DÜNYANIN SONUNA DAHA ÇOK VAR! « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

DÜNYANIN SONUNA DAHA ÇOK VAR!

Bu haber 18 Mart 2020 - 18:15 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Kıyamet alametleri neler? 2020 yılında yaşanan felaketler sebebiyle internet üzerinde “kıyamet alametleri neler?”, “kıyamet yaklaştı mı?” gibi sorular araştırılıyor. 24 Ocak’ta Elazığ’da meydana gelen deprem, KobeBryant’ın ölümü, Çin’den dünyaya yayılan corona virüsü sonrası kıyamet alametleri gündeme geldi. Peki, kıyamet yaklaştı mı? 2020 felaketleri kıyamet alametleri mi? Kur’an’ı Kerim’de geçen kıyamet alametleri neler? İşte tüm bunların cevaplarını F.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Erkan Yar cevapladı. Yar, “Allah herhangi bir kimseyi veya topluluğu denemek için onlara bela ve musibetler göndermez” diyerek,  “Dünyanın sonuna daha çok var” şeklinde konuştu. Ayrıca Yar; “Bu olaylardan korunmak ve yeryüzünde var olmaya devam etmek için, karizmatik dinsel otorite iddiasında olanlara değil; alanında uzman kişilerin yönlendirmelerine uymalıyız” dedi.

 

 

Röportaj: Songül DURSUN

Kıyamet yaklaştı mı? 2020 yılında yaşanan felaketler sonrası kıyamet alametleri ile ilgili araştırmalar başladı. Çin’de ortaya çıkan ve dünyaya yayılan corona virüsü sonrası “Kur’an-ı Kerim’de geçen kıyamet alametleri nelerdir” gibi sorular gündeme geldi. Peki, kıyamet yaklaştı mı? 2020 felaketleri kıyamet alameti mi? Kur’an-ı Kerim’de geçen kıyamet alametleri neler? İşte merak edilen soruların yanıtını Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Erkan Yar’dan aldık.

Kıyamet nedir? Kıyamet alametleri nelerdir?

“İSLAM DİNİ AÇISINDAN İNSANIN ASIL YURDU VE KAZANIM YERİ DÜNYADIR”

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dinleri söz konusunu olduğunda, insanların ölümlerinden sonra diriltilmesi ve eylemlerinden ötürü sorgulanmaları anlamında kıyametin farklı biçimlerde var olduğu söylenebilir. Bu dinlerin dışındaki dinlerde de “ölüler diyarı” ya da “ölüler yurdu” olarak bir yaşamın varlığından söz edildiği görülmektedir. Ancak bu inançlar sistematik olmaktan uzaktır. İslam dini, ölümden sonra yaşamı bir inanç haline getirdi, iman nesneleri arasında bunu açıkça oraya koydu ve hatta dünyadaki eylemlerin nihai hedefleri olarak dirilişi sundu. Ancak İslam dini açısından da insanın asıl yurdu ve kazanım yeri dünyadır. Yahudilerin teolojisinde benzer inançlar önceden var olmuştu. Ancak Yahudilikte ölümden sonra dirilişin bir inanç haline gelmesinde Müslümanların inançlarının etkisinden söz edilebilir.

“BİZDEKİ KIYAMET ALAMETLERİ İNANCININ OLUŞMASININ NEDENİ KUR’AN DEĞİL, HIRİSTİYANLIK İNANÇLARIDIR”

Yahudilik ve İslam her ne kadar farklı biçimlerde diriliş inançlarını barındırmış olsalar da, Hıristiyanlık ölümden sonra diriliş inancı yerine diriliş öncesi İsa’nın (a.s.) dünyaya inişini bir inanç olarak sundu. Ancak Hıristiyanlığın sunduğu bu inanç o kadar güçlüydü ki, Müslümanların inançlarını etkiledi. İşte bizdeki ‘kıyamet alametleri’ inancının oluşmasının nedeni Kur’an değil; Hıristiyanlık inançlarıdır. Kıyametin büyük alametleri anlayışı neredeyse Hıristiyanlığın eskatoloji olarak adlandırdığı İsa’nın ikinci kez dünyaya gelmesinden önce gerçekleşecek olayları içermektedir. Bütün bu inançlar da Müslümanların geleneğinde ‘kıyamet alametleri’ anlayışını oluşturmuştur.

