DOĞU VE BATI « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

DOĞU VE BATI

Bu haber 03 Şubat 2020 - 7:49 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Doğu medeniyetlerinin olaylara içsel ve ruhsal bakışına karşın batı medeniyetinin global ve iktisadi temayülleri maalesef ki insan aklına galip gelmiştir. Her zaman pragmatik çıkarımlar etrafında kümelenmiş insanların olduğunu geçmişe nazaran bu yüzyılda ziyadesiyle görmüş bulunuyoruz. Şöyle ki Coca-kolonizasyon denilen bir olgunun yapıştırıldığı 20. yüzyılın ortalarından beri insanların kola içerek demokratikleşeceği gibi çılgın düşünceler sarih olmaya başladı. Hatta Berlin Duvarı yıkıldığında insanlar kola içerek artık özgür olduklarını haykırmaya muktedir olduklarını hissettiler. Pekala iktisadi olan bu temayülleri Doğu Medeniyetlerinden benimsemeyişle birlikte özümseyiş hareketleri başlatıldı. Bazı ülkeler ya tamamen iktisadi iktidarın gölgesine çöreklendi ya da tamamen karşı çıkıp avuçlarındakilerle yetinmeye çalıştılar.

 

Bu gölgelikten varlığa dönüşen ülkelerin başını çeken Çin Halk Cumhuriyeti, gerçek manada modernitenin ne demek olduğunu anlamış sayılı medeniyetlerden biridir. Çinliler modernleşme sürecinin batılılaşma değil çağa veya teknolojiye ayak uydurma olarak algılamış ve Konfüçyen tavırlarıyla batı dünyasına karşı dik durmuştur. Bu duruş hem ekonomik hem de teknolojik anlamda birbirine çok yakın kalmış ve alternatif bir süper güç adayı doğurmuştur.

 

Batı medeniyeti karşısında diz çökmeyen ve en büyük örneklerden birini teşkil eden diğer uygarlık Japonlarındır. 1868 yılında Meiji tarafından kurulan Japon uygarlığı batı ahlakını reddederek sadece teknolojik ilerlemelere ayak uydurma misyonunu başarıyla tamamlamış ve 1912 yılında imparator Meiji’nin vefatına kadar çok büyük ivme kazanmıştır. İmparatorun ölümünden sonra bir duraklama dönemine giren Japonya bazı savaşlara karışmış ve en sonunda iki atom bombasıyla yerle bir edilmiştir. Ancak bir musibet kırk nasihatten iyidir atasözü kulaklarına çalınmış olacak ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında kısa geçişli reformlarla tekrar dünya sahnesine geri dönmüşlerdir. Gayet trajik bir çöküşün fevkalade yükselişi Doğu Asya’daki toplumlara örnek teşkil etmiş ve hala etmektedir.

 

Yine bugün Küba Amerika’nın tam ortasında muhteşem bir ambargoya karşı ayakta durmaya çalışan, Çin ve Japonya’ya nazaran hiçbir uluslararası ilişki içerisine giremeyen, sadece turizm geliri olan fakat buna rağmen şu anda dünya üzerinde kanserin tek tedavisi olarak bilinen Kemoterapi ilacını kullanmadan, kanser hakkında muhteşem çalışmalar yapmış, 11 milyon nüfusuyla, özlüğünden ve benliğinden vazgeçmemiş örnek bir ülkedir.

 

Yukarıda azca bahsettiğimiz üç örnek ülke ve mevzuların hepsi bir miktar siyasi ve iktisadi gelebilir fakat unutmamak gerek ki medeniyetler ve kültürler özellikle iletişim ağlarının mükemmelliğiyle birlikte global rüzgarlardan en çok etkilenen sosyalitedir. Eğer siyasi ve iktisadi olarak ayakta durmak mukavemetini gösteremezsek, bize bu mukavemete sahip olmuşlar tarafından deklare edilenlere boyun eğmek zarureti doğurmuş olacağız.

 

Tüm bunlara mukabil yaşıyor olduğumuz, bu eşsiz coğrafyada maalesef ki medeni unsurlarımızın tahribata uğramaya başlamış, yerliliğini ve milliliğini unutmaya yüz tutmuş olduğudur. Fakat üzerinde biriken kül tabakasının bir nefesle tekrar harlanacağına dair ümidimizi muhafaza ediyoruz. Bu yüzden gerek nakli gerekse akli ilimler konusunda tümden bir değişimin artık ülkemiz için, inandığımız dinin bir farzı kadar mühim hatta o farzları gerçekleştirmek için en mühim husus olduğunu bilmemiz gerek.

 

Netice itibariyle medeniyetler, yani bir çok kültürün şemsiyesi altında varlığını sürdürmek için mücadele ettiği medeniyetler; gayri ihtiyari bir şekilde batısallık kazanmaya başlamasıyla ve insanların kendi tarihlerine dahi çamur atmaktan geri durmamasıyla, kurabildiği her alanda en büyük hegemonyayı kurmuştur. Peki en başta bahsettiğimiz gibi iktisadi temayüllerin hakim olduğu bu hegemonik felsefe, sizce hangi ruhu besleyebilir, hangi gürûhu memnun edebilir? Bugün mutsuzluğun hakim olduğu bu coğrafyada, köklerinden kopmuş olan fakat köklerinden de vazgeçmek istemeyen büyük bir insan kalabalığıyla başbaşayız.

 

Kendi orijinalitemizdense başka kopyalara yönelmiş durumda bulunan bu ırmağın bir şekilde tekrar kendisine döndürülmesi ve alanında yapılacak çalışmalara hız verilmesi gerekmektedir. Doğal olarak bugün hala kendine bir yer edinememiş Sosyal Bilimler dediğimiz çalışma alanına muhakkak apoletler takılmalı ve gelişimi için elimizden gelen tüm imkanlar seferber edilmelidir. Bu tavsiyelere uyulmadıkça da hiçbir alanda sahip olamayacağımız yeni kurulmaya başlayan medeniyet unsurunu sadece izlemek ve taklit etmekle kalacağız.

M. Hamza Ergen
M. Hamza Ergenmhamzaergen@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.