SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu

YÜREK ÜLKEMİZİ “İNŞA” ZAMANI-I

YÜREK ÜLKEMİZİ “İNŞA” ZAMANI-I
Bu haber 08 Şubat 2020 - 8:03 'de eklendi.

Elimde kitap uyuyakalmışım.

Şiddetli bir sarsıntı ve bağrışma sesleriyle fırladım ayağa. Bir ara başım dönüyor sandım çünkü odamda ne varsa beşik gibi sallanıyordu. Epeyce süren bir sallanmadan sonra “deprem” olduğunu anladık.

O an, ne kadar aciz ve savunmasız bir varlık olduğunuzu, aslında tüm dünya yaşamının gelip geçici olduğunu daha iyi anlıyor ve sanırım elinizdeki başta can nimeti olmak üzere size sunulan tüm rahmete ne kadar nankör olduğunuzu gözünüzden kalkan perde ile daha iyi fark ediyorsunuz.

Gelmekle adım attığımız ama gitmeyi hep ötelediğimiz; “ansızın”, hiç hesapta yokken gelen ve tüm zerrelerimizce bürünüp kendimize ait sandığımız dünyadan gitmenin adı olan “ölüm” korkusu ve gerçeği hepimizin gündemine oturdu evvelsi gece başta Elazığ, Malatya, Diyarbakır olmak üzere geniş bir coğrafyayı sallayan depremle birlikte.

İnsanlıktan nasibini alamamış, idrak ve feraset yetimi birkaç makus paylaşım ve söylemi katmazsak da yaşadığım coğrafyaya bir kez daha hamd ettim tüm zerrelerimle; dil, din, ırk, renk, mezhep, düşünce ayırmaksızın nasıl çok kısa süre içinde bir bütün haline geldiğimizi gördüğümde gözlerim yaşararak.

Biz; çaresizlik, korku, panik sarmalı içinde debelenip dua kanallarını sonuna kadar açarken; Rahman bir kez daha “ben buradayım”, “ölüm var”, “bu dünya hayatında hancı değil sadece yolcusunuz”, “sizler çok böbürlendiniz ama gördünüz mü ne kadar da acizsiniz benim heybetim karşısında?” mesajlarını ardı ardına sıraladı.

Hiç unutmadım ve unutacağımı da sanmıyorum o sahneyi.

Van depreminden birkaç gün sonra idi. Muhabir, enkazların üzerinde bitkin bir halde oturan orta yaşlı bir adama yaklaşmış ve sormuştu, “neyiniz var, iyi misiniz?” diye!

“Artık bir şeyim yok!” demişti adam ve eliyle 4 enkazı işaret etmişti.

“Bu 4 bina da benimdi. Burada ben ve eşim, burada oğlum ve gelinim, burada kızım, burada da torunlarım oturuyordu. Allah mal dahil hepsini benden sadece birkaç saniyede aldı ve beni bir başıma bıraktı”.

Başını önüne alıp derin bir “ah” çekerek“Siz hiç birkaç saniyede her şeyinizi kaybettiniz mi? Ben kaybettim bak” demişti gözleri dolu dolu ve devam etmişti; “Sen yıllarca aynı yastığa baş koyduğun eşinin paramparça olmuş cesedini gördün mü enkaz yığını arasında? Bahçene sırayla dizilen cenazelerin yaz sıcağındaki kokusunu almadan enkaz çalışmalarına katılanlara su dağıttın mı? Hastane morgunda duanın ipine sarıldın mı Allahım ne olur bana bağışla onları diye yalvar yakar. Var git evladım bir şeyim yok artık çünkü veren, aldı hepsini.”

Bence içsel bir hicret, yürek ülkemizi ‘inşa’ zamanı.

İşim bilimsel yönü ilgi alanıma girmiyor. O konuda derinlemesine araştırmalar zaten günümüzde yeterince var.

Ama her deprem gerçeği bana Kur’an-ı Kerim’de 145 geçen defa geçen “hayat” ve yine 145 defa geçen “ölüm” kavramlarıyla birlikte kıssaları ve kavimlerin helak edilmelerinin sebeplerini anımsatıyor. Hani bizim geçmişte yaşanmış bitmiş olarak gördüğümüz, “masal” olarak addettiğimiz ama her satırı ve her ayetiyle “diri” olan ve kıyamete kadar da bu diriliğini koruyacak olan olaylar silsilesini.

Her bir kavmin helakına sebep olan günahların sebep olduğu Gazabullah’ı irdeleğinizde ise karşınıza iki korkunç gerçek çıkıyor;

İlki “iyi” olanların da “kötü”lerle birlikte helak edildiği gerçeği ki burada “pasif” iyiler ısrarla uyarıldıkları halde “aktif” iyi haline gelip “kötü”leri engellemedikleri için cezalandırılıyorlar.

İkincisi ise o kavimlerin her birinin helakına sebep olan günah, haram ve yasakların artık günümüzde “kanıksanır” hale gelmekle birlikte yazık ki artık bir şehirde, bir mahallede hatta bir evde işlenir hale gelmesi.

Ben Gazabullah’ın harekete geçmemesini sadece artık zamanın “ahir”i yani bitimi olarak okuyorum. Yoksa zaten yarattığı her şeyin “ölümlü” olduğu ve “ecel” şerbetini içeceğini defalarca hatırlatıyor ilahi kelam.

Bu, madalyonun aslında bizim ötelediğimiz, kaçtığımız, üstünü örttüğümüz yüzü aslında.

Madalyonun bir de öteki yüzü var. Hayatın içinde akıp giden, hayatın atar damarlarında atan ikinci yüzü. Yani bir böcek, kelebek, arı olarak değil de “insan” olarak gönderildiğimiz bu dünyada vermeye çalıştığımız ve artık yazık ki “kıldan ince kılıçtan keskin” o yol ayrımında “insan kalma” mücadelesi.

Deprem olur olmaz dil, din, renk, düşünce, mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm zerrelerimle hamd etmeme sebep olan bir yardımlaşma hareketi Edirne’den Ardahan’a, Hakkari’den Muğla’ya mümbit coğrafyamın her tarafında hayat buldu. Kimimiz kavli duasıyla, kimimiz fiili duasıyla tek yürek olduk ve Rabbimin rahmetini celbedecek bir beraberlik ruhu koyduk ortaya. (Devam Edecek)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER