“ELAZIĞ’DA KÖKLÜ BİR MÜDAHALEYE İHTİYAÇ VAR!” « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

“ELAZIĞ’DA KÖKLÜ BİR MÜDAHALEYE İHTİYAÇ VAR!”

Bu haber 27 Şubat 2020 - 19:09 'de eklendi ve kez görüntülendi.

“Kentsel dönüşümde acele etmek zaten bizim en büyük hatamız!”

“ÇOK DÜŞÜNÜP AZ HAREKET ETMENİZ LAZIM!”

24 Ocak depreminden sonra yeniden revize edilerek hayata geçirilecek yeni imar planının mart ayı belediye meclis toplantısında görüşülmesi bekleniyor. Öte yandan Elazığ’da depremde hasar gören Sürsürü Mahallesinde kentsel dönüşüm kapsamında temel atma çalışmaları da başlatıldı.  Şehrin yeni imar planı ve kentsel dönüşüm hakkında görüşlerine başvurduğumuz TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Orhan Sarıaltun, Elazığ’da hazırlanacak yeni imar planı ve kentsel dönüşüme ilişkin önemli öneri ve uyarılarda bulundu. Sarıaltun, “Elazığ’ın içlerinde kent merkezlerinde yıkım yaparken bir dönüşümü planlamak güzel görünebilir fakat aceleyle yanlışlar da yapılabilir. Çünkü kentlerimizin dönüşümü yavaş ve düşünülerek yapılması gereken şeyler” dedi. Elazığ’daki mevcut dokunun son derece problemli olduğuna da dikkat çeken Sarıaltun, bu konuda köklü bir müdahaleye ihtiyaç olduğunun altını çizerek, “Elazığ’da köklü müdahaleye ihtiyaç var, köklü müdahale yapmak için de Elazığ’ın planlamasına müdahale edilmeli, Elazığ’ın mevcut dokusuna müdahale edilmeli, Elazığ’ın mevcut dokusuna müdahale ederken Elazığ’ın problemlerinide gözlemlemeliyiz. Yani bir BÜTÜNCÜL YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR” diye konuştu.

 

Röportaj: Songül DURSUN

İlimizde yaşanan deprem sonrası yapılacak yapılarda eski hataya düşülmemesi için imar planında nelere dikkat edilmeli? Kentsel dönüşüm de özellikle göz önünde bulundurulması gereken öncelikli konular neler olmalı? Yatay mimari-dikey mimari söylemleri ne derece doğru? Elazığ’da deprem sonrası yaşanan göçü engellemenin yolları neler? İmar Barışı’nın getirileri oldu mu? Bu sorularımızın yanıtını TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Orhan Sarıaltun yanıtladı. Başkan Sarıaltun, Elazığ’da hazırlanacak yeni imar planı ve kentsel dönüşüme ilişkin önemli öneri ve uyarılarda bulundu. Sarıaltun, “Kentsel dönüşüm çok kalıcı bir şeydir. Bir kenti dönüştürüyorsunuz, kalıcı olarak bir yapılaşma öneriyorsunuz. Çok düşünüp az hareket etmeniz lazım” diyerek kentsel dönüşümde acele etmemek gerektiğine dikkat çekti ve “Kentsel dönüşümde acele etmek zaten bizim en büyük hatamız” dedi. İşte Başkan Sarıaltun ile yaptığımız röportajımızın detayları:

 

İlimizde yaşanan 6.8’lik deprem sonrasında Elazığ’da bir takım incelemelerde bulunma fırsatınız olmuştu. Neler gözlemlediniz?

