14.05.2022, 13:44

Biricikliğimiz- I

Gerek ilahi beyan ve gerekse de ilahi beyanın göğsünden hikmet emen kadim öğretilerimiz bize yaratmanın tek ve biricik olduğunu, yaratan kudretin yaratmasında hiçbir surette tekrara düşmediğini haykırıyor.

Yani yaratan ne yarattıysa o biriciktir ve tıpkı parmak izlerimizde olduğu gibi bir hayattan, bir andan, bir anlayıştan, bir kavrayıştan, bir hissedişten bir tane daha yoktur.

Bu zaviyeden baktığınızda; pek tabi ki her insan da yaratılışı itibariyle biriciktir ve benzeri olmayan bir varlıktır. Kimi yanlarıyla başkalarına benzese de “kodlanan donanımlarla” onu benzersiz kılan çok fazla yön ve özelliği vardır.

Öyleyse diyebiliriz ki; insan denen varlığı “toptancı” bir zihniyetle, binlerce başka insanı da tarif ettiğimiz birkaç kelime ya da kavram ile özetlemek hem hayatı yok saymak hem de yaratıcı kudretin yaratılışındaki biricikliği yok saymak demektir.

Buna rağmen biz, özellikle de son dönemde anlaşılamayan ama yoğunlaşan bir gayretle, “öteki” ilan ettiklerimizi farklı etiketlerle yaftalayıp tıpatıp aynı kabul ediyor, birbirinin kopyası zannediyor; hepsi aynı şeyi düşünüyor, aynı şeyi aklediyor, aynı şeyi yapıyor farz ediyoruz.

Bu akıl tutulması ile de küsuratları yuvarlıyor, ayrıntıları törpülüyor, insanı “öznel” kılan her türlü “başkalığı” tesviyeden geçiriyor; sonuç olarak da geriye tek tek insanları değil, kalabalıklara dair hoyrat, duyarsız, nobran genellemeleri bırakıyoruz.

Üstelik bunu sadece belli bir kesim değil toplumun her kesimi “öteki” ilan ettiklerine yapıyor ve birbirimizi görmeden, bilmeden, tanımadan; asıl hikâyesini, asıl derdini kavramadan bu genellemeler üzerinden vuruyor, kırıyor, parçalıyoruz. 

Toplumu belli ön kabul ve yargılar altında gruplaştırmak; onları kelimelere, kavramlara indirgeyerek öznelliklerini yok saymak, hikâyelerini tek renge boyamak, ayrıntılarını silmek, insanı kendisi kılan başkalıklarını kendisinden bile gizler hale getirmek için çaba sarf etmek; modern(!) olarak tabir edilen bu zamanın, insanları içine çeken en büyük, en tehlikeli ve yazık ki en etkili yok oluş anaforu olsa gerek.

Ama insanlık tarihine baktığımızda bu anaforun aslında yeni olmadığını sadece teknolojik erklerin geceli gündüzlü mesaisi ve karanlık zihinlerin çabasıyla derinleştiğini görüyoruz.

Zira azıcık tarih koklayanlar bilirler ki, insanları aynılaştırma ve “öznelliklerini” yok sayma çabası; onları kolay yönetebilmek, bir şeyleri daha kolay kabul ettirebilmek, ürettiklerini daha kolay satabilmek, kitleleri çok daha kolay kontrol edebilmek için tarih boyunca var olmuştur.

Gözümüzün önünde duran bu gerçeğe rağmen, parmak izini dahi birbirinden farklı yaratan kudretin aksine; bugün, dünyanın hemen her köşesi kendi biricikliğinden gönüllü olarak vazgeçen, hatta bu “herkesleşmeyi” bir tür nimet olarak kabul edip bunun uğrunda mücadele eden kalabalıklarla dolup taşıyor.

Çünkü bu törpülenme hali; ellerindeki ve gözlerinin önündeki ekranlar marifetiyle aklın alamayacağı boyuttaki geniş kitlelere, bir özgürleşme yolu olarak servis ediliyor ve sonuçta da ortaya “öznelliğini yitirmiş”; aynı kalıp, aynı torna ve tesviyeden çıkmış, “aynılaşmış” insanlar çıkıyor.

