“AŞI OLAN DA, OLMAYAN DA; MASKE TAKACAK!” « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

“AŞI OLAN DA, OLMAYAN DA; MASKE TAKACAK!”

Bu haber 30 Kasım 2020 - 18:30 'de eklendi.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı, Sağlık Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu Üyesi hemşehrimiz Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan ile koronavirüste hasta ve vaka sayılarındaki artışı, alınan önlemleri, kısıtlamaların yeterli olup olmadığını, aşı çalışmalarını ve pandemi ile alakalı bilgi kirliliğini konuştuk. Kısıtlamaların faydalı olup olmadığını aralık ayının başından itibaren görmeye başlayacağımızı söyleyen Prof. Dr. Necmi İlhan, hasta sayısının 5 katı kadar vaka sayısı söz konusu olduğuna dikkat çekerek, koronavirüs tanısı konan her 10 kişiden birinin sağlık çalışanı olduğunu vurguladı. Kısıtlamaların ve bireysel tedbirlerin artan hasta ve vaka rakamlarında önemli olduğuna vurgu yapan İlhan; pandemide görülen artışın sadece bizim ülkemize özgü olmadığını dünyada da benzer bir durumun söz konusu olduğunu belirtti. İlhan ayrıca aşı hakkında önemli gelişmeler olduğuna işaret ederek, aşının pandemi ile mücadelede yardımcı olacağını ve aşı olanların da maske, fiziksel mesafe ve hijyen kurallarına uyarak, yine kendilerini kontrol etmeleri gerekeceğini aktardı.

 

 

Haber: Songül  DURSUN / ÖZEL

Tüm dünyada vaka sayıları kritik eşiği aşarken, Türkiye’de de günlük hasta sayısı yeniden 6 binin üzerine çıktı. Umutlar ise aşının bir an önce çıkmasına ve yeniden uygulanmaya başlanan kısıtlamaların işe yarayacak olmasına bağlı. Kısıtlamaların vaka sayılarını düşürmede ne kadar başarılı olacağı ilerleyen günlerde belli olacak.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu üyesi hemşehrimiz Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan ile Türkiye’de ve dünyada hala etkin olarak kendini gösteren pandemiye dair merak edilenleri konuştuk. Pandemi ile mücadelede yeni önlemler ve kısıtlamalar yeterli mi? Kısıtlamalar daha da sertleşecek mi? Vatandaşlar ne yapmalı? En çok bulaş nerelerde görülüyor? Pandemiye dair bilgi kirliliğine karşı neler yapılmalı? Tüm bu sorularımızın yanıtını Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan’dan aldık.

“HASTA SAYISININ 5 KATI KADAR VAKA SAYISI SÖZ KONUSU”

Öncelikle son günlerde artan koronavirüs rakamlarını değerlendiren Prof.Dr. Necmi İlhan; “Bilindiği üzere son günlerde hem vaka sayısı hem hasta sayısı paylaşılıyor. Gördüğümüz kadarı ile hasta sayısının 5 katı kadar vaka sayısı söz konusu. Burada asemptomatik olup tanı almayanların da olabileceğini bilmemiz gerekiyor. Bu açıdan baktığımızda günlük en az 30 bin PCR pozitiflik demek, hepimizin çok dikkatli olması gerektiği anlamına geliyor. Tabi bu iller arası fark edebiliyor. Sayın Bakanımız da geçtiğimiz gün bilim kurulu toplantısı sonrasında açıkladı zaten İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Gaziantep gibi illerimizde daha yüksek olduğunu ama Türkiye’nin genelinde kontrollü bir duruma doğru gidiş olmakla birlikte genel olarak bir yükseklik olduğunu ifade etti” dedi.