“BÜYÜK YEŞİL ALANLAR,  BÜTÜN KENTLERİMİZ İÇİN ÇOK DEĞERLİ”

Deprem belki derecesi itibarı ile Elazığ’ı doğrudan yıkmamıştı. Ama zarar gören çok bina vardı. Mahalle aralarını gezdiğimizde şunu gördük: Bir tane bina yıkılmış fakat onun bitişiğindeki yıkıldığında kağıt gibi diğerleri de yıkıldı. Yani Elazığ’daki mevcut doku gerçekten sıkıntılı. Biz bunu orada gözlemledik. Yıkımların olduğu yerleri incelediğimizde; evet Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çok hızlı müdahale etmişti. Bu güzel bir şey… Fakat bir anda baktık ki mahalle aralarında yine aynı yoğunlukta ve dokuda müteahhit karı konularak dönüşümler söz konusu. Böyle olunca insan tabi ki sorguluyor. Bir deprem olmuş, bir müteahhitkarı ile mahalle aralarında dönüşüm… Bu demektir ki mesela mahalle aralarında, açık alanlar eksik ve bu açık alanlar eksik olarak kalacak. Elazığ’da şunu gördük, neyse ki kent merkezinde çok büyük bir park alanı yapılmış. Çünkü bu alan depremden dolayı sıkıntı yaşayan insanlar için çadır alanı olarak öngörülmüş ve sıkıntıyı çözmüş. O olmasaydı çok büyük problem olurdu. Mahalle aralarında yok çünkü bu. Yıkım esnasında benim gözlemlediğim gerçekten binalar kâğıt gibiydi. Çok çok kötüydü inşaat kaliteleri ve kent merkezindeki o büyük yeşil alan gözümüz gibi bakmamız gereken alanlar, bütün kentlerimizde bu alanlar çok değerli. Elazığ için de bu çok değerli.

“SAKINIM PLANLAMASI ÇOK ÖNEMLİ”***

Şimdi, yapılması gereken, ben ilk etapta da söyledim; kış mevsimindeyiz. Bir süre daha bu dönem devam edecek. Çadırlarda bu insanların kalması mümkün değil. Bizim bu konuda ülkemiz tecrübeli. Daha önce Suriyeliler geldiğinde de bunu tartıştık.  Bir an önce geçici barınma alanları sağlanmalı. İki şey önemli… Sakınım planlaması. Yani deprem olmadan önce ne yapacağımızı planlamalıyız. Bu sel de olabilir. Yani böyle bir afet olmadan önce ne yapacağız, olduktan sonra ne yapacağız? Bu ikisi çok değerli… Şu anki sıkıntı da o zaten. Deprem olmadan önce ne yapacağımız konusunda ciddi sıkıntılarımız var. Olduktan sonrayı böyle ezber bozar gibi hükümetimiz bir şekilde bakanları oraya gönderdi. Çok olumlu görüntüler verdi. Bir anda hızla Elazığ’ın kent merkezlerinde yıkım yaparken bir dönüşümü planlamak güzel görünebilir fakat aceleyle yanlışlar da yapılabilir. Çünkü kentlerimizin dönüşümü yavaş ve düşünülerek yapılması gereken şeyler.

“ELAZIĞ’IN MEVCUT DOKUSU SON DERECE PROBLEMLİ”

Benim şahit olduğum bir şey söyleyeceğim: bitişik nizam… Elazığ’ın kent merkezinin yoğun dokusunun içerisinde bir alanda köşede altında ticaret olan bir yapılaşmada bir yıkım oluyor. Sonrasında biz oraya gittiğimizde o yıkıma şahit olduk. Köşedeki yapıyı yıkarken yanındaki yapı yıkılıyor. Onu yıkarken diğeri yıkılıyor. Mevcut dokumuz son derece problemli Bu bir işaret. Köklü bir müdahaleye ihtiyacımız var. Köklü müdahale yapmak için de Elazığ’ın planlamasına müdahale etmeliyiz Elazığ’ın mevcut dokusuna müdahale etmeliyiz. Elazığ’ın mevcut dokusuna müdahale ederken Elazığ’daki problemleri gözlemlemeliyiz. Yani bir bütüncül yaklaşıma ihtiyaç var.

