SİYASETİN TEMEL KAVRAMLARI ÜZERİNDEN TÜRKİYE'NİN GELİŞMESİNE BAKIŞ

Fikir Günlüğü Siyaset devletlerin yönetim bilimi olarak tanımlanabilir. Devleti yönetme ve diğer devletlerle olan ilişkilerine yön verme sanatına ilişkin her şeyin bilgisine siyaset denir.

BÖLGE 19.10.2020, 07:48 19.10.2020, 07:48
SİYASETİN TEMEL KAVRAMLARI ÜZERİNDEN TÜRKİYE'NİN GELİŞMESİNE BAKIŞ
Fikir Günlüğü

Siyaset devletlerin yönetim bilimi olarak tanımlanabilir. Devleti yönetme ve diğer devletlerle olan ilişkilerine yön verme sanatına ilişkin her şeyin bilgisine siyaset denir. Gelişme hevesini Cumhuriyet kurulduğundan beri bırakmayan Türkiye’mizin siyasi yapısı ve siyasetçisi acaba ne kadar bu tanıma uyuyor?

Bizim yozlaşmış anlamıyla bildiğimiz, anladığımız, belki de doğrusunu çok az gördüğümüz için artık kanıksadığımız siyasetçi, ne yazık ki menfaatleri için yalan söyleyen, yakınlarına izzet ikbal dağıtmak için ilişki ve bağlantılarını kullanan kişi oldu çıktı.

Devlet ihalelerini hep belli şirketlerin alması, bunlara tanınan vergi muafiyet ve aflarını güncel yaşamımızda duyuyor, okuyoruz. Hatta bir geliri olmayan first lady’nin Suriyeliler için 50 tane ev bağışladığını işitiyoruz. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Bir yüzükle çıkılan yolda nerelere gelindi?

Oysa siyasetçi devlet yönetimini geliştirmekle ilgili geçerli ve orijinal fikirleri olan, daha iyi bir toplumsal ve ekonomik yaşam için fikir ve eylemleriyle mücadele eden kişi olmalıydı. Bakıyorsunuz milliyetçiliği kimseye kaptırmayan birisi çıkıp 3-5 sene önce söylediklerinin tam tersini, hem de tehditkar ve dayatmacı tavırlarla dile getirebiliyor. Hani Türkiye’nin gelişmesiyle ilgili orijinal ve hatırı sayılır fikir ve öneriler? Varsa yoksa iktidara destek ve diğer partileri aşağılama, seçmen kışkırtma. Etnikçi-ayrılıkçı partiyle ne farkın var? Toplumsal barışı sağlamak ve sürdürmek siyasetçinin görevi değil mi? Eşitsizlikleri azaltmak, birlikte yaşama isteğini artırmak?

Türkiye gibi, her gelişmekte olan ülkenin kendine özgü bir toplumsal değişme ve yönetimsel değiştirme anlayışı geliştirmesi gerekir. Ancak bu kendine özgülük önemli bir tuzağı da içinde barındırır: Dünyaya entegre olmadan, bir zamanlar Arnavutluk gibi, içine kapalı ve izole bir ülke olarak kalmak.

Kendine özgü toplumsal yapı değişimleri ve kalkınma modelleri geliştirirken, dışa açık, dünyayla at başı giden değişimleri de takip etmek gerekecektir. Ve bittabi ki, Dünyaya hakim olan kavramlar, bazen çatışma ve çekişmelere de yol açarak, ülke içindeki yerleşmiş gelenekleri ve köklü alışkanlıkları zorlayacak ve değiştirebilecektir.

Bu durumda siyasetçinin görevi ne olmalıdır?

Akıl sahibi herkesin vereceği tek cevap var. Dünyanın gittiği yolda giderken, gelişir ve kalkınırken, geleneksel yapıyı zorlayan değişmelerin yol açacağı acıları ve çatışmaları en aza indirmek. Gelenekler, inançlar değişirken, toplumda ve en örgütlü yapı olan devletteki dirençleri en yumuşak şekilde kırabilmek. Matbaanın gelişine karşı çıkanlar elle kitap yazıp parasını bu yolla kazananlardı. Traktörün gelişi birçok tarım işçisini işsiz bıraktı. Siyasetçi bu noktalarda devreye girmeli ve çıkan sorunlara çözüm geliştirmelidir.