“DÜNYADA DA BENZER BİR DURUM SÖZ KONUSU”

Ağır hasta sayılarında da artış olduğuna dikkat çeken İlhan, “Tabi burada bizim endişe ettiğimiz konulardan birisi de ağır hasta sayımız. Ağır hasta sayımıza baktığımızda bizi yoran şeylerden biri de o açıkçası; zira yine ağır hasta sayısı 26 kasım itibarı ile 4 bin 700’ ü bulmuş durumda. Oysa ki bu rakamlar daha kasım ayının başında 2 bin 100 idi. Yani iki kat bir artış var ve o yüzden de endişe ediyoruz. Buradaki hastalarımız hem daha olumsuz koşullarda oluyorlar hem de vefat edenler, genelde ağır hastalardan oluyor. Aynı zamanda ağır hasta sayısı arttıkça tabi evde tedavi söz konusu olamayacağından hastanelerin kapasitesi artıyor. Ama sadece bizim ülkemizde değil dünyada da benzer bir durum söz konusu biliyorsunuz. Dünyada da farklı bir durum yok. Yine dünyada 26 kasım tarihi itibarı ile 62 milyona doğru yeni vakaların yol aldığını, bir milyon 500 bine yakın da vefat olduğunu gözlemliyoruz. Tabi dünyada da yeni olgulara bakıldığında Amerika, Hindistan, Brezilya, Rusya, Fransa, İspanya,  gibi ülkelerin de çok başlarda yer aldığını görmekteyiz” açıklamalarında bulundu.

“KISITLAMALARIN İKİ BİLEŞENİ VAR”

Artan koronavirüs verileri sonrasında son günlerde uygulamaya konulan kısıtlamalar hakkında da değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Toplum Bilimleri Kurulu Üyesi Prof. Dr. Necmi İlhan, alınan tedbirlerin 20 yaş altı ve 65 yaş üstü riskli kişiler ile bulaşın en fazla olduğu riskli yerlere yönelik olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

RİSK GRUPLARINI KORUMAK VE RİSKLİ YERLERİ BERTARAF ETMEK İÇİN KISITLAMALAR UYGULANMAKTA

“Bilindiği üzere geçtiğimiz hafta kısıtlamalar başladı. Gelen kısıtlamaları iki türlü değerlendirmek gerekiyor. Daha doğrusu genel kısıtlamaların iki bileşeni var. Birincisi; risk gruplarını korumak, ikincisi de riskli yerleri bertaraf etmek. Risk gruplarını korumak deyince öncelikle 65 yaş üstü büyüklerimiz karşımıza çıkmakta, büyüklerimizi evde tutarak onların enfekte olmasını azaltmak istiyoruz. Çünkü hepimiz artık biliyoruz ki büyüklerde enfeksiyon daha ağır seyrediyor ve vefatlar da daha çok büyüklerimiz arasından çıkıyor. İkincisi ise 20 yaş altı gençlerimiz ve çocuklarımız; zira bu grupta henüz hastalık ağır seyrediyor gibi gözükmese de uzun vadede kendilerinden endişe edilerek bu gruplarda kısıtlamalar söz konusu oldu. Aynı zamanda 20 yaş altı grubun kabaca baktığımızda daha çok hasta olmasa da hastalığı, enfeksiyonu büyüklere taşıyan grup olduğunu gördüğümüzden dolayı bu gruplara da kısıtlamaya gidildi.”

“TOPLUMUN DESTEĞİ OLMADAN SALGINDA BAŞARILI OLAMAYIZ”***

Bulaş zincirinin kırılması için vatandaşların sürece uymaları gerektiğine dikkat çeken Prof.Dr. İlhan, “Kısıtlamaların bir diğer bileşeni ise riskli yerlerin kısıtlanması idi. Bu da AVM’ler, restoranlar, kuaförler, berberler gibi çalışma alanlarına zaman kısıtlaması getirilmesi idi. Hafta sonu belli bir zaman dâhilinde sokağa çıkma kısıtlaması getirildi. Ancak vatandaşların da buna uyum göstermeleri gerekiyor. Toplumum desteği olmadan salgında başarılı olamayız. Kamu, özel sektör, toplum hep birlikte mücadele etmeliyiz. Maalesef şöyle şeyleri gözlemliyoruz; örneğin insanlar yakınlarına ‘Cuma günü akşam bize gelin, birlikte vakit geçirelim yatıya da bizde kalın, ertesi sabah da kahvaltı yaparsınız sonra dönersiniz.” Bu şekilde davetlerde bulunuyor. Ama hemen akabinde salı, çarşamba veya perşembe günü aynı evde kalmış kardeşler aileler, kuzenler, arkadaşlarda hemen koronavirüs pozitifleri gördük. O yüzden bizim de vatandaşlar olarak bu sürece uymamız gerekiyor” İfadelerinde bulundu.