 Elazığ için yeni imar planlaması yapılırken öncelikle göz önünde bulundurulması gerekenler nelerdir, bu konuda ne gibi önerileriniz olacak?

“İMAR BARIŞI’NDAN YARARLANAN YERLER, ÖZELLİKLE KONTROL EDİLMELİ”

Birincisi problemleri alanları doğru tespit edeceğiz, bunun için mühendislik araştırmaları lazım. Yani risk taşıyan yerleri tespit edeceğiz, tüm binaları tespit edeceğiz. İmar barışı gibi bir saçmalıktan geçtik. Adına imar barışı denilen uygulama ile binlerce kaçak ve imar problemi olan yapı affedilerek  henüz yaşadığımız ve yaşayacağımız depremlerin afete dönüşmelerinin temeli atıldı. “İmar Affı” gibi yasal düzenlemelerle riskli yapıları hiçbir denetime tabii tutmadan belirli bir ücret karşılığında affeden ve konut stokunu depreme hazır hale, bütüncül sakınım planları hazırlama, etkin afet yönetimi stratejilerini hayata geçirme gibi konuları öncelemeyen kent politikalarını benimsemiş olmaları, yaşanan bu acı sonucu kaçınılmaz kılmıştır. Dolayısıyla İmar Barışı’ndan yararlanan yerleri özellikle kontrol edeceğiz. Bu çok değerli…

“NE ZAMAN ACELEYE GELSEK HATA YAPIYORUZ”

Bütün bunları yaptıktan sonra da Elazığ’ı masaya yatıracağız. Elazığ’daki genel problem nedir? Bunu tespit edeceğiz, Bir araştırma yapacağız, bir çalışma yapacağız. Bir planlama yapacağız. Bir planlama çalışması yapacağız.  Yani böyle anlık problemle karşılaşıp, o anlık problemi çözme derdine düşmeyeceğiz. Yani bir anda hızla “ burada deprem oldu, burada bir yapılaşma sorunu var, bir planlama ekibiyle, bürosuyla anlaşalım,  o bizim problemlerimizi çözsün demek yeterli değil. Bunu tartışmak lazım Bunu araştırmak lazım… Bunun üzerinde çalışmak lazım. Bütün bunları yaptıktan sonra zaten en doğrusuna ulaşırız. En doğrusu için tartışırız, konuşuruz. Ne zaman aceleye gelsek hata yapıyoruz çünkü. Kentsel dönüşümde acele etmek zaten bizim en büyük hatamız.

“BÜTÜN DÜNYADA ONLARCA YIL TARTIŞILAN KENTSEL DÖNÜŞÜM, BİZDE BOMBAYLA YIKILIYOR, İKİ YILDA YAPILIYOR”***

Bütün dünyada onlarca yıl tartışılan kentsel dönüşüm bizde bombayla yıkılıyor, iki yılda yapılıyor. Sonrasında ise biz bununla övünüyoruz. Diyoruz ki iki yılda kentsel dönüşüm sağladık. Ama işte bunu çözmüyor. Planlama, kentsel tasarım ve mimari ölçekte, “deprem sonrası iş ve işlem odaklı politikalar” yerini biran önce “sağlam, sağlıklı, yaşanabilir yerleşimler için deprem politikasına” bırakmalı, doğal kaynak yönetimi, afet korunumu ve sakınım planları detaylı olarak yapılmalı; afet öncesi, afet anı ve afet sonrası müdahale planları her düzeyde zorunlu kılınmalıdır. Kentleşme ve yapılaşma politikaları, yaşadığımız coğrafyanın deprem bölgesi olduğu gerçekliği göz önüne alınmadan ve bilimsel bulgulardan uzak oluşturulmaktadır. Depremin önlenemeyeceği, tarih ve konumunun tahmin edilemeyeceği ancak, bütüncül, şehircilik bilimi dâhilinde yapılacak sakınım planlaması ve afet yönetim planları ile risklerin ve kayıpların azaltılabileceği, afet sırasında oluşacak hasarların minimize edileceği bilimsel bir gerçekliktir.

