Fikir Günlüğü “Mensubu olmaktan gönül doygunluğu duyduğumuz ve mutlu olduğumuz İSLAM DİNİNİ, asırlardan beri düşmüş olduğu POLİTİKA BATAĞINDAN çıkarıp temizlemek ve yüceltmek gerektiğini görüyoruz. Mübarek ve ilahi olan inançlarımızı ve vicdanımızı, her türlü menfaat ve çirkefliğe açık politikadan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesin olarak çıkartıp kurtarmak; milletimizin hem dünyadaki hem de ahiretteki mutluluğu için şarttır."                                            

Fikir Günlüğü

“Mensubu olmaktan gönül doygunluğu duyduğumuz ve mutlu olduğumuz İSLAM DİNİNİ, asırlardan beri düşmüş olduğu POLİTİKA BATAĞINDAN çıkarıp temizlemek ve yüceltmek gerektiğini görüyoruz. Mübarek ve ilahi olan inançlarımızı ve vicdanımızı, her türlü menfaat ve çirkefliğe açık politikadan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesin olarak çıkartıp kurtarmak; milletimizin hem dünyadaki hem de ahiretteki mutluluğu için şarttır."         

                                                 (Mustafa Kemal Atatürk; 7.2.1923, Zağanos Paşa Camii Minberi, Balıkesir)

Atatürk 1926 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir yazı yazarak Kuran’ın doğru ve anlaşılır bir şekilde açıklanması ve yorumlanmasını istedi. Kuran’ı doğru yorumlayabilecek din alimi arandı. Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır böyle bir bilim adamıydı. Atatürk özellikle ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan Allah (C.C.) sözlerinin geniş bir şekilde anlatılmasını istiyordu. Anlaşılan odur ki, Mustafa Kemal Atatürk, kurduğu yeni Türk Cumhuriyeti’nde vatandaşlarının Kuran’ı hakkıyla anlamaları ve kafaları karıştıran hurafecilerden, karanlık yüzlü yobazlardan uzakta, temiz yürekli müminlerin Kuran ışığıyla aydınlanmalarını istiyordu.

İslam dinine sonradan girmiş her türlü safsata, hurafe ve boş inançlara karşı akılcı bir anlayışı benimseyen Atatürk, bu anlayışıyla örnek bir Müslüman özelliği göstermektedir. İslamiyet’ten önceki hak dinlerin hepsinin aslı bozuldu. Çoğu zaman kötü niyetle, yani menfaat, makam ve zafer için, bazen de cahillikten veya bilmeyerek, Zebur, Tevrat, İncil değişti, bozuldu, yozlaştı.

Atatürk, Kuran’ın, Allah’ın ayetlerinin bozulmasını, yanlış yorum ve kandırmacalarla müminlerin kandırılmasını önlemek istedi.

Kuran, her zaman akıl ve ilimden yanadır. İnsanın aklını ve idrakini kullanarak maddi ve manevi dünyayı kendi iradesiyle yorumlamasını ister. İnsana sorumluluk yükler. Atatürk, Kuran’ın akılcı bir tefsirinin yapılmasını isteyerek Allah’ın emrine uymuştur.

Kuran, milletin tüm fertleri tarafından okunup anlaşılırsa, idrak edilebilirse, yüce Allah (C.C.)’ın sözleri dimağlarda yanlış manalara kaymaz, manasını kaybetmez.

Cumhuriyetin kuruluşunun hemen ardından 21 Şubat 1925 tarihinde Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealinin ve tefsirinin, ayrıca da peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Hadis-i Şerif tercümelerinin devlet imkânlarıyla yaptırılması için talimatlarını vermiştir.

Atatürk, ismini taşıdığı peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya bağlı ve saygılıydı. Batılı bir yazarın kitabında, peygamberimiz hakkında “cezbeye tutulmuş sönük bir derviş” diye söz etmesine sinirlenmiş ve haykırarak şöyle demişti: “Böyle cahil insanlar onun yüksek şahsiyetini ve başardığı büyük işleri kavrayamazlar. O Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim-senin adın silinir, fakat o sonsuza kadar anılacak ve yaşayacaktır.”

Belki biraz da bu yüzden, Kuran tefsiri yapılırken Batılı yazarların yanlış yaptıkları, bilemedikleri veya İslam’ı ve peygamberimizi küçümsedikleri noktaların aydınlatılması için özel izahatların yapılmasını da istemişti.

Atatürk’ün bizzat özel isteği ve arzusuyla Elmalılı Hamdi Yazır tarafından yazılan Kuran tefsiri, bugün bile önde gelen İslam alimleri tarafından en güvenilir tefsirlerden biri olarak kabul edilmektedir. Atatürk, ayetlerdeki hakikatleri müminlerin daha iyi anlamaları için, ayetlerde geçen olaylarla ilgili tarihi bilgilerin verilmesini de istemişti. Bu sayede İslam Tarihi de anlatılmış olacaktı. İlmi ve felsefi konuların da izahını arzu etmişti.