Hap gibi yuttuğumuz sentetik duygular, reklamcıların zihnimize açtığı psikolojik savaşlar, gıda diye aldığımız akıl çelen kimyasallar, medyanın sonu gelmeyen algı oyunları, sosyal medyanın kontrol ettiği izole edilmiş baloncuklar da bu “aynılaşmanın” gönüllü argümanları olarak göze çarpıyor.

Bu yüzden de baş döndürücü bir hızla herkesin önceden tahmin edilebilir standart performanslar sergilediği, kimsenin kimseyi şaşırtacak bir başkalık veya öznellik ortaya koyamadığı, bireysellik kokmayan ve en önemlisi de öznel olmayan bir vasatta yaşıyor; gerçeklere bakamayan, kendini düzeltemeyen, ikiyüzlü, her meseleyi çok yaygara kopararak ötelemeye çalışan kaskatı bir toplum oluyoruz.

Bizi kendimize yaklaştıracak ve biricikliğimizi bize fark ettirecek olan şey yavaşlamakken, biz bunun tam aksi istikamette tüm dünyayı dizayn etmeye çalışan toplum mühendislerinin iş birliği ile; her geçen gün her şeyin biraz daha hızlanmasını istiyor; daha hızlı ulaşım, daha hızlı internet, daha hızlı okumak, daha hızlı düşünmek, daha hızlı pişirmek, daha hızlı çalışmak; velhasıl daha hızlı yaşamak için can atıyoruz.

Çünkü her şeyin “daha fazlasına sahip olmak” adına, insan neslinin hiçbir devirde yaşamadığı, yaşamayı aklından bile geçirmediği bir yaşama temposuna erişmeye çalışıyoruz. Bu yüzden de sanki tek fonksiyonu etrafta olan biteni kaydetmek için programlanan bir alıcı cihaz veya salt bir kamera gibi yaşıyoruz.

Elimizdeki veya gözümüzün önündeki ekranlar marifeti ile zihnimize boca edilen enformasyon sağanağı ile oluşturduğumuz “zorunlu” bir bakış açımız var ve hepimiz ‘kendini görmeyi, içindeki sesi duymayı imkânsızlaştıran’ bu mekanik esaretin az veya çok içindeyiz.

Bugün suda pişen kurbağa misali farkında olamasak da insanı salt sosyal alanın bir parçası, ekonomik döngünün basit bir unsuru gibi gören yeni dünya düzeni, insanın kendi varlık hikmetini aramaya yönelebileceği veya kendi iç sesini duyup biricikliğini fark edebileceği her türlü tenhalık ihtimalinin üstünü çizmiş, “aynılaşmak” için can atan modern(!) insanı en başta mahkûm etmiştir.

Çünkü bilginin gücüne ulaşan muktedirlerin oluşturduğu yeni dünya düzeninde, insan denen varlık; sosyal düzenin bir işçisi, üretim çarkının bir dişlisi veya tüketim ateşinin odunu olmakla yükümlüdür. Kendi özüne dönmek, kendisiyle kalabalık kalmak veya öznelliğini ortaya koymak için ortaya koyacağı her türlü arayış, bu düzende hiçbir şekilde kabul edilemez, göze alınamaz. Zira hedef, aynı fabrikadan çıkan mamuller gibi “tek tip” insan yaratarak bu insan tipini tek kültürde buluşturmaktır.

Ancak bugün görüyoruz ki; “aynılaşmak” adına başlangıçta heyecanla sarıldığımız her imkân, başa çıkamadığımız birer ağırlık olarak imtihanımız oluyor.

Zira, Anadolu gibi bağrında yüzlerce medeniyetin özünü biriktiren kadim bir birikimin üzerinde tepiniyor olmamıza rağmen; bu hız ve haz çağında marifetlerimizi birer ikişer kaybediyor, hayretimizi yitiriyor, derinliğimizi sığ sulara teslim ediyor, hikmet kavramını aklımıza dahi getiremiyoruz.

