ALPEREN RUHUNUN “FANTOM AĞRISI” « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

ALPEREN RUHUNUN “FANTOM AĞRISI”

Bu haber 08 Ocak 2020 - 7:29 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Ayna

Alperenler, gazi dervişler, Ahi Evran sofileri gibi gönül ehlimuttakiler, kalpleri fetheden ve gönüllerde yer edinen ehli tarikler idi. Yaşantıları ile önce gönüllere taht kurdular, sonra İslam’ı deruni yönüyle anlattılar. Maddeyi mana ile buluşturdular. İnsanlar İslam’ın güzelliğine onların hem fikir hem fiilleriyle hayran oldular, inanmayan binlercesi onların vesilesi ile Hak yola kavuştular. Bizim öncül akıncı kuvvetlerimiz bu kişilerdi. Hem maddi hem manevi cihat erleriydi. Devletin içerisinde, ülkenin her yerinde, çok farklı kademelerde, şiarı “Hak rızası için, halka hizmeti nimet bilmek” olan bu gönüllü neferler, işaret aldıkları her beldeye yüksünmeden gittiler. Birçokları yaban ellerde şehadete erdiler. Rahmet olsun hepsine… Selam olsun “Alperen Ruhu” ile yaşayan ve bu ruhu yaşatmak için çabalayanlara…

Alperenlerden ve Gazi Dervişlerden bahsederken, bir hatıramı paylaşayım sizlerle: Macaristan Budapeşte’de Gül Baba Hazretlerinin türbesini ziyaret ettiğimde çok duygulanmış, Estergon Kalesinin bahçesinde yatan askerlerimizin kabirleri başında kendimi tutamamıştım. Onları buralara çeken neydi? Nasıl bir sevda ki gurbet ellerde bin cefaya razı olmuşlardı? Evlerinden yurtlarından uzak, sevdiklerinden ayrılmış; kutlu bir davaya feda etmişlerdi her şeylerini. Bir onlara bir kendime bakıyorum. Utanıyorum…

Estergon Kalesi Tuna’nın kenarında bütün ihtişamıyla misafirlerini bekliyordu. Biz de arkadaşlarla kaleye doğru yürüyorduk. Bir Macar,boynuna astığı akordiyonla kalenin kapısı önünde dikiliyordu.Bizleri görünce Türk olduğumuzu anlamış olacak ki Estergon Kal’asını çalmaya başladı. Duygularımın tarifi imkânsızdı. Sevinç, hüzün, keder, hasret hepsi birden canlandı. İçimde tarif edemediğim bir SIZI vardı. Ya kalbimdeki AĞRI neydi? Sıla mı, vuslat mı bilemedim o vakit… Sankiderinlerde ruhumun dehlizinde, kabuk tutmuş bir yara tekrar kanamaya başlamıştı. Garip hisler içerisindeydim. Estergon’da gezerken kendimi memleketimde hissettim. Duvarlarıyla konuştum, dertleştik sessizce. Kim bilir nelere şahitlik etmişlerdi, kimleri misafir etmişlerdi geçen senelerce. Penceresinden bakınca, tüm kudretiyle Tuna vardı karşımda. Selamlaştık. Tuna mahzun, kale öksüz bana bakıyor; ben mahcup önüme… Neredesiniz mi diyorlardı acaba? Duvarları, bahçesindeki yatırları, belki de Ceddimin diktiği ağaçları, sanki Estergon Marşı’na eşlik ediyorlar. Yeniden Osmanlı’nın o en güzel günlerine, benimle beraber seyri sefer eyliyorlar. Ah Tuna’m… Batıdan Doğuya akan büyük ilham, Osman Paşamve ulu davam. Tuna’yı izlerken ceddimin ervahıyla beraber edeple,kudretli nehir içini Karadeniz’den önce bana boşaltıyordu sanki. Yoksa ben mi ona ağlıyordum? Rahmetli Türkeş’in “Türk’süz Tuna öksüz, Tuna’sız Türk yaslı” sözünü, kaynağında yaşıyordum.

Biz ümmetin omurgası ve umuduyuz. Coğrafyamız bize sesleniyor ve“kızıl elma bütün cihan” diye haykırıyor! Ne kadar uzaklaştırıp koparmaya çalışsalar da özümüzden ve asli vazifemizden; gün geliyor,aslımıza rücu ediyoruz.Sancağı düştüğü yerden kaldırma gayretine düşüyoruz. Silinen hafızamız yerine geliyor, sadece Tuna değil; Suriye, Irak, Afganistan ve nihayet Libya, coğrafyamız bizi kendine çağırıyor.

Dedim ya Estergon’da Tuna’nın kıyısında bilmediğim bir ağrı düşmüştü yüreğime. Daha geçen gün öğrendim; Fantom Ağrısı diye bir vaka varmış Tıp dilinde.  Vücuttan bir sebeple kesilip atılan bir uzvun, mesela bir bacağın veya kolun ağrısını o uzuv varmış gibi hissediyormuş beden, yıllar geçse de. İşte bendeki ağrı buydu! Fantom Ağrısı… Macaristan ziyaretimden tam beş sene sonra, hissiyatımın bilimsel tarifini bulmuştum. Anladım ki ben atalarımın öz torunuyum hamdolsun. O beldeler benim bir uzvum ve ben de ceddim gibi kopan uzuvlarımın ağrısını yaşıyorum, hasretini taşıyorum.

Bakınız bir Müslüman, inancı gereği Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Yeryüzü onundur, o yeryüzünün. Yekvücuttur bütün âlem ile insan. Zira her şey O’nun nurundan yaratılmıştır ve tohum BİR’dir; her şey BİR’dendir. Yani bir yönüyle de insan yeryüzünün imar edicisi ve mazlumun gözeticisidir. Merhum Akif’in dediği gibi; zulmü alkışlayamaz, zalimi asla sevemez. O’nun adıyla ve O’nun verdiği yetkiyle yapar yapacağını, karşılık bekleyemez. Nizamsızlığı tahribatı kabul edemez. Neme lazım diyemez, sırt çeviremez. Kutsi bir sorumluluğu vardır.Bir mazlum görse dünyanın herhangi bir yerinde dayanamaz. Acısını hisseder kalbinin derinliklerinde. Bırakın insanları hayvanların hakkı vardır Müslümanın üzerinde. Bestami Yazgan’ın dediği gibi “bir küçük meyve için, dalı incitmekten imtina ederken” Yunus misali; zalime de Yavuz kesilir “şirler pençe-i kahrından lerzan olur” imanının gereği. İşte budur Alperen ruhu! Gül Babayı ve diğer gazi dervişleri vatanlarından, rahatlarından eden; bu güç debu ruhun içindedir işte!

Gelelim günümüze. Bizim Suriye’de, Irak’ta, Halep’te, Kerkük’te, Afganistan’da, Libya’da ne işimiz var diyenlere cevap olsun diye yazıyorum. Hepinizi fakat önce kendi nefsimi; “Biz Alperen Ruhuna sahip miyiz?” diye düşünmeye çağırıyorum. Oturduğu yerden ahkâm kesmekle değil, sahaya inmekle kurtulur bu zilletten bu millet. Herkesin gücü nispetinde gayret etmesi ve çalınan ruhuna irca etmesi gerek.

Baki selam ve daim muhabbetlerimle.

 

 

Prof. Dr. Ömer Atalar
Prof. Dr. Ömer Atalaromeratalar@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.