Gelişmekte olan ülkelerin tek sorunu, alt ve üst yapıyı inşa etmek için kaynak (para) bulma sorunu değil, aslında daha da önemli olan zihniyetlerin değiştirilmesi sorunudur. Gelişmekte olan ülkeler bir uçta, Dünyanın enternasyonel kavramlarını tümüyle ve hızla kabul ettiklerinde toplumsal yapılarının çökmesi ve dağılması tehlikesi, diğer uçta ise içe kapalı, sadece kendi adet ve görenekleri içinde hapsolma tehdidi arasında doğru dengeyi bulma problemini çözmek zorundadırlar. İşte siyasetin ve siyasetçinin temel işlevi de bu noktada ortaya çıkmaktadır. İki kutup arasındaki doğru yeri bulabilmek siyasetin ve siyasetçinin görevi olmaktadır.

Görüldüğü gibi siyaset profesyonel, uzmanlık ve sorumluluk gerektiren çok ciddi bir iş. Oysa bakıyorsunuz first man’ın şöförü olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan adam milletvekili yapılmış! Konuştuğu zaman açıkça saçmalıyor. Bunun gibiler mi gelişme ve kalkınma sürecinde ortaya çıkan sorunlara çözüm geliştirecek?

Milletleşme sürecini anlayamamış olanlar mı küreselleşmeyi analiz edebilecek? Bin dörtyüz yıl öncesinin ümmet kavramıyla ve Arap kültür emperyalizminin gönüllü uşaklığını yaparak mı çağdaş uygarlığı yakalayacağız. Şeyhlerin, tarikatların eline devletin olanaklarını, sırf oy kazanmak için peşkeş çekenlerle nasıl ilerleyecek, nasıl kalkınacağız?

Bunların ümmet dediklerini görüyoruz. Bütün ümmet birleşmiş Türkiye’yi protesto ediyor. Ermenistan-Azerbeycan savaşında Türkleri destekleyen ümmet yok? Doğu Akdeniz’de Yunanlılarla beraberler, Azerbeycan’da Ermenilerle. Türk mallarını protesto ediyorlar. Öldüğünde şanlı bayrağımız yarıya indirtilerek yağcılık yaptıkları Arap kralı diyor ki “Türkiye’de bir dolarımız bile kalmayacak”.

Osmanlıcılıkları gibi ümmetçilikleri de çöktü.

Madem gelişmeyi toplumsal ve ekonomik değişmeleri denge içinde tutarak yapmak gerekiyor. O halde bunu yapacak bir otorite olması gerekir. O otoriteye devlet denir. Peki o halde devlet nedir, sorusu gündeme gelir. Hiçbir başka topluma tabi olmayıp da diğer toplumlara egemen olan bir çeşit mükemmel veya en üst düzeyde hakim olan kurumlaşmış toplumsal yapıya devlet denir. Devlet yöneticileri de başka tür toplumsal yapılar içinde görülmeyen “egemen” olma niteliğini taşırlar. Ancak Marksizm ideolojisi devlet tanımında farklılık taşır. Marksizm devleti sosyal ve ekonomik tabandan türeyen ikincil bir yapı olarak görür. Devletin toplumsal ve ekonomik yapıya sıkıca bağlı olduğu düşünüldüğünde Marksist görüş kısmen doğruları içerse de hem eksik hem de çarpıktır.

Siyasetçi eşit olmayan insanlar arasındaki ilişki sistemlerini inşa edebilme sanatına haiz olmalıdır. Bizdeki yoz siyasetin ve siyasetçinin bir başka özelliği, maalesef, insanlarımız arasındaki farklılıkları kaşıyarak toplumsal barışı daha da bozma, kin ve ayrılığı  bilerek veya bilmeyerek artırma faaliyetidir. Ortak yanlarımızı işleyerek toplumsal birliği artırma ve eşitsiz insanlar arasında doğru ve sağlıklı ilişkiler kurarak bu eşitsizlikleri zamanla kaldırma ve topyekün kalkınma siyaseti değil de, ayrılık ve eşitsizlikleri kaşıyarak, onları gereğinden fazla büyüterek birbirine ve devlete karşı düşman etme faaliyeti içinde bulunan siyasetçiler, gerçekte siyaseti kötü maksatla kullanan kişiler değil midirler?

Toplumsal bütün dendiğinde belli bir alanda ilişkileri olan ve bu ilişkileri o alanda başka bir bütüne dahil olanlarla giriştikleri ilişkilerden çok ve sıkı olan bir takım insanların oluşturduğu birlik akla gelir. Bu birliğin belki ilk biçimi kabiledir, aşirettir. İnsanlığın toplumsal yapısı daha sonra kentsel toplumlara doğru bir evrim geçirmiş, tarım aşamasına geçmiş birçok kabile bir araya gelerek kentlerde toplanmış, sanat ve ticaret yaşamı başlamıştır. İşbölümü ilerlemiş ve toplumu yönetmek için bir yönetim-yürütme aygıtı, yani devletin ilk şekli ortaya çıkmıştır. Büyük toprak sahipleri de bu dönemde ortaya çıkmış feodalite veya ağalık baş göstermiştir. Günümüzün modern toplumunda ağalığın yeri yoktur.