Kur’an’da kıyamet alametlerinden bahsediliyor mu?

“KUR’AN’DA ‘KIYAMET ALAMETLERİ’ ŞEKLİNDE TANIMLANAN BİR İNANÇ VEYA OLAYLAR SÖZ KONUSU EDİNİLMEMEKTEDİR”***

Kur’an’da ‘kıyamet alametleri’ şeklinde tanımlanan bir inanç veya olaylar söz konusu edinilmemektedir. Bunun yerine “Onlar saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Muhakkak onun şartları gelmiştir. Saat onlara geldiğinde onların öğüt almaları bir fayda vermez” (Muhammed 47/18) ayetinde “saatin şartları” zikredilmektedir. Bu ayetin yorumunda temel sorun; Kur’an, kıyamet ve saat arasında ayrım yaparken yorumcuların bu ayrımı yapmamış olmalarıdır. Hatta bu anlatımdaki “saatin şartları” ifadesini kıyamet alametleri olarak yorumlanınca ve Kur’an tercümelerinde de kıyametin alametleri olarak tercüme edilince, bu anlayışın Kur’an’da var olduğu kanısı güçlendi.

“BİR ŞEYİN ALAMETİNİN GERÇEKLEŞMESİ İLİŞKİLİ OLDUĞU O OLAYIN DA GERÇEKLEŞMESİNİ GEREKTİRİR”

Bu ayette kıyamet alametleri zikredilmemekte; saatin şartları zikredilmektedir. Saatin şartları gerçekleşmiştir ki o da Muhammed’in (a.s.) son elçi olarak gönderilmesi ve Kur’an’ın da son vahiy olarak insanlara gönderilmiş olmasıdır. Bunların her ikisi de saatin şartıdır ve kıyametin alametleri değildir. Şart; bir olaydan sonra gerçekleşmesi gerekli olan şeydir. Bu olayların gerçekleşmesi şartı olduğu olayın gerçekleşmesini gerektirmez. Bir kimse bir iş gerekli bütün şartları gerçekleştirmiş olabilir ancak bu olayın gerçekleşeceği anlamına gelmez. Halbuki alamet öyle değildir. Bir şeyin alametinin gerçekleşmesi ilişkili olduğu o olayın da gerçekleşmesini gerektirir. Kur’an’da saat ve kıyametin farklı olduğunu söyledim. Arapların bildiği saat; bir zaman ölçüsüdür. Bu zaman ölçüsü bugün bizim bildiğimiz belirli saniyeler ve belirli dakikalardan oluşan bir zaman ölçüsü değildir. Biz bugün saati zaman ölçen alet anlamında da kullanmaktayız. Arapların bildiği saatin de bu anlamı vardı ancak Kur’an’ın ilk muhatapları kum saatini biliyorlardı. Kum saati iki hazneden ve bir boğumdan oluşmaktadır. Bir haznedeki kum bittiğinde saat dikilmekte/irsâ ve zaman tekrar başlamaktadır. İşte dünyada zamanın bitmesi ve yeni bir zamanın başlaması ilk muhatapların bildikleri bir alet olan saat ile açıklamıştır. Saatin dikilmesi/irsâ zamanın yeniden başlamasıdır. Dünya ilk oluştur. Ahiret ise ikinci oluştur. Saatin dikilmesi ilk oluşa ait zamanın bitimini ve ikinci oluşun başlamasıdır.

“KUR’AN KIYAMETİ GÖK CİSİMLERİNDEKİ DÜZENİN BOZULMASI ŞEKLİNDE ANLATMAKTADIR”

Kur’an’da saatin şartları geçekleşmiştir ki o da Muhammed’in (a.s.) son elçi ve ona verilen yasanın da son yasa olmasıdır. Kur’an saatin alametlerinden değil, saatin gerçekleşme anından söz etmektedir. Bu da dünyanın yani bildiğimiz kurulu düzenin son bulmasıdır. Bildiğimiz kurulu düzenin son bulması da ilk muhatapların bildiği güneş, ay ve yıldızlardaki düzenin son bulmasıdır. Onlar gök cisimleri olarak güneş, ay ve yıldızları bilmekteydiler. Kur’an kıyameti bu cisimlerdeki düzenin bozulması şeklinde anlatmaktadır. Ancak günümüzde bizler teknolojinin ve uzağı görüntüleme aletlerinin gelişmesiyle ilk muhatapların bildiklerinden çok daha fazla gök cisimlerini biliyoruz. Yüz milyardan fazla galaksi biliyoruz. Bugün şunu tartışmalıyız. Acaba dünyanın sonu Kur’an’ın ilk muhataplarının bildiği ve bizim de çıplak gözle algıladığımız güneş, ay ve yıldızlardaki düzenin son bulması mıdır; yoksa yüz milyarlarca galaksilerdeki düzenin bozulması mıdır? Ölümden sonra bir yaşamı Kur’an bildirdiğine göre bunun sadece bizim galaksimizdeki düzenin bozulması ve yeniden bir düzenin oluşması şeklinde olması mümkündür. Yüz milyarlarca galaksilerde neler olduğunu henüz bilmiyoruz.

