BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI: BÜRDE– 2 « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

BİR HIRKA-İ SAADET ROMANI: BÜRDE– 2

Bu haber 17 Nisan 2019 - 8:41 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Geçen haftaki yazımızda Necati Kanter’in Bürde romanını değerlendirmeye başlamıştık. Bu hafta kaldığımız yerden devam ediyorum.

Romana bir giriş yazan Kanter Hoca, yazma gerekçelerini burada dile getirmiş durumda. Hırka-i Saadet’e milletimizin verdiği değer ve gösterdiği hürmet, onun bizim topraklarımıza misafir olma hikâyesi, yüz yıllardır Topkapı Sarayında okunan Kuran ve hiç şüphesiz Hz. Peygamber’in Kab’a ve dolayısıyla şiire, şairlere verdiği kıymet ona yazma konusunda özendirici unsurlar olmuş.

Yazar, aslında bizim medeniyetimizde var olan ve unutulan bir kavramdan da bahsetmektedir bu girişte, caize. Caize; şair, yazar ve sanatçıların padişahlar ve devlet adamları tarafından korunup kollanmasına, mükâfatlandırılmasına verilen ad. Bu ödüllendirme uygulamasının bir sünneti Resul olduğuna dikkat çekmektedir. Ka’b ve benzeri şairlerin Hz. Peygamber tarafından ödüllendirilmesini, korunmasını buna örnek vermektedir. Medeniyetimizin geçmişte kültür ve edebiyatta gelişmesinin sebeplerinden birinin ve en önemlisinin ilme ve sanata olan teşvik ve ödüllendirme olduğuna dikkat çekerek, bugün bu alandaki geri kalmışlığımızı, eksikliğimizi, yazanlara, sanatçılara ve eserlerine verilmeyen kıymete bağlamaktadır.

Ya kutsal emanetler? Onlara verilen değer? Bu alandaki Yavuz’un eşsiz şahsiyetini anlamak ve anlatmak bile bu emanetlerin bizler için var olan kıymetini ortaya koymak açısından yeterli olur sanırım. Malumunuz mukaddes emanetlerin önemli bir bölümü Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethi ile Osmanlılara intikal etmiştir. O Yavuz ki, Mısır’ın fethinin ardından Cuma namazında hutbede okunan “Hakimül Haremeyn” sıfatını kullanan imamı uyararak “Hadimül Haremeyn” olmayı tercih etmiş, halıyı kaldırıp caminin dibindeki toprağa yüzünü sürmüş ve hadimliğin sembolü olarak ömrü boyunca sarığına bir süpürge çöpü takmayı tercih etmiştir. Bu miras, kutsal emanetlere verilen değer o günden bugüne kadar milletimizce kesintisiz sürdürülmüştür.

Hz. Peygamber’in Sakal-ı Şerif’ine, Nalin-i Saadet’ine, Hırka-i Saadet’ine milletimizin gösterdiği kıymetin ve hürmetin sebebi bir eşyaya verilen değerden öte Hz. Peygamber’e olan hürmetin ve muhabbetin sembolüdür. Bu sebeple bazı Osmanlı Sultanları sefere giderken Hırka-i Saadet’i yanlarında bulundurmuşlar ve onun manevi gücünden istifade etmişlerdir. Bu mukaddes emanetlerin hiç şüphesiz en nadidesi olan Hırka-i Saadet’e verilen değer biraz daha farklı olarak, yazan, üreten, eser veren, edebiyatçılara, şairlere, ilim adamlarına Kab’ın şahsında Hz. Peygamber’in verdiği kıymeti ortaya koymaktadır.  Yazarımıza romanı yazdıran da bir anlamda verilen bu kıymet ve değerdir.

Burada şu soru akla gelmektedir. Kuran nazil olmaya başlayınca şairler tamamen sustular mı? Yazarımız romanında buna da Medine’ye hicret günlerinde yaşanan bir hadiseden güzel bir örnekle cevap vermektedir. O günlerde bir sefer anında Hz. Peygamber, devesinin üzerinde ve etrafında sahabeleriyle yolda giderken Abdullah bin Revaha bir yandan deveyi çekerken bir yandan da yüksek sesle şiir okumaktadır. Hz. Ömer şiir okumamasını, susmasını isteyince Fahri Kâinat şöyle buyurur, “Ey Ömer, Revaha’nın oğluna karışma, onun kelimeleri oktan daha etkilidir”. Hasan bin Sabit ve diğer şairler de şiirleriyle Hz. Peygamber’in yanında ve yakınında olmaya, şiirlerini seslendirmeye devam etmişlerdir. Mescidi Nebevi zaman zaman şairlerin atışmalarına, şiir müsamerelerine şahitlik etmiştir. Temim’den gelen ve Müslümanları şiir okuma konusunda müsabakaya davet eden bir grup şaire karşı Kâinatın Efendisi, Hasan bin Sabit’i öne sürmüş ve onu teşvik ederek okunan şiirlere cevap olacak şiirler okumasını istemiştir. Bu müsamere neticesinde gelen heyet İslam’ın ve Kuran’ın üstünlüğünü kabul ederek Müslüman olmuşlardır.

Roman, Kab’ın hırka giyme sahnesiyle sona ermekte. Aslında romanın bir devamı olsa ve Kab’ın Müslüman olduktan sonraki hayatı ve şairliği anlatılsa nasıl güzel olur diye düşünmemek elde değil. Umarım Kanter Hoca bunları da bir gün yazar.

Bürde Romanı, Hz. Peygamberin şiire ve sanata verdiği değeri anlamak açısından, caize kavramına yeniden dikkat çekmesi bakımından ve zor bir alan olan roman kavramıyla Hz. Peygamber’i ve dönemini anlatma denemesi açısından kıymetli ve önemli bir çalışma olmuştur.

Necati Kanter – Bürde

Bir Hırka-i Saadet Romanı

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları

 

 

 

 

 

Gıyasettin Dağ
Gıyasettin Dağgiyasettindag@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.