Ayrıca ayetler arasındaki ilişkilerin gösterilmesini de istiyordu. Biliyorsunuz, az çok din bilgisine sahip olan birileri, hatta Kuran’ı iyi bilen kişilerden de bazıları, kötü niyetli olabiliyor. O zaman, kendi menfaatine göre ayetleri yorumluyor, saf ve temiz müminleri bu sayede kolaylıkla kandırabiliyor. Bir ayeti durum ve şartların gerektirdiği şekilde yorumlarken, onu açıklayan, onun nüzul sebebini ortaya koyan başka ayetleri temiz müminlerin nazar-ı dikkatinden saklıyor. Allah kelamını iyi niyetle takip etmekten başka bir arzusu olmayan saf mümin kardeşimiz de bilmeden, kötü niyetli kişi ve kişilerin etkisiyle yanılgıya düşüyor.

O sebepten Atatürk, Kuran’ı asri bir şekilde yorumunu isterken, ayetler arasındaki ilişkileri ve ayetlerin indiriliş sebeplerinin de verilmesini istemişti. Bu konulara dikkat edilmesi için Diyanet ile Kuran’ın yorumunu hazırlayacak olan Elmalılı Hamdi Yazır arasında protokol dahi imza olunmuştu.

Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır; 1878 yılında Antalya’da doğmuş, 1942’de İstanbul’da ölmüştür. Aslen Burdurludur. Anne ve Baba tarafından soyu hep alimdir. Yazır Türkmenleri soyundandır. Arapça ve Farsça’ya hakkıyla hâkim bir bilim adamıydı. Ancak yazılarını hep Türkçe yazmıştır. Hafızlığı tamamladıktan sonra İslam tahsili için İstanbul’a gelmişti. İslam hukuku konusunda yüksek tahsil yaptı. Nuvvab mektebini birincilikle bitirerek Kadı oldu. Beyazıt Camiinde, Süleymaniye Medresesi’nde öğrencilere fıkıh ve mantık dersleri verdi. II. Meşrutiyet ilan edilince Antalya milletvekili seçildi. Bir dönem İttihat ve Terakkicilerle beraberdi. Bir dönem de karşı cepheye geçerek Hürriyet ve İtilaf fırkasında bulundu. Damat Ferit Paşa hükümetinde Vakıflar Bakanlığı yaptı. Ayan meclisi üyeliği yaptı. Ayan meclisi yararlılık gösterenlerin padişah tarafından seçtiği kişilerden oluşuyordu. Nihayetinde yine İttihatçı oldu, İttihat ve Terakkinin ilim şubesinde görev aldı.

Elmalılı Hamdi Yazır, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi fetvasını yazmıştı. İttihatçılarla birlikteydi. Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanmıştır. Yargılamanın nedeni Damat Ferit Paşa kabinesinde yer almasıydı. Bu hükümet, hatırlanacağı gibi, Milli Mücadele aleyhine kararlar almıştı. Elmalılı, yargılamada suçsuz bulundu.

Kuran’ın yorumlanması konusunda Atatürk’ün talimatlarıyla harekete geçilerek, Kuran Mealinin Mehmet Akif Ersoy, tefsirin Elmalılı Hamdi Yazır, hadis tercümelerinin de Kamil Miras tarafından yapılması kararlaştırıldı. Mehmet Akif görevi bırakarak aldığı avansı iade etmiş, hem meal hem de tefsir yazma işi Hamdi Yazır tarafından yapılmıştır. Elmalılı Hamdi Yazır'ın hazırladığı 9 ciltlik tefsir 1935 yılında, Kamil Miras tarafından hazırlanan "Sahih-i Buhari Muktasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi" isimli 12 ciltlik hadis tercümesi de 1928 yılında yayımlanmıştır.

Atatürk, minberlerden okunan hutbelerin de anlaşılır olması gerektiğini söylemiştir. Dinleyenler hutbeyi anlayacaklar ki, hayatta yerine getirebilsinler. Bu konudaki sözleri şöyledir: "Minberler halkın beyinleri, vicdanları için bir iyilik, doğruluk ve bir aydınlanma kaynağı olmuştur. Böyle olabilmek için minberlerden yankılanacak olan sözlerin bilinmesi, anlaşılması, sanat ve ilim gerçeklerine uygun olması gerekmektedir. Değerli hatiplerin siyasi ve toplumsal olayları ve medeni durumları ve gelişmeleri her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış bilgiler verilmiş olur. Bundan dolayı, hutbeler tamamen Türkçe ve çağın gereklerine uygun olmalıdır.”

Günümüzde de hâlâ İslam dini, yalnız ülkemizde değil, bütün Dünya’da politikanın batağına sokulmak isteniyor. Allah ile mümin arasına girmeye hevesli çok kişi var. Niye bunu istiyorlar? Çünkü menfaatlerini müminlerin saflığında, Allaha olan inançlarının temizliğinde buluyorlar. Öyleyse çözüm, aklımızı ve idrakimizi kullanarak, üstümüze farz olan sorumluluğun şuuruyla, Kuran’ı anlamak için çalışmak olmalıdır.