“KIYAMET ANSIZIN GELECEKTİR”

Kur’an dünyanın sonunun ansızın geleceğini bildirmektedir. (En’âm 6/31) Bütün anlatımlar bu gerçeği açıklamaktadır. Muhammed (a.s.) da kıyametin ne zaman geleceğini gizlice araştıran bir hafiye değildir. (A’râf 7/187) Kıyamet ansızın gelecektir. Çünkü insan kıyamet korkusuyla eylem yaptığında, hür iradesiyle eylem yapmayacaktır. Herkesin yaptığının karşılığını görmesi için saatin yani dünyanın sonun ne zaman geleceği gizlenmiştir. (Tâhâ 20/15) Kur’an, kıyameti insanın dirilişi ve dünyada yaptığı fiillerin karşılığını görmesi için Allah huzurunda duruşu şeklinde açıklamaktadır. Saat dünyadaki zamanın bitişi ve kıyamet ise kalkıştır. Allah’ın huzurunda durmak için toplanmaktır/haşr. Onun insanı yargılamasıdır. Sonra da iyilik ve kötülük yapanların cezalandırılması için uygun mekanlara gönderilmesidir/neşr.

Bugüne kadar gerçekleşen kıyamet alametleri var mıdır?

“DÜNYANIN SONUNA DAHA ÇOK VAR”

Alimlerimiz kıyamet alametlerine yoğunlaştıkları kadar, insanın dünyada yaptığı fiillerden sorgulanması üzerinde durmadılar. Amellerin dünyadaki getirilerini anlatmak için de çaba sarf etmediler. Kıyameti bir korku aracı olarak yapılandırdılar. İnsanları kokuttular. Hâlbuki insanları kıyametle korkutmak yerine, kötü fiillerin insana ve uygarlığımız verdiği zararları anlatmalıydılar. Kötü fiillerin kötülüğünü anlatmak için günümüzde de “kıyamet kopacak”, başımıza taş yağacak” gibi ifadeler kullanmaktayız. Kıyamet kopacak derken olayın yani kötülüğün büyüklüğüne vurgu yapmaktayken, başımıza taş yağacak derken Allah’ın yaptığımız kötülüklerden dolayı bizi taşlayacağı ve yok edeceğini ima etmekteyiz. Her ikisi de kötü fiillerin arttığı zamanlarda söylenmektedir.

“KUR’AN, DÜNYANIN SONUNU KİMSENİN BİLMEYECEĞİNİ BELİRTMİŞTİR”

Dünyanın sonuna yani saatin dikilmesine daha çok var. Nereden mi biliyorum? Biraz önce Kur’an’ın dünyanın sonunu kimsenin bilmeyeceğini ve onun ansızın geleceğini söylediğini belirtmiştik. Evet, Kur’an gerçek olanı/hak söylemektedir. İnsan saatin bilinciyle yaşamamakta ve onun ansızın geldiğini düşünmektedir. Tıpkı bireyin gelmekte olan ölümü dikkate alarak yaşamaması ve ölümün ansızın gelmesi gibi. İnsan dünyada halife olarak görevlendirilmiştir. Aslında sadece dünyada halife olarak görevlendirilmedik; var olan her şeyde halife olarak görevlendirdik. Bu demektir ki dışımızda var olan gezegenler, galaksiler vs. en genel anlamda gökteki her şeyde halife olarak görevlendirildik. İlk insanlar bunları bilmediklerinden sadece dünyayı bildiklerinden insanın görev alanı olarak sadece dünya açıklanmıştır.Kur’an’da dünyanın sonuna ait alametler anlamında çeşitli olaylar zikredilmese de, Kur’an dışındaki kaynaklar incelendiğinde bu kaynaklarda çok sayıda alametin var olduğu ve zikredildiği görülmektedir. Bu alametler de çok sayıda olunca bunlar büyük alametler ve küçük alametler olarak sınıflandırılmıştır. Kime ve neye göre büyük ve küçük. Ancak bu alametlerin hepsi ya Arapların kendi aralarında çatışmalarını ima etmekte ya da Hıristiyanlığın dünyanın sonuna ait anlatımlarından etkilenmedir.

