DÜŞÜNCE TARİHİNDE HIZLI KOŞAN BİR YOLCU: HİLMİ ZİYA ÜLKEN-II « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

DÜŞÜNCE TARİHİNDE HIZLI KOŞAN BİR YOLCU: HİLMİ ZİYA ÜLKEN-II

Bu haber 01 Haziran 2020 - 8:45 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Fikir Günlüğü

Çağdaş Nominalizm akımının öncüsü kabul edilen Alman düşünür Ernst von Aster, Giessen Üniversitesi’nde profesör olarak çalışırken Hitler’in Faşizm ve Nazizm düşüncelerine muhalif olduğundan dolayı üniversitesinden ayrılmak zorunda kalınca, Türk hükümetinin daveti üzerine İstanbul Üniversitesi’nde felsefe tarihi ve bilgi kuramı dersleri vermeye başladı. İktisat Fakültesi’nde İktisat Felsefesi, Hukuk Fakültesi’nde Hukuk Felsefesi dersleri de veren von Aster, Türklerin felsefe tarihindeki rolü üzerinde de çalışmalar yapmıştır.

Aster 1940 yılında Hilmi Ziya Ülken’in profesör olmasını teklif etti. Ülken bu şekilde Felsefe Profesörü olarak çalışmalarına devam etti. 1944 yılında Sosyoloji kürsüsünü kurarak bu kürsüde de profesör oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Sanat Tarihi dersleri verdi. Dünyaya ve Türkiye’ye hep başka pencereden ama geniş bir açıdan bakan Ülken’in tarihe eğilmesi bu dersler yüzünden başlar. Çağdaşı Aster’in felsefede derinleşmek isteyenlerin felsefe tarihiyle uğraşmaları gerektiğini söylemesi de onun tarihe eğilmesinde etki yapmış olabilir.

Ülken 1957 yılında Ordinaryüslüğe yükseltildi. 1960 yılı askeri darbesiyle 146 profesörle birlikte İstanbul Üniversitesi’nden uzaklaştırıldı. Ankara Üniversitesi’nde 1968 yılında Eğitim Fakültesi açılınca profesör kadrosuyla burada üç yıl çalıştı. İlahiyat Fakültesi yönetim kurulu ve Üniversite Senato kararıyla görevi uzatıldı. 1974 yılında vefat etti.

Hilmi Ziya Ülken doğa bilimleri alanında da Türk aydınlanmasına hizmet etmiştir. Doğa bilimlerinin eski determinizmden, mekanizmden, durağanlıktan uzaklaştığını tespit etmiş, hareketlilik, dinamizm ve değişimin geldiğini öngörmüştür. Doğa bilimlerindeki değişme ve gelişmelerin, sosyal bilimler ve felsefede de etkilerinin görüldüğünü vurgulamıştır. En çarpıcısı ise artık topyekün yargılar veren teorilerin yerini deneysel araştırmaların ve daha az genel çaptaki teorilerin aldığı görüşüdür. Yani birçok ideolojinin, kalıp yargıların modasının geçtiğini, artık deney ve kanıta dayalı bilgiyle oluşturulup geliştirilen modellerin, sosyal bilimler ve felsefe alanında da geçerli olacağını belirtmiştir. Sosyal alandaki sorunları bir hamlede çözmeye iddiasındaki büyük ideolojilerin geçerliğinin kalmadığını ortaya koymuştur.

Toplumbilim (Sosyoloji) ile felsefenin aynı paralellikte ve beraber gelişmesi gerektiği inancında olan Ülken, toplumun sabit bir kütle gibi değerlendirildiği geleneksel düşüncenin yanlışlığına vurgu yaparak, toplumu değişen ilişkilerden oluşan ve değişmesi de belirli koşullara göre şekillenen dinamik bir yapı olarak görür. Bu saptaması sosyoloji anlayışının gelişmesine katkı yapmıştır. Toplumsal kurumlar ve toplumsal ilişkiler gibi kavramları biri birleriyle ilişkilendirdiği gibi, ilerleyen yıllar içinde sosyolojiyi felsefeyle temellendiren bir yaklaşıma yönelmiştir. Değişme, olasılık, tekrar edilemezlik, sınıf ve gruplar arası etkileşim ve dinamik ögeler gibi çağdaş kavramları Türk sosyolojisine kazandırdığı kabul edilir. Bu yönüyle de birinci kuşak modern Türk sosyoloğu olarak kabul edilmektedir.