 Şimdilerde Elazığ’da hem kentin yeni yapılanması, kentsel dönüşüm ve alt yapının yenilenmesi söz konusu. Şu durumda hepsinin aynı anda yapılması altından kalkılabilecek bir durum mudur? Elazığ’ı sıkıntılı bir süreç mi bekliyor?

“ACELEYLE BİR MÜDAHALE YENİ YANLIŞLAR ÇIKARTABİLİR”

Az önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız çok hızlı davranmış dedik, bazende yavaş davrandığı için eleştiririz. Hızlı davranmış ama bir mahalle dokusunun içerisinde yoğunluğu artırıcı bir yaklaşım zaten sıkıntı yaratır diye eleştirdik. Yani hızlı davranmak bazen iyi olmayabilir. Aynı şekilde kentin bütününü düşünmek çok değerliyken,aceleyle bir müdahale yeni yanlışlar çıkartabilir. Yani Elazığ kenti için de benim gördüğüm kadarıyla mevcut dokuda çok ciddi sıkıntılar var. Evet, kentin merkezinde büyük bir park alanı yaratılmış; bu değerli bir şey.İyi ki var. Nitekim çadır kent kurulmuş orada. Keşke mahalle aralarında da benzer alanlar yapılsaydı. Oralarda da bu alanlar yaratılabilinseydi çok daha değerli olurdu.

“GEÇİCİ BARINMAYI SAĞLIKLI YAPARSAK, KALICI BARINMA İÇİN ÇOK DÜŞÜNME ŞANSIMIZ OLUR”

Yani benim özellikle söylediğim şey şu. Çadır kurmak evet ilk müdahale için çok değerli bir şey ama çadır kurmak kalıcı bir şey değil. Hızla yeni bir kent dokusu yaratmak pek mümkün değil. O zaman geçici barınma çok değer kazanıyor. Geçici barınmayı çok sağlıklı yaparsak, kalıcı için çok düşünme, sağlıklı düşünme şansımız olur. Önemli olan budur. Böylesi problem yaşadığımız kentlerde geçici barınmayı yani kışı rahatça geçirecek şekilde insanlarımıza geçici barınma olanağı sağlarsak, o zaman Elazığ’ın gelecekte benzer problemler yaşadığında veya yaşamasa bile en ufak bir sarsıntıda başka bir problem olduğunda yıkım yaşamasını engelleyecek planlar yapılır.

 Konu buraya gelmişken, şunu sormak isterim; doğal olmayan heyelan dolayısıyla Afet Bölgesi ilan edilen Maden ilçemiz, Sivrice’den daha fazla fay zonunun geçtiği Gezin beldesine taşınması bugünlerde söz konusu. Siz bu konuda ne yorum yapacaksınız?

“ELAZIĞ RİSKLİ BİR BÖLGE VE BUNU HEPİMİZ BİLİYORUZ; BUNU YOK SAYMA ŞANSIMIZ YOK”

Deprem sonrası bizim ziyaretimiz esnasında ilk müdahale edenlerden birisi Sivrice‘nin Jandarma komutanıydı. Onu dinledik söylediği şey şu, vadi yatağında problemler yaşanmış. Kırsalda vadi yatağındaki evlerde yıkım var. Ama yamaçlarda hiç problem yok. Bu bir ezber aslında… Dolayısıyla bir kere yer seçimini doğru yapacaksınız. Birincisi bu. Bu bize bunu gösteriyor. Vadide, alüvyon toprağın yoğun olduğu yerde biz yapılaşmaya gidersek, yanlış yaparız. İkincisi ve daha da önemlisi; doğru bir araştırma yapılmadan herhangi bir yerde yapılaşma yapmak yanlış birşeydir. Üçüncüsü de bir bölgede bilimsel araştırmalar şunu söylüyorsa; burası bir deprem bölgesidir, burası şöyle bir sıkıntı taşıyorsa bunları yok farzederesek yanlış yaparız. Yani Elazığ riskli bir bölge ve bunu hepimiz biliyoruz. Bunu yok sayma şansımız yok. Dolayısıyla bu kabulle hareket etmeli. Bütün bunları görmeliyiz ve buna göre hareket etmeliyiz.