Beni en çok endişelendiren şey ise, ilişki ve iletişimlerimizde artık “itimat” duygusunun karşılıklı olarak çekiliyor olması. Zira ‘bir arada yaşama kültürü’ adım adım yerini bireyselliğe terk ediyor.

En azılı düşmanına dahi “güven” vermeyi başaran bir elçinin “eminlik” ahlâkının varisi olduğunu iddia eden ve iman ettiğini iddia ettiği yaşam biçimi onu “emin olmaya” davet ederken; yazık ki bugün bizler, birbirimize artık güvenemez hale geldik.

İstisnasız hemen her gün; nedense hep kendimizden ‘emin’ bir şekilde, başkaları hakkında söylediğimiz çirkin sözlerin, ettiğimiz küfürlerin, fütursuzca yaydığımız iddiaların, acımasızca yargıların, sonu gelmez çekiştirmelerin, bitmek bilmez iftiraların ruhlarımızı ne kadar kararttığını yazık ki göremiyoruz. (Devam EDECEK)

Yorumlar (0)
19
açık
Namaz Vakti 06 Temmuz 2022
İmsak 03:09
Güneş 04:58
Öğle 12:33
İkindi 16:27
Akşam 19:58
Yatsı 21:39
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 38 81
2. Fenerbahçe 38 73
3. Konyaspor 38 68
4. Başakşehir 38 65
5. Alanyaspor 38 64
6. Beşiktaş 38 59
7. Antalyaspor 38 59
8. Karagümrük 38 57
9. Adana Demirspor 38 55
10. Sivasspor 38 54
11. Kasımpaşa 38 53
12. Hatayspor 38 53
13. Galatasaray 38 52
14. Kayserispor 38 47
15. Gaziantep FK 38 46
16. Giresunspor 38 45
17. Rizespor 38 36
18. Altay 38 34
19. Göztepe 38 28
20. Ö.K Yeni Malatya 38 20
Takımlar O P
1. Ankaragücü 36 70
2. Ümraniye 36 70
3. Bandırmaspor 36 62
4. İstanbulspor 36 60
5. Erzurumspor 36 58
6. Eyüpspor 36 57
7. Samsunspor 36 51
8. Boluspor 36 50
9. Manisa Futbol Kulübü 36 49
10. Tuzlaspor 36 49
11. Denizlispor 36 49
12. Keçiörengücü 36 48
13. Gençlerbirliği 36 48
14. Altınordu 36 45
15. Adanaspor 36 45
16. Kocaelispor 36 44
17. Bursaspor 36 44
18. Menemen Belediyespor 36 38
19. Balıkesirspor 36 12
Takımlar O P
1. M.City 38 93
2. Liverpool 38 92
3. Chelsea 38 74
4. Tottenham 38 71
5. Arsenal 38 69
6. M. United 38 58
7. West Ham United 38 56
8. Leicester City 38 52
9. Brighton 38 51
10. Wolverhampton Wanderers 38 51
11. Newcastle 38 49
12. Crystal Palace 38 48
13. Brentford 38 46
14. Aston Villa 38 45
15. Southampton 38 40
16. Everton 38 39
17. Leeds United 38 38
18. Burnley 38 35
19. Watford 38 23
20. Norwich City 38 22
Takımlar O P
1. Real Madrid 38 86
2. Barcelona 38 73
3. Atletico Madrid 38 71
4. Sevilla 38 70
5. Real Betis 38 65
6. Real Sociedad 38 62
7. Villarreal 38 59
8. Athletic Bilbao 38 55
9. Valencia 38 48
10. Osasuna 38 47
11. Celta Vigo 38 46
12. Rayo Vallecano 38 42
13. Elche 38 42
14. Espanyol 38 42
15. Getafe 38 39
16. Mallorca 38 39
17. Cadiz 38 39
18. Granada 38 38
19. Levante 38 35
20. Deportivo Alaves 38 31