Ülken, felsefesindeki açmazlardan veya buhran noktalarından Aşkın Varlığa ulaşmak suretiyle kurtuluyor. Bilginin akıl dışı olduğunu, bizi alternatifler arasında seçim yapmak zorunda bıraktığını, zıt ve tamamlayıcı şeyleri bizim kavrayamadığımızı, bunu ancak aşkın varlığın kavrayabileceğini söyler.

İnsanı psikolojik açıdan üç boyuta ayırır. Bunlar ruh, beden ve çevredir. İnsanın bu üç boyutun dışına çıkabilmesine olanak yoktur. Psikolojik gelişimde çevrenin etkisi çok fazladır. Ruhun gizemli veya sır saklayıcı bir yönünün olmadığını, onun evrenin aynası olduğunu söylemektedir. Doğa bütün gücünü ruh ile ortaya koyar ve bütün uygarlık ruhun ürünüdür. Felsefeyi de ruhun özgür kalması doğurmuştur.

Ülken’in sanat tarihi dersleri vermesiyle ortaya çıkan tarih ilgisinin altındaki nedenlerden biri de kendi öncülleri olan düşünürlerin, sistematik bilgi eksikliğinin yarattığı boşluğu fark etmesi olmalı. Bu yüzden felsefe, mantık, sosyoloji, İslam ve Türk düşüncesi alanlarının tarihlerini yazmaya yönelmiştir.

Araştırmacılar, Türk Düşünce tarihindeki tek yönlü düşünme geleneğini de Ülken’in yıktığını söylerler. Tek yönlü neden-sonuç ilişkileri kurma hastalığını, çok değişkenli ve kompleks düşünme ve farklı doktrinleri beraber ele alıp kıyaslama yöntemini getirmekle tedavi etmiştir. Genellemeci ve indirgemeci bilim yöntemini de reddetmektedir. Bu yönleriyle bir Türk Filozofu olarak kabul ediliyor.

Ziya Gökalp’in fikirleri üzerinde esaslı eleştiriler yapmıştır. Milliyetçiliği felsefi yapı içerisinde yapılandırırken millet ve yurt kavramlarını, özgürlük, adalet ve insan gibi kavramlarla açıklayan veya temellendiren Ülken, Gökalp’in hayali Turancılık ile gerçekçi Türkçülük arasında sıkışıp kaldığını iddia eder.

Genel ve tüm meseleleri açıklayıcı nazariyelere karşı oluşunun bir başka göstergesi, geleneksel Osmanlı aydınının Batı’yı incelerken kapıldığı bir başka yanılgıyı saptamasıdır. Gökalp gibi Osmanlı aydınları Batı’yı incelerken karşılaştıkları kavramları adeta vazgeçilmez dogmalar, değişmez temel gerçekler olarak algılama alışkanlığı içerisindeler. Dogma haline getirdikleri kavramlardan da siyaset üretmeye çalışırlardı. Bu yanılgıya Gökalp’in fazlasıyla düştüğünü iddia ediyor. Sosyal eyleme karşı olduğunu başta da belirttiğimiz Ülken, Gökalp’i bilimden daha fazla sosyal eylemde bulunmakla eleştirir. Hatırlanacağı gibi Gökalp, İttihat ve Terakki Derneği Selanik kolunda yönetici olmak açısından bir eylemciydi. Türk milliyetçiliğinin birbirine zıt iki kutupunu Ülken ve Gökalp’in temsil ettiği söylenebilir.

 

 

Akın Eraslan Balcı
Akın Eraslan Balcıakineraslanbalci@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.