03.12.2022, 12:46

‘Faili Meçhul’ Kötülükler-II

 “Peki bizim atamız, dedemiz, babamızın yaşamsal sürecinde nasıl oldu da kötülük bu kadar yaygın değildi; yaygın olan yerlerde ise faili belli idi?” diye sorarsanız…

“Biz hayatla bağlantımızı kaybetmiş insanlarız.” der Dostoyevski “Yeraltından Notlar” adlı yapıtında ve ekler;

“Hepimiz sakatız! Bağlantılarımız o kadar kopuk ki; gerçek hayata karşı tam bir tiksinti duyuyoruz. Bu yüzden de bize bunu hatırlatan insanlara kızıyoruz. Hatta o kadar ileri gittik ki, gerçek hayata tam bir yük olarak bakıyoruz”

Çok uzun yıllar önce yazılmış bu sözlerin penceresinden geçmişe kısa bir yolculuk yapalım hep birlikte, sorduğumuz soruya cevap bulabilmek adına; Zihin koridorlarında taş çatlasa on beş yıl öncesine kadar gidip ‘vaktimizi doldurmak’ adına çaba gösterdiğimiz ve bu çabanın huzurunu gece uykuya yenik düşen gözlerimize teslim olmadan evvel “madalya” diye göğsümüze taktığımız zaman dilimlerini anımsayacaklardır otuz, otuz beş yaş üstü okuyucu ve takipçilerim.

Sonra ne olduysa bilmiyorum.

Özellikle şu son on yıl içinde, adeta ışık hızıyla “vakti doldurma” çağı bitti, “vakit geçirme” çağı başladı.

Biz on – on beş yıl öncesinde dedemizin, ninemizin, babamızın, annemizin rehberliğinde ‘vaktimizi doldurmak’ için gece gündüz demeden, “bana verilen işi en iyi nasıl yapabilirim, kimin yarasını sarabilirim, kimin derdine derman olabilirim, kimin gözyaşını silebilirim, kimin yüreğine dokunabilirim, daha iyi bir geleceğin inşası için bana düşen görev ne” diye deli gibi çalışıp gayret ederken, bu yeni ışınlandığımız çağda ‘vakit geçirmek’ için bütün gayretlerden el ayak çekmek ‘tuhaf bir şekilde’ yetmeye başladı.

Bugün zirve yapmış bir memnuniyetsizlik hali, yanında selam durmuş bir tüketim hırsı, onun da emrine amade doymak bilmez bir hırs ile tüm vaktimizi elimize tutuşturulan, gözümüze sokulan, zihinlerimize boca edilen birtakım hazır menü eğlenceler karşılığında bozdurup harcıyor; konuşuyor, eleştiriyor; bize doğan her güneşle beraber yeniden bahşedilen günümüzün karşılığında ne bize ne de başka birine faydası olmayan, yarınlar açısından da bir katma değer sağlamayacak bir sürü saçmalık alıyoruz ve bu saçmalıklar gün boyu zihin torbalarımızı tıka basa dolduruyor.

Ama işin tuhaf tarafı bu ‘boşunalık’ içinde hepimizin acelesi var ve hep bir yerlere bir şeyler yetiştirme telaşında yaşıyoruz. Bu telaşın tedirginliği ile kendi hayat hikâyesini dâhi özetinden hızlıca okumaya çalışan; yüzleşmediği, içinin orasına burasına itelediği, sonralara ertelediği şeylerin kamburuyla yaşayan bir insan modeli çıktı ortaya.

Bakın en yakın çevrenizden başlamak suretiyle etrafınıza, “huzur” kavramına kaç kişide ulaşabilir, bu nasipdarlığı elde etmiş kaç kişiyle tanışabilirsiniz?

Görmek, yüzleşmek, yüzümüze vurulan sorulara samimiyetle cevap aramak; kırılanı tamir etmek, itiraf edilmesi gerekeni itiraf etmek, düzeltilebilecek şeyleri düzeltme gayretini bırakın bir tarafa kurulan iletişimler bile asla dinleme üzerine değil; cevap verme ve haklı çıkma üzerine.

Ürettiğimiz bir şey var mı, hayır!

Yaşadığımız çağın biriken dağ gibi sorunlarının çözümü adına bir gayretimiz, bir katma değerimiz peki?

Konuşmak ve eleştirmek dışında ona da hayır!