 Geçtiğimiz günlerde imar kanununda değişiklik yapıldı. Sizden bu konuda bir değerlendirme yapmanızı istersek neler söyleyeceksiniz?

“‘DİKEYDEN VAZGEÇTİK YATAYA YÖNELDİK’ DEMEK SON DERCE İLKEL BİR ŞEY”***

Bir kere yatay mimari dikey mimari gibi söylemler tamamen yanlış söylemler. Öyle yerler vardır ki dikey olmak zorundasınızdır, öyle yerler de vardır ki yatay olmalıdır. Çoğu zaman yüksek katlı yapılaşmalara hep karşı çıkmış bir oda olarak çok rahatlıkla söylüyorum. Ama kimi zaman da hakikaten yüksek katlı yapılaşmaya ihtiyaç vardır. Biz artık dikeyden vazgeçtik yataya yöneldik demek son derece ilkel bir şey. Dünyada planlama adına böyle bir tartışma yok. Yatay mimari, dikey mimari diye ilkel bir tartışmanın hiçbir zaman olmaması lazım. Daha önce ben birkaç yerde bunu söyledim. Her kentin kendine özgü durumu vardır, her kent kendine özgü durumuna göre yapılaşmasını işaret eder. Bazı kentler der ki, benim çevrem, benim ekonomim tarımdır, tarım arazisindeyim; (Çukurova’yı, Konya Ovasını düşünün) orada tarım arazisini kaybederseniz o kentin ekonomisini yok edersiniz Orada belki de çok katlıya dönüşmek doğrudur ama çok katlıyı yaparken de oradaki jeolojik etütlere dikkat etmeniz gerekir. Yani mesela Ankara kentinin dereler kenti olduğunu HermanJansen döneminden beri söylenir. HermanJansen başkent olarak Ankara’yı planlarken diyor ki; burası derelerle şekillenmiş bir coğrafya, bu vadiler yeşil alan olarak kullanılmalı ve korunmalı, onun dışında yapılaşmalar olabilir. Ama siz her vadiyi, her vadiden geçen aksı bir yol olarak planlayıp, cephelerine yapılaşma verirseniz o zaman sellerden zarar görürsünüz. Aynı şey İstanbul için de geçerli, orada da benzer bir sıkıntı var.

 

Depremin üzerinden henüz bir ay geçmesine rağmen Elazığ’dan depremin bir sonucu olarak özellikle nitelikli göçler başladı bile. Sizce bu konuda ne gibi önlemler alınmalı?

