BİR ZAMANLAR BİZ – BİRBİRİMİZE YETERDİK « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

BİR ZAMANLAR BİZ – BİRBİRİMİZE YETERDİK

Bu haber 27 Ağustos 2020 - 8:11 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Hasbihâl 

 İnanmayacaksınız ama…

Milattan önce bu ülke de buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın yoktu.

Hatta birilerinin dediği gibi binek arabası, traktör ve ambulans da yoktu.

Soğuk suyu testilerde içer, çamaşırlarımızı leğende yıkardık

Yeni nesil bilmez ama çarklarda yıkanır, traktörün yerine kara saban kullanırdık.

Ama mutluyduk.

***

Bir zamanlar…

Tohumu bize ait olan hormonsuz, genetiği değiştirilmemiş sebzeler meyveler yetiştirirdik. Domatesin biberin kokusu lavanta kokusu gibi gelirdi bize.

Konya ovası hububat deposu gibiydi.

Buğday silolarımız ağzına kadar doluydu. Pirinç tarlalarında ülkemize yetecek derecede pirinç elde edilirdi.

Her yiyeceğimiz yerli ve milli idi.

Mereklerimiz saman, meralarımız hayvan doluydu.

Akşamları sürülerin köye girişlerinde meleyişleri boyunlarındaki çıngırakların çıkardığı ses bir sanat eseri gibiydi.

***

Bir zamanlar köylerimiz vardı.

Yolu yordamı olmasa da arı gibi çalışan eken, biçen üreten köylülerimiz vardı…

O zamanlar şehre göç başlamamıştı.

Köylerimiz yemyeşildi.

Oluk oluk akan sularımız vardı.

Arılıklarımız arı kovanları ile doluydu. Bu arılar oğul verdiğinde bir dala konar o arıların ağırlığından dallar eğilirdi.

Kovanlar açıldığında teştler, leğenler lezzetine doyum olmayan ballarla dolardı. Herkesin o balda hakkı vardı.

Bağlarımız vardı bozumu üç gün süren bağlarımız.

Üzüm konulacak yer bulamazdı köylülerimiz.

Pekmezini yapar, orciğini yapar eşe dosta armağan ederlerdi.

Gün geldi bağlar üzüm vermez, arılar bal vermez, peteğinden çıkan arılar geri dönmez oldu.

Akan sular kurudu.

Bağ bitti, bağbancı bitti, arı bitti, bal bitti.

Geriye buzdolabında kendi kendine büyüyen salatalıklar kaldı.

O zamanlar tereyağının, zeytinyağının, reçelin sucuğun, balın sahtesi yoktu.

Her şey sade her şey duruydu.

***

Bir zamanlar fabrikalarımız vardı.

Bacası tüten fabrikalar.

Paydos sirenleri insanlarıma ninni gibi gelir, servis araçları fabrikalardan merkeze işçi ve memur taşırdı.

Köylümüz dönüm dönüm şeker pancarı eker, söküm zamanı traktörler kantarların önünde kuyruklar oluştururdu.

Şekerin müthiş bir tadı tuzu vardı o zamanlar.

Yine bir zamanlar Tekel Sigara Fabrikamız vardı, Sümerbank’ımız, Etibank’ımız vardı.

Vardı da vardı.

Bunları yazsak sayfalar sığmaz.

Şimdilerde bir buzdolabı polemiği almış başını gidiyor.

Doğru o zaman vatandaşımızın evinde buzdolabı olmasa da tel dolapları vardı.

Ve bu tel dolapları her zaman doluydu.

Yoksulluk vardı ama vatandaşın aş ve iş derdi yoktu.

***

Bir zamanlar eğitim vardı.

Siyah önlük giyen beyaz yakalı öğrencilerimiz cıvıl cıvıldı.

Öğretmenlerimiz, lise öğrencilerimiz takım elbiseli kravatlı ve sakalsızlardı.

O günün ortaokul mezunu bu günün üniversite mezunundan daha bilgili daha donanımlıydı.

Çünkü eğitim sistemimiz her sene değişmez, çocuklarımız ezbere değil bilgiye dayalı olarak yetişirdi.

***

Bir zamanlar resmi kurum ve kuruluşlarımızda bir ciddiyet vardı.

O zamanlar henüz “Benim memurum işini bilir” içtihadı yerleşmemişti.

Hırsızlık yoktu, yolsuzluk yoktu.

Memurda bir disiplin, bir bilgi ve tecrübe vardı. En önemlisi yasalara saygı, insanlara saygı topluma örnek olabilme yarışı vardı.

***

Bir zamanlar komşuluk vardı. Bir komşu bir yere gittiğinde evinin anahtarını komşusuna verir, malını mülkünü ona emanet ederdi.

Evlerimizde çelik ve demir kapılar yoktu.

Ama hırsızlıkta yoktu, namus davası da yoktu.

Komşular arasında paylaşımlar vardı, güven vardı, sevgi saygı vardı.

Düğünümüz bir seyranımız birdi.

Birlikte ağlayıp birlikte gülerdik.

***

Hani zaman zaman devletlûlarımız “Nereden Nereye” diye bir tekerlemeyi ağızlarından düşürmezler ya…

Bende bütün bunları yaşayan ve gören birisi olarak “Nerede Nereye” diyorum.

Ama o günlerin hasretini ve özlemini çekerek.

***//***

Mehmet Şükrü Baş
Mehmet Şükrü Başmehmetsukrubas@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Zülfikar Yapar Kaleli Ağustos 27, 2020 / 16:47 Cevapla

Rahmetli Ozan Arif Diyor ki!
Ben bu vatan, ben bu yurdum hemşerim,
Özlerimden kan akmaya başladı.
Sebep sorma, yara bere her yerim,
Dizlerimden kan akmaya başladı.

Garez girdi milletimin bağına,
Kötü düştüm bölünmenin ağına,
Son günlerde kefen oldum çoğuna,
Bezlerimden kan akmaya başladı.

Hasret kaldım sevgi dolu çağlara,
Gül yetişen bülbül öten bağlara.
Kar yerine kin yağınca dağlara,
Buzlarımdan kan akmaya başladı.

Elif dedim Yaradan`a sarıldım,
‘Dal’ okuyup, hep kötüye yoruldum,
‘Cim’ deyince tam böğrümden vuruldum,
Cüzlerimden kan akmaya başladı.

Hazan geldi bunca genci götürdü,
Kış bağrıma mezar oldu oturdu.
İlkbaharda bostan bomba bitirdi,
Yazlarımdan kan akmaya başladı.

Ben büyüttüm dile derman olanı,
Putperesti dergâhına alanı…
Yok çıkartan deliğinden yılanı,
Sözlerimden kan akmaya başladı.

Bilirsiniz, eski Ocak nasıldı?
Bak! Üstüne kara kazan asıldı,
Odun kemik, duman feryat kesildi,
Közlerimden kan akmaya başladı.

Yunus Emre’m bakma sakın kusura,
Senin gibi şükreden yok hasıra,
Aşıklarım bir hoş oldu bu sıra,
Sazlarımdan kan akmaya başladı

Bak hemşerim! Arif derki yürekten,
Ben vatanım dağdan, taştan, ırmaktan,
Seni böyle hep gaflette görmekten,
Gözlerimden kan akmaya başladı.

Ozan Arif
Başka söze ne hacet!