BAKIN DAĞLAR NASIL OTURUYOR!- II « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

BAKIN DAĞLAR NASIL OTURUYOR!- II

Bu haber 25 Temmuz 2020 - 8:03 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Peki, neydi mülk verildi diye tartıştıkları?

Kitabullah’ta ortaya konan bu yaklaşımı daha anlaşılır kılmak ve bu soruya cevap bulabilmek için, Hz. Peygamber(sav), Hz. Ömer(ra) ve Hz. Ali(ra)’nin dili ve uygulamasında bu anlayışın nasıl ete kemiğe büründürüldüğüne dair üç örnek verelim;

Hz. Peygamber(sav); “Ben aranızda bölüştürücüyüm.” (Buhari; Humus, 7).

Hz. Ömer(ra); “Fethedilen topraklara öyle bir adalet ve mülkiyet düzeni getirmeliyim ki Irak’ın dulları ve yetimleri bir daha ebediyen krallara muhtaç olmamalı ve Müslümanlara da köle olup sömürülmemeliler.” (M. Demirci; “İslam’ın ilk üç asrında toprak sistemi”, s. 34, M. Hamidullah; el-Vesaiku’s-Siyasiyye, s. 376).

Hz. Ali(ra); “Bahreyn’de bir grup girişimci Basra’da İbn Abbas’a müracaat ederek şöyle dediler: “Bize toprak verin, işletelim.” Vali bu isteği bir mektupla Hz. Ali’ye bildirdi. Hz. Ali cevabi mektubunda “Bu toprak tüm Müslümanlarındır. Oradan elde edilecek menfaatler konusunda hepiniz eşit haklara sahipsiniz. Eğer hepsi razı olursa, o araziyi onlara ver. Ben ise sahip olmadığım bir şeyi başkasına veremem.” (M. Demirci; A.g.e; s. 122).

Dikkat ediniz!

Devletin başındaki halife ne kendini, ne de devleti toprağın sahibi olarak görmüyor ve “yeryüzünde dört mevsim rızık ve rızık kaynakları (egvât) yaratarak isteyenler için eşitçe takdir etti…” (Fussilet; 10)  ayetini ete kemiğe büründürüyor. Girişimcilere ancak bir emanet olarak toprağın (mülkün, üretim aracının) verilebileceğini söyleyerek ayrıca “halkın rızasını almak ve eşitçe yararlanmak” gibi şartlar getiriliyor.

Peki, bir sözcük ve terim olarak emanet nedir,  bir de ona bakalım;

“Emanet” kavramı yukarıda izah etmeye çalıştığım izahattan da görüldüğü gibi ilki, “itimat etmek, güvenmek”, ikincisi ise “görev ve sorumluluk” olarak başlıca iki anlamda kullanılıyor.

Terim olarak emanet, “Bir şeyi veya bir değeri gönül huzuruyla, güvenle başka birine teslim etmek veya aynı şeyi aynı şartlarla teslim almak” anlamındadır. Yani Allah’ın insanlara verdiği bütün maddî ve manevî nimetler ile insanların geri almak üzere verdikleri şeyler birer emanettir. Tersi ise hıyanettir.

Emanet ile “hibe” arasında ise fark vardır.

“Emanet”, mülkiyeti başkasına ait olan, geri ödenmek zorunda olunan ve zarar verildiğinde tazmin edilmesi, ödetilmesi gereken şeyken, “hibe” ise mülkiyeti ile birlikte geçen ve geri verilmek zorunda olunmayan, zarar verildiğinde tazmin etme sorumluluğu olmayan şeydir. (bkz. Adalet devleti; Ortak iyinin iktidarı, ‘emanet’ bölümü, ist., 2003).

Bu anlamda bütün servet (emvâl) ve kuvvet (egvât) kaynakları yani mülk Allah’ın (yere inince halkın) birer emanetidir, geçicidir ve hesabı verilmek zorundadır. Yani servet ve kuvvet kaynakları bir hibe, ancak ölümle çıkarılan Allah’ın giydirdiği bir hırka değildir.

İslam dünyasında saltanatın bu denli yer bulabilmiş olmasında servet ve kuvvet sahibi olmanın Allah’ın geçici bir emaneti değil; Allah’ın dilediğine verdiği mülkü, bağışı, hibesi olduğu anlayışı yatmaktadır.

Demek ki…

Gökler, yer ve dağlar öyle bir teklifle karşılaşmışlar ki “mal, para, servet” veya “görev” onları korkutmuş, ürkütmüş, titretmiş ve sanki lisân-ı hâl ile “Ey Rabbimiz! Aman, bu bizi bozar” demişler ve yanaşmamışlardır.

Demek ki…

Kitabullah’ta dağların, yerin ve göklerin üstlenmekten kaçınıp da insanın üstlendiğini söylediği emanetten maksat “mülk”tür! Yani Allah’ın ülkesi (yeryüzü) üzerinde tasarrufta bulunma, mülkünü (servet ve kuvvet kaynaklarını) üzerine alma, kullanma ve onlar üzerinden “metalar” üretme, bu metaların fazlalıklarını özel mülkiyete dönüştürme ise emanete ihanettir.

Demek ki…

 

Allah insanoğluna “mülkünü” (servet ve kuvvet, rızık ve rızık kaynaklarını) emanet etmiş, ona böylesi bir “görev” vermiş; üstüne üstlük ilahî mülkiyet üzerinde tasarrufta bulunma yetenek ve yetkisi (akıl, vicdan, irade, özgürlük, ilim) ile donatmıştır.

İşte Kitabullah tüm bunlara “emanet” diyor.

Peki, “dağlar, yer ve gökler bundan neden çekiniyor” ve “insanoğlu neden kabul ediyor?”

Çünkü…

İnsanoğlu, Kitabullah’ın “emanete hıyanet” dediği şeyin serveti (emvâl) ve kuvveti (egvât) kendi tekeline alıp, başkasını ondan mahrum etmek olduğunu bilmemektedir. zira cehl (cehalet) üzeredir.

Ayrıca Allah’ın mülkünden (su, ateş, toprak, maden,  gıdalar, altın, gümüş, bitki, sığır, koyun vb) kimi emvâl (mallar) ve egvât’ı (kuvvet kaynaklarını) zimmetine geçirip bunu insanlardan saklamanın, kaçırmanın, temerküzün, kendine biriktirmenin (kenz), geri vermemenin, onunla insanlar üzerinde hegemonya kurmaya kalkmanın zulm olduğunun farkında değildir.  Bu yüzden olsa gerek ki, ayet “hiç şüphesiz insan çok cahil ve zalimdir” şeklinde insanı tanıtmaktadır.

Münafıklar onun için emanete hıyanet edenlerdir.

Yani tıpkı bir devlette, hazine memurunun zimmetine para geçirmesi gibi Allah’ın mülkünden aldıklarını vermeyenler, infak etmeyenlerdir.

Böyle birine halk arasında ne diyoruz:

Hırsız, yolsuz, hortumcu!

Peki, Allah “lehül mülk” yani “Mülk Allah’ındır” dediği halde O’nun mülkünden çalana, çit çevirene, kendine yontana ne diyeceğiz? (Devam Edecek)

 

Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlumuhammedridvansadikoglu@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.