“ELAZIĞ’DA GÖRDÜĞÜM VE ENDİŞE DUYDUĞUM ŞEY: BİTİŞİK NİZAM”********

Bunun cevabı çok basit: Güvenilir kamu… Yani Güvenilir şekilde devlet dönüp diyecek ki,Elazığ’da bizim şu yanlışlarımız vardı. Bu yüzden ölümler oldu, kayıplar oldu. Bunu önlemek için şu gibi hamleleri yapıyoruz. Mesela Sivrice aslında bir yazlık bir bölge… Allah’tan orada kışın bu depremi yaşadık. Yazlıklarda insanlar yoktu. Belki yazın bu deprem yaşansaydı çok fazla ölümle karşılaşılırdı. Enteresan olan ise Elazığ’ın içinde yaşayıp da Sivrice ‘de yazlığı olanlar depremin merkez üssü olmasına rağmen deprem sonrasında orada bulunan yazlıklarında kalıyorlar. Neden böyle istiyor? Çünkü insanlar, Elazığ’ın merkezinde bulunan yüksek katlı binasında daha büyük riskle karşı karşıya…Dolaysıyla bunları iyi değerlendirmekte fayda var ve benim gözlemim şu; o yıkım esnasında o katları ben kâğıt gibi gördüm. Demek ki mevcut dokumuz da ciddi sorun var. Bizim müteahhitlerimiz, bizim mühendislerimiz doğru çalışmamış.  Hazırlıklı olacaksak eğer, Bu İstanbul için de, Ankara için de,Bursa için de, İzmir için de geçerli. Biz radikal bir şekilde mevcut binalarımızı yıkacağız. Oraların sağlıklı hale gelmesi için çalışacağız. Elazığ’da gördüğüm ve endişe duyduğum şey şu: bitişik nizam; kağıt gibi teker teker yanındaki bina yıkılınca bitişiğindeki yıkılan yapılar var. Yani bizim dokumuz çok doğru ve güvenilir değil. Bütün bunlar yaşanırken daha dikkatli olmamıza ihtiyaç var. Bir durup düşünüp sakin olup hepimizin düşünmeye ihtiyacı var. Zaten kentsel dönüşüm için bizim söylediğimiz şey bu. Kentsel dönüşüm çok kalıcı bir şeydir. Bir kenti dönüştürüyorsunuz, kalıcı olarak bir yapılaşma öneriyorsunuz. Çok düşünüp az hareket etmeniz lazım.

 

Yapılaşmanın dönüşümü açısından örnek gösterebileceğiniz Türkiye’den ya da dünyadan bir şehir var mı bu anlamda?

“HAMBURG’TAKİ, LİMAN BÖLGESİ HAMLESİ ÇOK DOĞRU”***

Şöyle söyleyeyim; kötü örnek çok, iyi örnek vermekte de zorlanırım Ama bir şey söyleyeyim, Hamburg’ta liman bölgesi kentsel dönüşüme tabi tutuluyor, 30 sene bu dönüşüm tartışılıyor. Yavaş yavaş yapılıyor. Bizde ise kentsel dönüşüm bombayla bütün kentin dokusu yıkılıyor, iki yılda yapılıyor ve biz bununla övünüyoruz. Bu ikisi arasında dağlar kadar fark var.  Çok düşünüp az hareket etmeliyiz. Hamburg’taki, liman bölgesi hamlesi çok doğru Yani orada bir hamle yapılıyor ama o plan da hemen uygulanmıyor. Her dönemi değerlendiriliyor, 3 yıl sonra yapılan uygulamalar tartışılıyor, halka soruluyor, yanlışlık varsa geri dönülüyor; yani kadem kademe, aşama aşama, yavaş yavaş yapılıyor Çünkü onların yaptığı kent dokuları 300 yıl, 500 yıl duruyor ama bizim başkentimizin önemli binaları dahi 20. yılında eskimiş kabul edilip, yıkılabiliyor.

 Son olarak neler söylemek istersiniz?

“ANLIK VE GEÇİCİ ÇÖZÜMLER ÜRETEN UYGULAMALARDAN BİR AN ÖNCE VAZGEÇİLMELİ”***

Elazığ`da yaşanan depremler, kırsal alanlarda da, yatay yapılaşma ve düşük yoğunluklu olmalarına rağmen en az kentlerimiz kadar afetlere karşı dirençsiz, dayanıksız olduğunu göstermiştir. Bu nedenle öncelik verilmesi gereken temel sorun alanı, dikey-yapay yapılaşma değil, afet gerçeğini gözardı ederek, plansız yapılaşmayı teşvik eden yönetim anlayışı  sorunudur. Deprem ülkesi olduğumuz ve aktif faylar üzerinde yaşadığımız gerçeği ile anlık ve geçici çözümler üreten uygulamalardan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizerken depremde yakınlarını kaybedenler olmak üzere tüm yurttaşlarımıza başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.