmek adına bir çabamız da olmuyor; herkes bütün mesaisini bir başkasının kötülüğünü yakalamaya harcadığı için iyiliği, güzelliği, inceliği yaymaya, yaşatmaya, güçlendirmeye, canlı tutmaya vakit de kalmıyor.

Zira sansasyonel haberler, her an güncellenen ateşli tartışmalar, gerçekliği şüpheli bilgilerle girilen sözel itiş kakışlar, merakımızı celbeden bir sürü lüzumsuzluk, iki dakika sonra unutacağımız hayati bilgiler, günlük hayatımızdan naklen yayınlar, özelimizin genele açılmasına dair dokunmatik faaliyetler, dijital çöplüğe yeni çöpler katmak için ortaya koyduğumuz çırpınışlarımızın çaldığı ortak bir senfoniye arkadaş, mahalle, çarşı, iş, okul, komşu ve evimiz de hiç bir şey yapmazlarsa alkışlarıyla eşlik ediyor ve bu gürültüde doğal olarak içimizin gündemi kaybolup gidiyor.

“İçimizin” bir gündemi olmadığı için de kabul edelim veya etmeyelim vakitlerimizi işgal eden saydığım bu meşguliyetlerin neredeyse tamamına yönelişimiz bir fikre, bir şuura dayanmıyor. Çünkü akıldan ziyade duygularımızla hareket ediyoruz. Zaman içinde bu duygudaşlık alışkanlık halini alıyor ve en sonunda da bu meşguliyetler (her ne ise) bağımlısı haline geliyoruz.

Aldığımız her nefesi, yaşadığımız her anı, geçirdiğimiz her dakikayı, uyandığımız her günü insan olmak yolunda sonsuz ihtimaller barındıran yeni bir imkân, kıymeti bilinmesi gereken bir nimet olarak görmek gerekirken artık bağımlı hale geldiğimiz bu meşguliyetlerle düşünmek istemiyoruz; zira hatalarımızdaki sorumluluk payımızla yüzleşmek ürkütüyor bizi. Tefekküre niyetimizin, muhasebeye çapımızın, mücadeleye gayretimizin olmamasının da; tefekküre, tenkide, ilme, hakikate tahammülsüzlüğümüzün de yegane sebebi bu!

Okumadığı için hiçbir konuda tam anlamıyla bilgisi olmayan; ama hemen her meselede zırvalayacak kadar malumatı bulunan insanlar olmak için de istiyoruz ki her şey “bir tık” uzağımızda olsun; yorulmadan, uğraşmadan, mücadele etmeden istediğimiz zaman uzanıp alalım. Başta artık göklere havale ettiğimiz adalet, bize bir yarar getirecekse sergilediğimiz merhamet olmak üzere; hayata dair sevgi, mutluluk, aşk, başarı, erdem, bilgelik, dostluk gibi uzatabileceğimiz boylu boyunca bir listede ‘elde etmek, ulaşmak adına’ ufacık bir çabamız yok; çünkü beklentimiz hep başkalarından yana.

Bütün bunların aslında kendi miktarınca birer servet olduğunu ve bu kazanç(lar)ın ancak uğraşıp didinerek, sabırla biriktirilerek elde edildiğini görmeye kimse yanaşmıyor artık; insanlığın tarih boyunca uzun, ince, meşakkatli ve yorucu bir yolda adım adım ilerleyerek varmayı umduğu menzillere; biz birkaç adımda erişelim istiyoruz.

Doyurulamayan bir acıkma hali, bir nevi heves obezliği içinde bunlara ulaşamayınca, ulaşmamıza engel olununca, isteklerimizin önüne geçilince muhatabımız kim olursa olsun ezip geçiyoruz.

(Devam Edecek)

 

Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlumuhammedridvansadikoglu@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.