“KUR’AN’DA DÜNYADAKİ ZAMANIN BİTİŞİ KOZMİK SİSTEMDEKİ BOZULUŞLA AÇIKLANMIŞTIR”

Kur’an’da dünyadaki zamanın bitişi kozmik sistemdeki bozuluşla açıklanmıştır. Güneş; ışık vermekteyken dürülmekte, ay ışık vermemekte ve yıldızlar sönmektedir. Kur’an’ın dünyanın sonuna ait anlatımlarından evrendeki düzenin bozulmasıyla kıyametin gerçekleşeceği yargısını çıkarmak mümkündür. Söylencelerde bize anlatılan dünyanın sonuna ait gerçekleşeceği iddia edilen olaylara bakıldığında, bunların da dünyanın sonuna doğru her alanda bozulmayı açıkladıkları görülmektedir. Ancak gelenekte var olan kıyamet alametleri anlayışını Kur’an’dan temellendirmek mümkün değildir.

“İNSANLARIN ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMELERİ, İNSANIN PSİKOLOJİSİNİN BOZULMASINA İŞARETTİR”

Gelenekte var olan kıyamet alametleri anlayışı, dünyanın sonuna doğru her alanda bozulmanın olması üzerine inşa edilmekte olduğunu söyledim. Sosyal, fiziksel, feodal, ekonomik, psikolojik vs. her alanda bozulmalar olmaktadır. Müslümanlar elçinin vefatından sonra kendi varoluşlarında ortaya çıkan her bozulmayı kıyamet alameti olarak adlandırdılar. İnsanların bina yapmakta yarışmaları; fetihlerle birlikte ganimet elde eden ve zenginleşen insanların geleneksel yaşam biçimlerini terk etmelerini ifade etmektedir. Bu fiziksel çevrenin değişmesinden ve bozulmasından rahatsız olanlar onu kıyamet alameti olarak adlandırdılar. İnsanların ölümü temenni etmeleri, insanın psikolojisinin bozulmasına işarettir. Muhammed’in (a.s.) vefatından sonraki siyasal olaylardan sonra bozulan toplumsal psikolojinin vurgulanmasıdır. Cariyenin efendisini doğurması geleneksel Arap aile yapısındaki bozulmalara işarettir. Bunları çoğaltabilirsiniz. Bizim hadis kaynaklarında kıyametin küçük alametleri olarak yer alan bütün rivayetler, Muhammed’den (a.s.) sonra Müslümanların karşılaştıkları olaylarla ilişkilidir.

“KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ OLARAK YER ALAN RİVAYETLER, HIRİSTİYANLARIN İNANÇLARINDAN İBARETTİR”

Geleneğimizde kıyametin büyük alametleri olarak yer alan rivayetler ise genel olarak İsa (a.s.) ile ilgili Hıristiyanların inançlarından ibarettir. İnsanlar dünyanın sonu gelmeden her alanda bozulmalar olacağı anlayışını geliştirince, bütün bu bozulmalardan sonra kurtarıcı olarak Meryem oğlu İsa Mesih’in geleceğini iddia ettiler. Bazen de bu inanç, İsa Mesih’in yerine mehdi ve süfyânî gibi yerel bir kurtarıcı olarak biçimlenmektedir. Bu inanca göre, son elçi Muhammed (a.s.) yıkandığı, kefenlendiği ve defin edildiği halde neden İsa gökte Tanrı’nın sarayında ve onun yanı başında yaşamaktadır. Hâlbuki insanları hidayete götüren vahiylerin indirildiği elçilerin ölümlü oldukları açık bir varoluş yasasıdır ki bu yasayı “Biz senden önce hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar” (Enbiyâ 21/34) ayeti açıklamakta ve Muhammed’den (a.s.) önce hiçbir beşerin ebedi olmadığını açıkça beyan etmektedir. İşte Kur’an’ın İsa hakkındaki bütün anlatımlarının özü onun ilah olmadığı veya ilahlığın bir parçası olmadığı ve beşer olduğudur. İsa (a.s.) Allah’ın diğer elçileri gibi öldü. Onu ayrılıkçı/bağy olarak gören döneminin siyasal otoritesi onu çarmıhta öldürmek istedi. Kur’an’a göre çarmıhtaki kişi İsa (a.s.) idi. Ancak onu çarmıha gerenler onun çarmıhta öldüğünü sanarak uzaklaşıp gittiler. İsa’ya (a.s.) iman edenler onu çarmıhtan kurtardılar. O da diğer elçiler gibi başka bir tebliğ alanına gitti. Onun bundan sonraki yaşamı Kur’an’da anlatılmamaktadır.

