ALLAH BELANIZI VERSİN « Elazığ Haber | Elazığ Fırat Gazetesi

ALLAH BELANIZI VERSİN

Bu haber 20 Ekim 2020 - 7:47 'de eklendi.

Hasbihâl

Beddua etmeyi hiç sevmem.

Gün olur beddualar edene ulaşır.

Ama gördüklerimiz ve duyduklarımız bizi mecburen de olsa buna zorluyor.

Caddelerde, sokaklarda deprem nedeniyle yıkılan evlere bakıyoruz. Sanki kerpiçten evler gibi toz toprak.

Bu binalarda hiç çimento kullanılmamış mı sorusu aklınıza gelirken bir bakıyorsunuz kullanılan demirler bizim çocukluğumuzda telden arabalar yaptığımız tellerden biraz farklı teller.

Nitekim bizim Bahçelievler’de yıkılan evimizde evi yıkan iş makinasının operatörünün söylediği bir sözle irkiliyoruz.

Adam diyor ki…

Bu evde hiç çimento demir kullanılmamış, bu ev bu güne kadar nasıl ayakta durmuş hayret”

Hayret ki ne hayret…

***

Peki, bu ev belediye hudutları içerisinde yapılmamış mı?

Bu ev yapılırken inşaattan sorumlu mimar mühendis inşaatı hiç denetlememiş mi?

Bu eve iskân raporu veren kurum veya kurumlar bu bina yapılırken hiç kontrol etmemişler mi?

Bu soruların cevabını veren de yok bu soruları soran da…

Bu nasıl bir gidişat Allah’ım içten içe çürüyoruz.

***

Nitekim…

Bir mahallemizde yıkılan bir bina iş makinesinin vurduğu ilk darbe ile koca bina yer ile yeksan oluyor.

Kim yaptı bu binayı?

Araştıran, soran yok.

Kader deyip ihmalimizi, hatamızı hâşâ Yüce Allah’a mal ediyoruz.

Yaptığımız inşaatın çimentosundan demirinden çaldığımız hırsızlıkları; bütün bunları merak edip araştıran bile yok.

Sanki ilimiz ve ülkemiz deprem kuşağında değilmiş gibi demirinden çimentosundan çaldığımız inşaatlar ufak bir sarsıntıda yerle bir oluyor.

Suçlu yok, sorumlu yok, hırsız yok.

Yapanın yanına kar kalıyor.

Elbette ki namusuyla dürüstlüğü ile ticaret yapan, müteahhitlik yapan, esnaflık yapan müteşebbislerimizi tenzih ediyorum.

Sözümüz bunlara değil. Sözümüz ruhunda ve kazancında kirlilik olan, ihanet olan sahtekârlaradır.

Bu sahtekârların teröristlerden hiçbir farkı yoktur.

***

Hırsızlık dediğimiz şey insanların cebinden çalınan paralarla sınırlı değildir.

Devletin mesaisinden çalmak, görevi kötüye kullanmak, rüşvetle iltimasla kötüyü iyi göstermekte hırsızlıktır.

Rüşvet denilen öldürücü virüs burada kendisini daha net bir şekilde gösteriyor.

İnsanların bin bir zorlukla aldığı ve başını soktuğu ev insanlarımıza mezar oluyorsa bu bir cinayettir.

Bu cinayeti işlemek de, ört bas etmek de cinayete ortak olmaktır.

Bu ayıptan, bu suçtan ne zaman kurtulacağız belli değil.

***

Namuslu insanların itibar görmediği namussuzların ise el üstünde tutulduğu bir ortamda çıra yakıp sokaklarda gündüz gözüyle namuslu bir insan aramanın tam vaktidir.

Gençlerimizin bin bir umutla girdiği sınavlarda rüşvetle torpille kazananın hakkını kazanmayana teslim etmekte büyük bir ayıp, ayıptan öte büyük bir hırsızlıktır.

Hırsızlıktan öte de namussuzluktur.

İnşaatın demirinden çimentosundan çalan müteahhidin yaptığı hırsızlık; o inşaata ruhsat veren, inşaatı gereği gibi denetlemeyen, çürüğe sağlam raporu veren kamu görevlileri de o müteahhitlerden daha hırsız daha namussuzdur.

Yüreğim yandığı için böyle kaba konuşuyorum. Lütfen beni bağışlayınız. Ben 32 sene devletime milletime alın terimle namusumla onurumla hizmet ettim. Karşılığında çoluk çocuğumla oturabileceğim bir ev aldım bugün o evin yerinde tavuklar eşeleniyor.

Hanım bana “Sen bu evi alırken depreme dayanıklı olup olmadığını hiç sorup soruşturmadın mı? dediği zaman verecek cevap bulamadım. Sanki oğluma kız alıyormuşum gibi soyuna sopunamı bakacaktım.

Namussuzların ruhunda namussuzluk varsa ne yapsan yine de yapalar namussuzluklarını.

Bütün bunları yapmak kul hakkı yemek dahası insanlığa ihanet etmektir.

***

Günümüzde başımıza hangi tarafa çevirsek bu namussuzluklarla karşılaşmamız mümkün.

Sahtekârlık almış başını gidiyor.

Neye el atsak sahtesiyle karşılaşıyoruz.

Sahte bal, sahte reçel, sahte yağ, sahte sucuk, sahte süt, sahte içki; adeta sektör haline geldi.

Günlerdir başta İzmir olmak üzere pek çok yerde sahte içkiden hayatını kaybeden 52 kişinin vebali elbette ki karşılıksız kalmamalıdır..

Yapanın yanına kar kalmamalıdır..

***

Sahtekârlık sadece gıda ürünleriyle sınırlı değil. Sahte karne, sahte diploma, sahte ehliyet, sahte tapu gibi bin bir çeşit sahtekârlıklarımızı da sıralamak mümkün,

Sahte ilaç bile yapan soysuzlar var.

Öyle bir zamana geldik ki esnaf müşterisine, müşteri esnafa güven vermiyor.

Bir mağaza vitrininde boy boy reklamlar %70 indirim kimse bu indirimi yapan esnafa “Hele arkadaş sen bu malın faturasını göster kaça aldın da %70 indirimle satıyorsun?…

Bu sahtekârlık değil midir?” diye sormuyor.

Sormayınca da meydan sahtekârlıkta yarışan sahtekârlara kalıyor.

Biz yani bu necip milletin içerisinde nasıl oluyor da bu kadar hırsız, bu kadar soysuz ve bu kadar namussuz yetişiyor merak ediyorum.

Daha fazla arının gözüne çöp batırmayalım en iyisi bir şiirimizle yazımıza nokta koyalım.

**

Fazileti hak getire, rezillik olmuş düstur,

Ar namusu soran yok, mefkûre olmuş kusur.

Kim kimi yakalarsa, kör ebe gibi oyun,

Ben buna ahlak demem, adı neyse siz koyun.

**

Umarım bu kadar çürümüşlüğe bir ad bulunur. Ben buna bir ad bulamıyor, namusuyla alın teriyle ticaret yapan değerli müteşebbislerimi bir kere daha tenzih ederek diğerlerine “Allah belanızı versin” demekle yetiniyorum.

Kalın sağlıcakla…

***///***

 

Mehmet Şükrü Baş
Mehmet Şükrü Başmehmetsukrubas@elazigfirat.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.