Elazığ’da 1988 yılında resim yapmaya başlayan ve üniversite öğrencisi olmadan bile sergiler açan Rüçhan Keçeci, ardından üniversitede öğrenime başladı. Bitirdikten sonra resim iş öğretmeni olarak bir süre görev yapan ardından öğretim görevlisi olan Keçeci, yıllar içerisinde resim, ahşap, taş, fotoğrafçılık olmak üzere birçok alanda başarılı eserler ortaya koydu. Keçeci’nin hayatı 16 yıl önce eline aldığı bir kaynak makinesi ile adeta değişti. Metal ile tanışan ve adeta ona aşık olan Keçeci, 16 yıl içerisinde atık malzemelerden ve metalden 300’e aşkın eser ortaya koydu.  Yurt içi ve yurt dışı birçok ödül alan Keçeci, eserlerini işlerken sosyal ve kültürel mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor.  ‘Metal benim enstrümanım oldu’ diyen ve çevresinde de ‘Demir Adam’ olarak adlandırılan Keçeci’nin en büyük hayali ise kendi müzesini açmak. Bunun için desteğe ihtiyacı olduğunu belirten Keçeci, böyle bir müzenin şehrin turizmine ve ekonomisine büyük katkı sağlayacağını söyledi.

“Yaklaşık 30 yılın üzerindedir bu işi yapıyorum”

Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü öğretim görevlisi Rüçhan Keçeci; “Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi’nde görev yapmaktayım. Sanatçı ve akademisyen kimliğimle bu işi yapıyorum. Yaklaşık 30 yılın üzerindedir bu işi yapıyorum. 1988 yılında resim yapmaya başladım. Üniversitede öğrenci olmadan sergiler açtım. Daha sonrada bu işin artık akademik olmasını arzu ettim. Alaylı bir şekilde sanatımın devam etmesindense akademik bir şekilde olması için resim öğretmenliği bölümünde öğrenci olarak başladım. Başlarda yapmış olduğum resimler yağlı boyalardı. Sonra resim bölümünde ana sanatımın grafik olmasını istedim ve grafik eğitimi aldım. Bu bölümden de derece ile mezun oldum. Daha sonra yüksek lisans eğitimim oldu. İlk görev yerim Adana Yüreğir’de oldu. Daha sonra Malatya’da Resim İş Öğretmeni olarak görev yaptım. 2001 yıllarında Bingöl MYO’da akademik olarak hayata atıldım” diye konuştu.

“Görsel sanatların birçok alanında yer aldım”

Görsel sanatların birçok alanında yer aldığını aktaran Keçeci; “2003 yılında ise Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde resim bölümünü kurmak için 3 arkadaşla geldim. Göreve başladım. Anabilim dalı, bölüm başkanlığı yardımcılığı gibi birçok görevler aldım. Şu anda da Resim İş Bölüm Başkan Yardımcısı olarak aynı bölümde devam ediyorum. Bunları yaparken görsel sanatların birçok alanında yer aldım. Yağlı boya, karakalem, sulu boya ile uğraştım. Belli bir süre fotoğrafçılık, ebru sanatı ile uğraştım. Görsel sanatların birçok alanında uğraştım. 2 boyut bazen tatmin etmiyor ve 3 boyutluluğa geçiyor. 3 boyutlu çalışmalar yapma isteği ile ahşap ve taş üzerine çalıştım. Taş malzeme çok güzel ama çalışma alanı istediğim gibi olmadı. Ahşap ile çalıştım ve Kültür Bakanlığı’na eseler yaptım. Ahşap malzemenin bana hitap etmediğini hissetim” dedi.

“Sanat enstrümanım atık malzemeler ve metal oldu”

“Elime bir kaynak makinesi geçmesiyle metalle tanışma serüvenim oldu” diyerek sözlerine devam eden Keçeci; “Buda yaklaşık olarak 16 yıl öncesiydi. 16 yıl önce metal malzeme ile tanıştım ve bu malzemenin aşığı oldum. Benim sanat enstrümanım oldu. Benim sanat enstrümanım atık malzemeler ve metal oldu. Son zamanlarda metal malzeme ile birlikte katı atık diyebileceğimiz her şeyi metal ile birleştirdim. Sadece metallerden ürünler yapmıyorum, atık malzemeleri de kullanıyorum” ifadelerini kullandı.

Elazığlılar Dikkat! Her yer karanlıklara boğulacak! Elazığlılar Dikkat! Her yer karanlıklara boğulacak!

“Ekonomik sıkıntılardan dolayı sergi yapamıyorum”

Yapmış olduğu eserleri fuar, sergi ve etkinlik alanlarına götürdüğünü fakat ekonomik sıkıntılardan dolayı artık ürünlerini sergilere götüremediğini vurgulayan Keçeci; “Yapmış olduğum eserleri de bir tırla Türkiye’deki büyük fuar, AVM, sergi ve etkinlik alanlarına götürüyorum.  Tırlarla götürürken bazılarını kendi cebimden karşıladım ama birçoğuna da karşı taraf sponsorluk yaptı. Şu an sergi yapamamamın en büyük nedenlerinden bir tanesi de ekonomik sıkıntı. Akaryakıta gelen zamdan dolayı yapamıyoruz. Şu an İstanbul’a eserlerimle gitmem gelmem 70 bin civarında tutar. Benim gidip gelişim, forklift kiralamam yaklaşık 100 bin TL masrafım oluyor. Şu an ekonomik krizden dolayı çok tercih ettiğimiz şey olmadı” şeklinde konuştu.