İsa’nın dünya tekrar ineceğini iddia edenler ve bunu bir inanç olarak yapılandıranlar, onun savaşacağı ve kötülüğü temsil eden bir varlığın çıkmasını da inanç olarak benimsediler. Bunu da İsa karşıtı deggâl olarak adlandırdılar ki Araplar diğer dillerdeki (g) harfini (c) olarak telaffuz ettiklerinden İsa’nın (a.s.) karşısında çıkacağı varsayılan bu varlığı Deccâl olarak telaffuz ettiler. Tarihsel süreçte de her topluluk kendi inançlarını benimsemediğini düşündüğü her insanı kötülüğün temsilcisi olarak düşündüğü deccal ismiyle anmıştır. Hıristiyanlar, İsa’nın yani kurtarıcı mesihin doğudan geleceğine inandıklarından mabetlerinin kıblesini doğuya çevirdiler. İsa’nın (a.s.) sıfatı güneşti. O da gelecek ve güneş gibi insanlığı aydınlatacaktı. O nedenle de güneş doğudan doğacaktı onlara göre. Bizim geleneğimiz de güneş batıdan doğacak derken muhtemelen kendi yerel mehdilerinin geleceği yöne işaret ettiler.

“YE’CÜC VE ME’CÜC İNANCI ÖNCEKİ DİNSEL GELENEKLERDE VAR OLAN GOG-MAGOG İNANCININ ARAPLARA GEÇMESİNDEN İBARETTİR”

Ye’cüc ve me’cüc inancı önceki dinsel geleneklerde var olan gog-magog inancının Araplara geçmesinden ibarettir. Gog ve magog yeryüzünde azgınlık yapan ve yasalara uymayı reddeden topluluklar için kullanılan bir tabirdi. Kur’an’da da bu anlamda kullanılmaktadır. Gog ve Magog inancı diğer dillerden Araplara geçince, Kıraat alimleri bu sözcükleri telaffuz etmekte zorlandılar. Bazılar hemzeli okudu diğer bazıları hemzesiz. Bu okuyuş farklılıkları dahi bu sözcüklerin Araplar tarafından üretilmediği ve bu inançların farklı kültürlerden Araplara geldiğini göstermektir. Dünyanın sonuna doğru yerden çıkacağı sanılan yer canlısı/dabbetu’l-arz bizim geleneğimizde yer almıştır ve Kur’an’daki anlatımlarla herhangi bir ilişkisi yoktur. Kur’an’da belirtilen Allah tarafından yerden bir canlının çıkacağına ilişkin anlatımlar (Neml 27/82), dirilişten önce değil sonrasına aittir. İnkarcıların aleyhinde ilahi kararın gerçekleşmesinden sonra eğer onlar yaptıklarını inkar edecek olurlarsa gerekirse yerden bir canlının çıkarılacağı ve onların yaptıklarını anlatacağı açıklanmıştır. Arap dilinde dâbbe yeryüzünde hareket eden her canlı için kullanılmaktadır.

2020 yılına girdiğimiz son dönemlerde yaşanan depremler, hastalıklar, çekirge istilaları, göktaşı düşme ihtimali gibi durumlar kıyamet alameti midir? Bu felaketler neyin habercisi?

“ÇEKİRGE SÜRÜLERİNİN VARLIĞI, DÜNYANIN SONUNA İŞARET ETMEMEKTEDİR”

Çekirge sürülerinin varlığı, dünyanın sonuna işaret etmemektedir. Bazı canlıların popülasyonundaki artış, dünyanın farklı yerlerinde sıkça var olan bir olaydır. Bu olay biyolojik olarak araştırılmalıdır. Kur’an’ın bahçe sahibi kardeşler hakkındaki anlatımı, çekirge sürülerinin istilasıyla ilişkili olabilir. Bu anlatıma göre bahçe sahibi kardeşler bir sonraki gün ekinlerini devşirmek için sözleşmişler, ekinlerini devşirmeye giderken de azgın zenginler gibi kendi aralarında konuşmaktadırlar. Sabah tarlalarına gittiklerinde ekinlerinin yok edilmesinden ötürü şaşırmışlardır. (Kalem 68/17-33) Kur’an anlatımlarını olgusal olarak yorumlamayı değil de olağanüstü olarak yorumlamayı yöntem olarak benimseyen müfessirlerimiz bu ayetleri hep Allah’ın doğrudan müdahalesi ve mucize olarak anladılar. Bu nedenle bu anlatımlardan insan fiillerine ait değerleri göremediler. Bu ve benzeri anlatımlarındaki tutumların küçük, büyük ve orta şeklinde nitelenmesi, gerçekte beşeri tutumlara gönderme yapmaktadır.

“BU GİBİ DOĞA OLAYLARIYLA BAŞA ÇIKMAK ZORUNDAYIZ”

Göktaşları/şihâb hakkındaki Kur’an’daki anlatımlar, Allah’ın temsili sarayının bilgi çalmak isteyenlerden korunmuş olduğuna gönderme yapmaktadır. Dünyanın atmosferine giren ve sürtünmeyle yanan cisimler, bilimin konusudur ve dinle ilişkili değildir. Bilim insanları tarihsel süreçte dünyaya pek çok gök cisminin düştüğünü söylemektedirler. Bu cisimler Allah’ın dünyadaki insan yaşamını sonlandırmak ve bizi yok etmek için gönderdiği cisimler değildir. Dünyada uygarlık kurma görevimizi devam ettirebilmek için bu gibi doğa olaylarıyla başa çıkmak zorundayız.

“DEPREMLER ALLAH’IN BELİRLEDİĞİ DOĞA YASALARI SONUCU GERÇEKLEŞEN OLAYLARDIR”***

Ülkemizdeki depremleri daha önceki yazılarımda konu edinmiştim ve depremlerinin doğa olayları olduğunu belirtmiştim. Kur’an’da depremlerle veya dünyanın sonuna doğru depremlerin çoğalmasına ait hiçbir anlatım mevcut değildir. Depremler Allah’ın belirlediği doğa yasaları sonucu gerçekleşen olaylardır.

“ALLAH İNSANI DENEMEK İÇİN ONA ZARAR VEREN OLAYLAR VAR ETMEMEKTEDİR”

Allah herhangi bir kimseyi veya topluluğu denemek için onlara bela ve musibetler göndermez. Ancak dünyada insana zarar ve fayda veren olaylar gerçekleşmektedir. Allah insanı denemek için ona zarar veren olaylar var etmemekte; ancak dünyada insana zarar veren olaylardan sonra insan tutumlarından ötürü denenmektedir. Nitekim “Andolsun ki biz biraz korku ve açlıkla, mallar, canlar ve ürünlerden eksiltmekle sizi denemekteyiz. Sabredenleri müjdele” (Bakara 2/155) ayeti Allah’ın bu olayları insana vermek suretiyle onu denemesini değil; dünya yaşamında bu olaylarla karşılaşan insanların tutumlarından ötürü sınanmasını açıklamaktadır.

Son olarak okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesajınız olacak mı?

“ALANINDA UZMAN KİŞİLERİN YÖNLENDİRMELERİNE UYMALIYIZ”

Bu yıl içerisinde karşılaştığımız olayların ard arda gelmesi psikolojimizi bozmaktadır. Psikolojisi bozulan insanların Allah’a dönmelerinde ve ona yalvarmalarında da şaşılacak bir durum yoktur. Ancak herhangi bir dua cümlesini veya kalıp duayı belirli sayılarda okumak bizi bu tür olayların zararından korumayacaktır. Bu olaylardan korunmak ve yeryüzünde var olmaya devam etmek için, karizmatik dinsel otorite iddiasında olanlara değil; alanında uzman kişilerin yönlendirmelerine uymalıyız.

 

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.