DAHA FAZLA KISITLAMA GELEBİLİR Mİ?

Daha fazla kısıtlamanın gelip gelmeyeceği yönündeki sorumuzu da yanıtlayan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Necmi İlhan, “Tabi daha fazla kısıtlama gelebilir mi? Sayın Cumhurbaşkanımız da geçtiğimiz gün benzer bir şey söyledi. Daha fazla kısıtlama gelip gelemeyeceği konusunda; rakamlara bakıp karar vermek gerekiyor. Önümüzdeki hafta pazartesi, salı gününden itibaren yani 30 kasım-1 aralıktan itibaren bu kısıtlamaların etkisi görülecek. Vaka ya da hasta sayısı plato çizer ya da aşağı doğru yönelirse bu önlemlerin başarılı olduğu düşünülebilir. Fakat yukarı doğru yönelme eğilimi devam ederse, ileriye doğru ivme devam ederse tabi ki daha fazla kısıtlama söz konusu olabilir” diye konuştu.

AŞI SONRASI NORMALE DÖNEBİLECEK MİYİZ?

Aşı sonrasında ne zaman normale dönüş yaşanacağı konusunda da bilgilendirmede bulunan Prof. Dr. Necmi İlhan; sağlık çalışanlarının maruz kaldığı korona gerçeğini de açıkladı ve “Aslında haziran ayında bilindiği üzere Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı toplumda koronavirüs görülme sıklığı çalışmasını bakanlık TÜİK verileri ile açıklamıştı. Buna göre hastalığı geçirenler, yüzde 2 civarındaydı. Ama toplumdaki bağışıklık binde birin altındaydı. Yani çok daha düşüktü açıkçası. Buna göre toplumda şu an bu kadar vaka artış sayısı ve hasta artış sayısı ile beraber belki yüzde 10’lara doğru yöneldik diye düşünüyorum. Ama bu sadece benim düşüncem. Böyle bir çalışma devam ediyor. Bunla ilgili sonuçlar açıklanınca ancak bilgimiz olacak” İfadelerinde bulunarak açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK KAZANILMASI İÇİN TOPLUMUN EN AZ YÜZDE 60’ININ BU HASTALIĞI GEÇİRMESİ GEREK”

Sözlerini sürdüren İlhan; “Kabaca toplumsal bağışıklık olması için toplumdaki kişilerin en az yüzde 60’ının bu hastalığı geçirmesi gerektiği ya da aşı olduğu düşünüldüğünde bir hayli aslında zamanımız var. Aşıyla beraber, bu hastalığı geçirmiş ya da aşı olarak antikor düzeyi belli bir seviyeye çıkmış toplumdaki birey sayısının artırabilirsek, yüzde 60 civarına çıkabilirsek, bu sefer bulaşmayı engelleyebiliriz. Yani bir kişi birden az kişiye bulaştırmaya başladığı zaman tabi ki koronavirüs kayboluyor. Bütün bakteriler, bütün mikroorganizmalar, bütün virüsler için geçerli bu açıkçası. Ama bunun kaynağı insan olduğu için, bizim buna ancak, başka virüsün bulaşacağı kişi bulmayıp; bir kişiye enfekte ettikten sonra o kişide kalması ile çözüm bulacağımızı bilmemiz gerekiyor. Başka bulaşacak kişi bulamamalı, o kişide antikor olmalı ve de o kişiye bulaşsa dahi daha hafif geçirmeli, hastalık yapmamalı gibi düşünmek gerekiyor” şeklinde konuştu.