“Atıklardan bir müze yapmak istiyorum”

Müze gibi bir hayali olduğunu belirten Keçeci; “Araştırdığıma göre dünyada atıklardan bir müze yok. Bende atıklardan bir müze yapmak istiyorum. Bu müzenin konusu ve konsepti olacak. İnsanlar kalemlerden, çaydanlıklardan, fincanlardan, ayakkabılardan olmak üzere farklı bir düşünce ile müze yapılabiliyor. Ama benim yapmak istediğim müze, yaşayan, eğitim öğretim veren bir müze olacak. Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin alt katında yapmış olduğum eserlerimi sergiliyorum. Rektör ve dekan ve bölüm başkanı hocalarımdan Allah razı olsun. Bir etkinlik alanı bana tahsis ettiler. Hafta en az 3 okul gelip geziyor. Herkese kapım açık. Sanatı öğrenmek isteyene de öğretebiliyorum” dedi.

“Tarihimize mal olmuş birçok insanları tasvir ediyorum”

Tarihimize mal olmuş birçok insanları tasvir ettiğini söyleyen Keçeci; “Her gelen çocuğa atık malzemeyi, yaptığım kahramanları anlatıyorum.  El Cezeri’yi insanlar tanımazken Fen Edebiyat Fakültesi’nin bahçesinde saat olarak yaptım. Sara Hatun’u canlandırmış olduğumuz bir eser var. Bir top mermisini sırtlamış Seyit Onbaşı var.  Ona benzer tarihimize mal olmuş birçok insanları tasvir ediyorum. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü eserlerimde anlatıyorum.  Yeniçerimizden, mitolojik insanlarımızdan, varlıklardan haberdar ediyorum. Harput’ta bulunan ejderha taşından esinlenerek yapmış olduğum ejderha var” şeklinde konuştu.

“300 civarında temsili çalışmalarım oldu”

Eserlerinin tamamının özgün olduğunu ve şu ana kadar 300 civarında eserinin olduğunu belirten Keçeci; “Şu ana kadar 300 civarında temsili çalışmalarım oldu. Tamamı özgün çalışmalardır.  Dünyada Eyfel Kulesi gibi insanları turist olarak çekebileceğim ve bulunan şehre de katma değer sağlayabileceğim bir müze hayalim var.  Elazığ’da böyle bir müze olsa birçok ajanslar, kafileler, tur firmaları Elazığ’ı rotası içerisine alacak. Şehrin ekonomisine ve turizmine katkısı olacak. Bundan 150 yıl önce Eyfel bir tasarım yaptığında Fransa ayaklandı. Binlerce tonluk bir metal yığınının bir varlığından rahatsız olan bir kesim oldu. Bir yıl içerisinde bunun söküleceği ifade edilerek izin verildi.  Ama şu an en çok turist alan şehirlerden bir tanesi Paris. Burada da Eyfel’in büyük bir etkisi var.  Büyük bir ekonomik gelir” dedi.

“Şehrin ekonomisine ve turizmine katkısı olacak”

Elazığ’da böyle bir müzenin olması şehrin ekonomisine ve turizmine de katkısı olacağını anımsatan Keçeci; “Rahmetli Özal’ın dediği gibi turizm bacasız bir fabrika. Burada bir müze olmuş olsa sadece müze değil; oteller, tur firmaları kazanıyor. Mendil satan çocuktan tutun AVM’lere kadar birçok insan buradan kazanacak. Yeme içme ihtiyacı olacak ve lokantalar kafeler kazanacak. Her biri bir tespih zincir tanesi gibi birbirine bağımlı. Bizler sanata ne kadar değer vereceğimizi buradan net bir şekilde söyleyebiliriz. Sanat sadece bir nesne değildir. Arkasında yatan ekonomik sebepler var” ifadelerini kullandı.

“Ekonomik olarak ayağa kalkmak istiyorsak, sanata değer vermeliyiz”

Müze için birçok kuruluştan söz aldığını fakat yaşanan depremler ve pandemiden dolayı arka planda kaldığını belirten Keçeci; “İşin içerisine pandemi krizi girdi. Elazığ depremini yaşadık. Ardından bir deprem daha yaşandı. Bu da ülkeyi ve bizleri mahvetti. Çok arzu ettiğim bir şey ama insanlara da çok fazla bir şey diyemiyorum. Eğer biz ekonomik olarak ayağa kalkmak istiyorsak, gerçekten sanata değer vermemiz lazım. Özellikle sanat turizmi çok önemli. Turizm sadece insanların denize girdiği, kayak yaptığı bir şey değil. Türkiye, dünyanın merkezi.  Turizmde dünyada bir numara ama biz turizm geliri olarak katma değeri istediğimiz gibi alamıyoruz” diye konuştu.

“Atıklardan bir müze dünyada yok”

Atıklardan oluşan bir müzenin dünyada olmadığını iddia eden Keçeci; “Müzenin bir sonraki aşamasını da düşündüm. Sanat kasabası şeklinde yapıp, gençlere birçok alanda ücretsiz sanat eğitimleri vereceğim. Oradan da yapılan eserleri yurt içi ve dışına sanat ihracatı yapacak bir konuma getireceğim. Bunu da hayal ediyorum ama hayaller gerçekleri doğuran bir sebeptir. İnşallah ilk önce müzemizi kuracağız, biraz ayakta kaldıktan sonra kendi imkanlarımla bunları rahatlıkla yapacağımı düşünüyorum. En büyük destek şu an maddi durumu iyi olan kişilerden, holdinglerden şirketlerden olabilir. Böyle bir şey dünyada hiç yok. Atıklardan bir müze yok. Konusu konsepti olan ve tarih kokan müzenin varlığı Türkiye ve dünya için muhteşem bir şey olacak” dedi.

Editör: Lokman Polat