DUVARLAR YIKILIRKEN « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

DUVARLAR YIKILIRKEN

Bu haber 07 Ağustos 2020 - 8:11 'de eklendi ve kez görüntülendi.

‘Yaşanmış hayattan kesitler sunan bu romandaki kişilerden biri de siz olsaydınız?

Bu anlatıda yer yer ‘’empati’’ yapmayı deneyebilirsiniz.’

Gazetemiz yazarlarından Muhammet Yalçın Azizoğlu‘nun Cüzzam (Duvarlar Yıkılırken) adlı romanına bu cümlelerle giriş yapmış olması, bizlere eser hakkında büyük ipuçları sağlıyor. Bir insanın başına gelebilecek en kötü şeyin öncelikle bir hastalık olduğu sonrasında ise bu hastalıktan daha ağırının cüzzam olduğu ve dramın belki de katıksız ve saf halini gözler önüne sereceğinin açıklamasıdır bu iki satır. Elazığ Cüzzam Hastanesinde yatmış olan hastalara ulaşarak onların anılarını ve hikayelerini ses kaydına alıp beş yılda, eski gazete köşelerinin dahi araştırılıp bulunması, hastanenin yazışma arşivinin gün yüzüne çıkarılması, hem edebi hem tarihsel hem de sosyolojik açıdan tebrik edilmesi gereken büyük bir başarının ürünüdür. Çünkü bu haliyle kitap bir romandan çok belge niteliği taşıyor. Hatta bu savımı küçük bir araştırmayla desteklemeye çalışayım: Kitap konu itibariyle dünya literatüründe üçüncü, ülkemizde ise ilk eserdir. Ayrıca anlatıcının araştırmacı ve gazeteci olması hasebiyle kurgunun çok az işlendiği ve romandaki gerçekliğin hat safhada olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Eserin ilk başlama serüveniyle alakalı kitabın son bölümünde bir bölüm bulunuyor. Yıllardır görmediği bir arkadaşının Elazığ Akıl Hastanesini ziyaret edip haberi yapmış olmasının, zaten hastalıkla alakalı asosyal durumların aşılması gerektiğini bildiği için, onu tetikleyen büyük etkenlerden biri olduğu söylüyor bizlere. Toplumdan tamamen dışlanmış bu cüzzam hastalarının bir şekilde neler çektiğini kamuoyuna sunabilmek ve tüm hastalıklar hakkında bir farkındalık oluşturulmak istenildiği çok net bir şekilde ifade edilmiştir. Yıllardır dağlanan yaraların bir şekilde insanlara gösterilmesi ve bu acının paylaşılması gerektiğini ifade ederken, insan olmanın gerçekten ne demek olduğuyla alakalı yer yer özeleştirilerde bulunacaksınız.

Şöyle kısaca romanın akışına değinmek istiyorum:

1937 yılında ilk başhekim İsmail Hakkı beyin yoğun çabalarıyla temelleri atılan bu hastane 1941 yılı itibariyle faaliyete başlamış, yazarın da bize bahsettiği gibi hem Elazığ’a hem bölgesine ve hatta tüm Türkiye’ye yıllarca onulmaz diye tabir edilen hastaların bir umutla onulması için kendilerini hapsettikleri yer olarak hizmet vermiştir. Kuruluşunun ilk çeyreğinde etrafının yüksek duvarlarla çevrilmiş olduğunu öğrendiğimiz, adeta güvenlikli bir tecrit yuvasını andıran o surlar, içeridekilere ve dışarıdakilere iletişim hakkını adeta sabote ediyor olması itibariyle sanki topluma bu hastalığa karşı büyük bir izolasyon çalışması yürütüldüğü izlenimi vermiştir. Fakat gelin görün ki bu hastalık kesinlikle bulaşıcı değildir. Buna rağmen yaşanan bu karantina süreçlerinin gönül dünyalarında nasıl deruni izler bıraktığını yazar Azizoğlu, takma adı Sabri olan karakterin anlatılarına dayanarak çok güzel bir biçimde işlemiş.

Kitabın alt başlığı olan ‘’Duvarlar Yıkılırken’’ ibaresi de zaten romanın en can alıcı bölümünü ihtiva etmektedir. Bu somut surların 1965 yılında yıkılışıyla adeta büyük tecrit kalkmış, mahpusluk çeken gözlerin birçoğu ilk defa dışarıdaki dünyayla karşılaşmış, gökyüzünün uçsuz bucaksız oluşuyla hayrete düşmüştür. Hatta ama olan Kör Hafız isimli karakteri bile yanından ayırmadığı Celasun isimli gence dışardaki dünyayı anlatmasını istemiş ve sanki görüyormuş gibi de mutlu olduğunu söylemiştir. Dışarıdakiler için de tam olarak ne olduğu dahi bilinmeyen bu duvarın yıkılışı ile eşraf tarafından uydurulan hakkındaki masalları da bir anda yerle yeksan etmiştir.

Cüzzam, ana karakteri Sabri’nin 72 yıl boyunca bu hastalıkla yaşamayı öğrenişini anlatılıyor bize. Dönem dönem hastaneden kısmen iyileşmiş olarak çıksa da her zaman yaralarının dağlanması gerekliliğiyle tekrar tekrar hastaneye dönüşü… Aslında Sabri karakterini romanda en iyi anlatan cümle şu sanıyorum: ‘’Bir hastalık bir insanın üstüne tüm lanetleri toplamamalı’’ ya da en iyi tezahürü Adana’da temizlik işlerinde çalıştığı sıradaki sonbahar mevsimini izleyişi ve düşen sarı yaprakların her birini kendine benzetişi. Yazarın, Sabri’ye yaptırdığı iç konuşmalar sayesinde acının, gözyaşının, kederin ve ıstırabın aslında ne olduğu konusunda birçok done elde edilebiliyor.

Tüm bunların yanı sıra yukarıda bahsettiğimiz ve dönemin yerel basınında yer alan hemen hemen bütün köşe yazıları, resmî yazışmalar ve hastaların başhekime gönderdikleri mektuplarda yer alıyor. Dönemin gazetecilerinden ve 1968-1973 yilları arasında Elazığ Belediye Başkanlığı görevini icra eden kıymetli Şükrü KACAR hocanın, kurumun sosyalleşmesi, daha çok aktifleşmesi ve topluma entegre edilebilmesi için Elazığ kamuoyunda o dönem başlatmış olduğu konuyla alakalı köşe yazıları furyası da gerçekten hem etkili olmuş, hem de bu izole yapının artık içselleştirilmesi gerektiği hususunda yardımcı olmuştur. Yine bu minvalde birçok kez hastaneye ziyarette bulunan ve bu konuyu Türkiye’de vermiş olduğu konferanslar, söyleşiler ve farkındalık kampanyalarıyla destekleyen Prof. Dr. Türkan SAYLAN hanımın da birkaç anısı romanda işlenmiş.

Tüm bu olaylara göz gezdirdikten sonra hastanede cereyan eden iki genç gönlün birbirine tutulma serüveninden de bahsediliyor. Yer yer okurken duygu seline kapılacağınız, kah sevineceğiniz kah gözlerinizi dolduracağınız muhteşem bir aşk hikayesi.

M. Hamza Ergen
M. Hamza Ergenmhamzaergen@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.