“GELİŞTİRİLEN AŞILARLA, TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIĞIN KAZANILMASINDA ÖNEMLİ BİR AŞAMAYA GELİNEBİLECEK”

Geliştirilen aşıların temin edilmesiyle toplumsal bağışıklığın kazanılmasında önemli bir aşamaya gelinebileceğini vurgulayan İlhan, “Tabi bu sürece baktığımız zaman Çin aşısı ile ilgili çalışmalar daha ileride. Çin aşısının yılbaşı gibi 50 milyon doza kadar gelebileceğini Bakanımız ifade etti. Bir de Alman Türk aşısı var. Onun da bir milyon doz kadar gelebileceği söylendi.  Rus aşısı ile ilgili çalışmalar var. Ama bunların hepsinin ötesinde Koçak Farma ilaç firmasının geliştirdiği yerli aşı var. Bunun da nisan ayına yetiştirilebileceği söyleniyor. Yani böylece bu gelen aşılarla birlikte önce risk gruplarından başlanarak, aşı yapılabileceğini düşünüyorum” İfadelerini kullandı.

“KOVİD-19 AŞISI UYGULANIRKEN BİR STRATEJİ OLACAKTIR”

İlhan, koronavirüs aşı uygulamasına başlandığında yine risk sıralamasına göre bir planlama yapılacağını aktararak şunları kaydetti: Burada aşının da bir stratejisi olacaktır. Aşı da şöyle bir tartışma söz konusu. Tüm dünyada hem kendilerini koruması bakımından hem de başkaları ile ilgili bulaş riskini de azaltması bakımından önce sağlık çalışanlarının aşı olması gerektiği yönünde ifadeler mevcut. Zaten Türkiye’ye baktığımızda her 10 vakadan bir tanesi sağlık çalışanlarından oluşmakta. O yüzden buna çok dikkat etmek gerekiyor. Bir diğer husus ise sağlık çalışanlarından sonra farklı stratejiler geliştirilebilir. Servis çalışanları, otobüs çalışanları, market çalışanları, polisler, askerler vb Yani toplumla iç içe olan bireylerin aşılanması yoluna gidilebileceği gibi ya da hasta olduğu zaman vefat ihtimali yüksek, hastalığı ağır geçirebilecek 65 yaş üstü büyükler ya da kronik hastalığı olanların da aşılanması yoluna gidilebilir. Tabi gelecek aşı sayısı ve dozuna göre böyle bir planlama çalışması var zaten Bakanlıkta. Önümüzdeki ay da nihayetlenecek; ocak ayından itibaren inşallah aşılamaya başlayalım düşüncesindeyiz.”

“AŞI OLAN DA, OLMAYAN DA; HASTALIĞI GEÇİREN DE, GEÇİRMEYEN DE MASKE TAKACAK”

İKİNCİ KEZ COVİD-19 OLANLAR HASTALIĞI DAHA MI AĞIR GEÇİRİYOR?

Aşı olan kişilerin hiçbir zaman hasta olmayacağı yönünde bir rehavete kapılmaması ve yine tüm tedbirlere uyması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. İlhan; “Aşı olmayanlar yani aşıya sırası henüz gelmeyenler de elbette olacaktır. Aşı olsa da insanların yine kendilerini kontrol etmesi gerekecek. Yine fiziksel mesafe ve maske ve hijyen geçerli olacak. Hastalığı geçirdim diye hala nasıl maskesiz, fiziksel mesafe olmadan devam edilemiyorsa;  aşı olsak da kişiler yine fiziksel mesafe-maske-hijyen kuralına uymalı… Aşı sadece mücadelede bize yardımcı olacak, destekleyici olacak. Aşı olan da, olmayan da; hastalığı geçiren de, geçirmeyen de maske takacak. Çünkü ikinci hatta üçüncü kez hastalığı geçirenler var. Son dönem ikinci üç ayın da bitmesiyle 3. kez hastalığa yakalanan kişiler var. İkinci kez daha yoğun geçirildiği ile ilgili bir tespitler de var ama henüz bu kanıta dayalı değil…” dedi.

SEVDİKLERİMİZE NE ZAMAN SARILABİLECEĞİZ?