Cumhuriyet ağalığa son vermişti. Toprak reformuyla köylü kendi işlediği toprağın mülkiyetini almıştı. Çok sevdikleri ahlaksız ilişkilere meraklı Amerikancı Menderes, reformla alınan toprakları ağalara geri verdi. Köy enstitülerini kapatarak köylünün eğitilmesini, ekonomik anlamda da kendisine yeter hale gelmesini önledi. Köyden kente göçü, çarpık kentleşmeyi körükledi. Uçak fabrikaları kapatıldı, Amerikan emperyalizmine ülkemizi bağımlı hale getirirken, oy toplamak için Arap kültür emperyalizmini pohpohladı. Menderes hayranları mı, Menderes’i İslamcı sananlar mı köylüden, işçiden, emekçiden yana olacak?

Modern toplumda köleliğin yeri yok. Köleleriniz iyi davranın, anlayışıyla mı gelişecek, kalkınacağız? Toplumsal sınıflar hala geçerli olsa da, bu sınıflar arasında yetenek, çalışma ve kimi zaman da şansa bağlı olarak geçiş yapabilmek mümkün. Siyasetçi bu anlamda fırsat eşitliğinin sağlanması, toplumsal sınıflar arasındaki ayrımların belirsizleştirilmesi, top yekün gelişme ve kalkınmanın sağlanması için çaba göstermelidir.

Ama bu kafayla zor.

 
banner3
Yorumlar (0)
Namaz Vakti 27 Kasım 2022
İmsak 05:44
Güneş 07:11
Öğle 12:16
İkindi 14:49
Akşam 17:11
Yatsı 18:32
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Fenerbahçe 13 29
2. Galatasaray 13 27
3. Adana Demirspor 13 24
4. Konyaspor 14 24
5. Başakşehir 13 24
6. Kayserispor 14 23
7. Trabzonspor 13 23
8. Beşiktaş 13 22
9. Alanyaspor 14 17
10. Gaziantep FK 13 16
11. Antalyaspor 12 16
12. Giresunspor 13 15
13. Kasımpaşa 13 15
14. Hatayspor 13 14
15. Karagümrük 13 13
16. Ankaragücü 13 13
17. Sivasspor 14 11
18. İstanbulspor 13 8
19. Ümraniye 13 7
Takımlar O P
1. Eyüpspor 14 33
2. Rizespor 14 25
3. Boluspor 14 25
4. Pendikspor 13 24
5. Keçiörengücü 13 24
6. Samsunspor 13 23
7. Bodrumspor 14 22
8. Manisa FK 13 20
9. Sakaryaspor 15 19
10. Altay 14 18
11. Bandırmaspor 13 18
12. Adanaspor 14 17
13. Göztepe 13 17
14. Tuzlaspor 14 16
15. Erzurumspor 13 14
16. Altınordu 13 12
17. Ö.K Yeni Malatya 15 11
18. Gençlerbirliği 14 7
19. Denizlispor 14 6
Takımlar O P
1. Arsenal 14 37
2. M.City 14 32
3. Newcastle 15 30
4. Tottenham 15 29
5. M. United 14 26
6. Liverpool 14 22
7. Brighton 14 21
8. Chelsea 14 21
9. Fulham 15 19
10. Brentford 15 19
11. Crystal Palace 14 19
12. Aston Villa 15 18
13. Leicester City 15 17
14. Bournemouth 15 16
15. Leeds United 14 15
16. West Ham United 15 14
17. Everton 15 14
18. Nottingham Forest 15 13
19. Southampton 15 12
20. Wolves 15 10
Takımlar O P
1. Barcelona 14 37
2. Real Madrid 14 35
3. Real Sociedad 14 26
4. Athletic Bilbao 14 24
5. Atletico Madrid 14 24
6. Real Betis 14 24
7. Osasuna 14 23
8. Rayo Vallecano 14 22
9. Villarreal 14 21
10. Valencia 14 19
11. Mallorca 14 19
12. Real Valladolid 14 17
13. Girona 14 16
14. Almeria 14 16
15. Getafe 14 14
16. Espanyol 14 12
17. Celta Vigo 14 12
18. Sevilla 14 11
19. Cadiz 14 11
20. Elche 14 4