“Bir hikâyesi olmayanın hatırası olmaz” demişti dedelerimiz dinlemiyoruz; “hatırası olmayanın hafızası olmaz” diye eklemişlerdi umursamıyoruz; “hafızası olmayanın bilinci olmaz, bilinci olmayanın hayatı olmaz, hayatı olmayanın hikâyesi olmaz” diye üst üste dikte etmişlerdi ama hiçbiri ilgi alanımıza girmiyor bile.

Bu yüzden olsa gerek ki; kelimelerin boşluğu dövdüğü, anlamların buharlaştığı, kutsalların sinirlerinin alındığı bu çağda “saatler harcayıp, uykusuz geceler geçirip cümleler kurmaya çalışmanın, kelimeleri yan yana getirerek anlamlı bütünlükler oluşturmaya çabalamanın bir anlamı kaldı mı?” diye soruyorum özellikle son zamanlarda kendime.

Doğurmak için saatlerce kanadığınız, kıvrandığınız bir konu, muhteva ve derinliği ne olursa olsun açık bir tüketim malzemesi artık çünkü.

Duygusal bir çölleşme içinde sanki çağlar öncesinde kullanılan işaret diline sahte bir özlemle kullanılan ruhsuz emojiler, anlamsız işaretler asırlar öncesinden günümüze kadar gelmeyi başarabilmiş, taşıdığı anlam derinliği ile milyonlarca insanın hayati istikametine yön vermiş olduğuna inandığım en hikmetli sözlerin dahi üzerinde anlam lekeleri bırakabiliyor.

Bu zihinsel erozyonu örtbas edebilmek için de plastik kokan nefeslerin ölgünlüğü ve makinelere köle olmuş bir insanlığın esaretinde artık hemen her tarafı plastik çiçekler, suni yeşillikler ve duyguların naylondan mamul, teknolojiye ayarlı imitasyonları kapladı.

Gerek kendi zihin çölüme ve gerekse de şu mevcut ahvalimize rağmen avuçlarının içinde hâlen anlam biriktirmeye çalışan, bu anlamı paylaşma gayretiyle gecesini gündüzüne katan; yaşadığı çağa olan borç ve sorumluluğunun farkında olan seçilmişlere bu pencereden baktığımda yüreğimin derinliklerini kelimelerin tarife güç yetiremeyeceği manasız bir sızı kaplıyor.

Adalet, asalet, hakkaniyet, sulh, selâmet, fedakârlık, ferağat, kanaatkârlık, kardeşlik gibi insanlığın insanca yaşamasını, insanca ve hakça bir dünya kurmasını mümkün kılan en kadîm değerleri hayata geçiren; batılıların bütün dünyayı sömürgeleştirdikleri, hiç bir kültüre hayat hakkı tanımadıkları, kültürlerin kökünü kazıdıkları bir zaman diliminde adalet, hakkaniyet ve kardeşliğe dayalı dünya düzenini insanlığa armağan eden; gelmiş geçmiş hiçbir medeniyetin sahip olamadığı bu koca manevi mirasa karşılık; terazinin öbür kefesinde samimi her gayretin ayaklar altında ezilmesi; kanser hızıyla yayılan zihni çölleşme, bizi biz yapan ve bugünlere taşıyan kültürümüzün ülkesizleşmesi, artık her ferdi etkisi altına alan ve reddedene yaşam hakkı tanımayan bir “idrak yolları enfeksiyonu” ile yaşanan anlam erozyonu var.

Sizi bilmiyorum ama benim bu gidişattan aklımın midesi bulanıyor; zira tüm güzelliklerimiz artık oramıza buramıza takıp takıştırdığımız birer yalan, inceliklerimiz kuru birer tekerleme, dedemizden miras alıp çocuklarımıza emanet bırakacağımız değerlerimiz bozdurup harcadığımız ucuz birer obje, zevksiz birer nesne haline geldi ve kalan kırıntıları da yok etmek üzereyiz.

Bu yüzden olsa gerek; bir hayatımız, bir hikâyemiz olduğunu; bu hayatın başrol oyuncusu olduğumuzu, bu rolle göğsünden süt emdiğimiz çağa olan sevgi, merhamet ve adalet kavramları altında ödeyeceğimiz borçları yara almadan fark edemiyoruz. Başımıza gelince veya herhangi bir bela, musibet ile imtihan olununca fark eden gözlerimiz içe dönük değil ve bakışlarımız hep başka yerlere bakmaya hevesli.