“Sevdiklerimize, özellikle risk grubunda olan yakınlarımıza ne zaman sarılabileceğiz?” yönünde kendisine yönelttiğimiz sorumuzu da  samimiyetle yanıtlayan İlhan; “ Bu çok zor bir soru…Bir süre daha sabretmeyi öğrenelim. Bizim inancımız, değerlerimiz bize sabrı emrediyor biliyorsunuz. Biraz daha sabırlı olursak sanki biraz daha ona zamanımız var diye düşüncesindeyim” dedi. Prof.Dr. M.Necmi İlhan sözlerinin sonunda koronavirüse dair ilaç dışında kullanılan bazı bitki ve vitamin desteklerinin, herhangi bir faktörün ön planda olmaması gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Koronavirüse karşı koruyucu olduğu ifade edilen bitkisel kökenli kürlerin ya da kişilerin kendi inanışlarına, düşüncelerine göre uyguladıkları alışkanlıkların bu tarz virüslerde hiçbir öneminin olmadığı yönünde birtakım uyarı ve önerilerde bulunan İlhan son olarak şunları söyledi:

“KİŞİNİN, SAĞLIK MİRASININ İYİ OLMASI GEREKİYOR”

Hem hastalığa yakalanmanın öncesinde hem de hastalığa yakalandıktan sonra bu tür şeylerin etkisinin olmadığını vurgulamak isterim. Biz başından beri hep şunu söylüyoruz; biliyorsunuz. Çok net söylemek isterim ki; şu an bunlarla ilgili bizim ülkemizde kanıta dayalı dünyada yapılmış bir çalışma ve somut bir bilgi söz konusu değil. Koronavirüs sürecine baktığımızda insanların şu ilacı alayım, şöyle yapayım da koronavirüs geçsin diye yapabileceği hiçbir şey yok şu anda. Öncelikle kişinin sağlık mirasının iyi olması gerekiyor. Daha önceden sigara içmemiş olması gerek, sigarayı bırakmanın çok faydası var. Bu tip durumlarda şundan endişe ederiz; aniden diyete başlamak, bir şeyi fazla kullanmak. Şimdi diyet yapmanın zamanı değil, sağlıklı ve dengeli beslenmenin zamanı. Yani kişinin daha önceki rutini nasılsa; beslenmesi, yemesi, içmesi gibi aynen devam edilmeli.  Olabildiğince protein de alsın insanlar, karbonhidrat da, yağ da… Yani her gıdadan almalarına özen göstermeleri gerekiyor.  Mevsimindeki sebze ve meyveleri yemeleri gerekiyor. Yoksa şu ilacı alayım bağışıklığım güçlensin, ya da şu bitkinin suyunu kaynatıp içeyim diye bir şey yok.

“KURALLARA UYMAK, KORONAVİRÜS MÜCADELEMİZİ DAHA KOLAY VE BAŞARILI HALE GETİRECEK”

Ayrıca kişinin kendine güvenmemesi gerekiyor. Virüs herkese bulaşabilir, herkes ağır hasta olabilir, vefat edebilir, kimse kendini korunaklı düşünmemeli… Bakıyoruz 25-30 yaşında gencecik insanlar koronavirüsten hayatını kaybederken 90 yaşında bir büyüğümüz koronavirüs oluyor ve rahatlıkla atlatıp geri dönebiliyor. Virüs, herkesi her türlü etkileyebileceğinden, herkesin kurallara uyması ve şunu içeyim bunu içeyim gibi değil de maskemi takmamazlık yapmayayım, kapalı ortamda bulunmayayım, bulunsam dahi mutlaka temiz hava girişine izin vereyim diye düşünmesi koronavirüs mücadelemizi daha kolay ve başarılı hale getirecek. Sürecin başından beri fiziksel mesafe, maske ve hijyen kuralını her zaman söylüyoruz. Son dönemde özellikle kapalı ortama mümkün olduğunca girilmemesi gerekiyor. İşyerinde olsun, evde olsun, toplu taşımada olsun ortamın mutlaka temiz ve taze hava ile havalandırılması gerekiyor. Malum havalar soğudu. Camları açmaktan insanlar imtina ediyor ama mutlaka dışarıdan bir insan geldiyse havalandırıp, günlük belli periyotlarla içeriye temiz hava girişine izin vermemiz gerekiyor ki koronavirüsü bertaraf edelim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.