Oysa ki dışarının sağır edici gürültüsü içinde yaşarken, duyarken, hissederken, kendimize ve başkalarına yönelirken, kendimizle ve onlarla zamanı paylaşırken, içimizdeki onca şeyle birlikte hayatın içinde akıp giderken fark etmeliyiz ki geçmişimizden toplayarak geliyor; elimizde olanı bırakarak; çoğalmak yerine azalarak, parçalanarak, adım adım eksilerek, zamanımızı boşa harcayarak ve belki de en acısı bir daha çıkmayacağımız şu sahnede perdenin kapanmasına aldığımız her nefesle birlikte yaklaşarak ilerliyoruz bu yolu.

İşte benim kendini doğurmak tabirim tam da bu noktada hayat buluyor ve bu sancıyla kıvrananlara, kendini arayanlara, anlamsızlığın zirvesindeki bir çağda anlam yükünü yüreğinde taşıyanlara bir yenilenmeyi, farkındalığı, gayeyi, varoluşu, gayreti, mücadeleyi, teslimiyeti ve tüm bunların yayacağı ışıkla da yaşadığı çağın karanlığını aydınlatmayı fısıldıyor.

Bu fısıltıyı duyanlara, taşıyıp yayanlara, en çok da kendini doğuranlara selam olsun!

Yorumlar (1)
Sare 2 ay önce
…Taşların arasından çıkan fide gördüğünde içi ürperir o gün yine ruh tekrar yabancılaşır bu mekanlara…Alır başını gider atalarının diyarına taşsız topraksız çöllere…
Namaz Vakti 08 Şubat 2023
İmsak 05:54
Güneş 07:17
Öğle 12:42
İkindi 15:32
Akşam 17:58
Yatsı 19:16
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 22 54
2. Fenerbahçe 21 45
3. Başakşehir 21 40
4. Beşiktaş 21 39
5. A.Demirspor 21 38
6. Trabzonspor 22 38
7. Kayserispor 21 32
8. Konyaspor 21 27
9. Karagümrük 21 26
10. Gaziantep FK 22 25
11. Alanyaspor 22 25
12. Sivasspor 22 24
13. Antalyaspor 21 24
14. Hatayspor 21 23
15. Ankaragücü 21 22
16. Kasımpaşa 22 22
17. Giresunspor 21 21
18. İstanbulspor 22 21
19. Ümraniye 21 14
Takımlar O P
1. Samsunspor 22 42
2. Eyüpspor 21 41
3. Bodrumspor 21 38
4. Pendikspor 22 37
5. Rizespor 21 37
6. Keçiörengücü 22 37
7. Sakaryaspor 22 37
8. Bandırmaspor 21 34
9. Boluspor 22 34
10. Manisa FK 21 30
11. Göztepe 22 30
12. Adanaspor 22 25
13. Tuzlaspor 22 22
14. Altay 22 19
15. Erzurumspor 22 18
16. Altınordu 21 17
17. Gençlerbirliği 22 16
18. Denizlispor 22 16
19. Yeni Malatyaspor 22 17
Takımlar O P
1. Arsenal 20 50
2. M.City 21 45
3. M. United 21 42
4. Newcastle 21 40
5. Tottenham 22 39
6. Brighton 20 34
7. Brentford 21 33
8. Fulham 22 32
9. Chelsea 21 30
10. Liverpool 20 29
11. Aston Villa 21 28
12. Crystal Palace 21 24
13. Nottingham Forest 21 24
14. Leicester City 21 21
15. Wolves 21 20
16. West Ham United 21 19
17. Leeds United 20 18
18. Everton 21 18
19. Bournemouth 21 17
20. Southampton 21 15
Takımlar O P
1. Barcelona 20 53
2. Real Madrid 20 45
3. Real Sociedad 20 39
4. Atletico Madrid 20 35
5. Rayo Vallecano 20 32
6. Villarreal 20 31
7. Real Betis 20 31
8. Athletic Bilbao 20 29
9. Osasuna 20 29
10. Mallorca 20 28
11. Girona 20 24
12. Celta Vigo 20 23
13. Real Valladolid 20 23
14. Almeria 20 22
15. Espanyol 20 21
16. Sevilla 20 21
17. Valencia 20 20
18. Cadiz 20 19
19. Getafe 20 18
20. Elche 20 9