SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

Yılmaz:  Sanatta baş oldum demek yok!

Yılmaz:  Sanatta baş oldum demek yok!
Bu haber 07 Haziran 2019 - 15:05 'de eklendi.

Bizler Cumartesi Söyleşilerinde Elazığ’da doğmuş ya da bu kentin ikliminde kültür sanatla hemhal olmuş, yüreğinde bu şehre özlem duyan. Bu şehirle alakalı anıları olan, zamanın bir iki adım ötesinde duygularını, bilgilerini, hislerini, gelecek kuşaklara daha özgür aktaran. Refah seviyesi daha yüksek, evrensel değerler eşliğinde bakış acıları yakalamaları için ter döküp çabalar sarf eden sanatçılarımıza bazen ses olmak istedik, bazen yalnızlıklarını paylaşmak istedik. Daha da önemlisi onları ilimizin ve ülkemizin yarınlarını şekillendirecek gençlerine daha iyi tanıma ve ekol alacakları değerler içinde analiz etme çabası içinde olduk. Bu hafta ki konuğumuz eğitimci, gazeteci, şair ve yazar R.Mithat Yılmaz. Yılmaz, “Sanatta, ben başardım, baş oldum demek yoktur. Her sanatçının en başarılı eseri bundan sonrakidir” dedi.

 

 

Röportaj: M. Yalçın AZİZOĞLU

Sanat duyguları evrensel kurallar dâhilinde sunma biçimidir. Duygular öznel olmasa da ifade etme şekilleri özneldir. Bu da sanatı üstün kılan değerdir. Sanatçıların üstünlüğü evrenselliği de duygularını beklentilerin üstünde izah edip yarattıkları farkındalıklarla ölçülür. Onlar her zaman zamanın bir iki adım ötesinde yaşarlar. Bazen yaşadığı zaman diliminde anlaşılmamalarını, hak ettikleri değeri saygıyı görmemelerini üstatlar bu kıstasa binaen yorumlarlar. Sanatçıların sanat ruhu ve yeteneklerinin doğuştan kazandıkları da gene birçok uzman tarafından zikredilen bir anlayış olduğu kırmızı çizgilerle sınırlandırılmış bir tanımdır. Bizler kültür ve sanatımızı konuşmak adına ilimizin kültür duayenleri ile keyifli bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Bu hafta ki konuğumuz ise eğitimci, gazeteci, şair ve yazar R.Mithat Yılmaz oldu. İşte Yılmaz ile gerçekleştirdiğimiz söyleşimizin detayları…

Öncelikle kendinizi biraz tanıtır mısınız?

1948-Elazığ doğumluyum. Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra fark derslerini vererek 1968 sonbaharında ilkokul öğretmeni oldum. Yurdun muhtelif yer ve yörelerinde görev yaptım. Elazığ merkezinde Namık Kemal İlköğretim Okulu’nda çalışırken 2004 yılında emekliliğimi istedim. Şu şiir, o günlerin hatırasıdır:

EMEKLİ OLDUM

Kalmışsa az ömrüm ve eğer Allah
Ettirirse rahat; emekli oldum.
Yıllardır yorgunluk; oku, yaz, anlat…
Hakkım istirahat; emekli oldum.
Söylemesi kolay; tam otuz beş yıl!
Fazlası kerahat; emekli oldum.

Dilekçe verip de geldim ki eve
Dedim; –Dikkat dikkat; emekli oldum!
– Oğlumuz, kızımız… okutmaz mısın?
– Çok iyi de fakat emekli oldum.
Ne bir özel okul, ne bir dershane!
Tam bilâ-kayduşart emekli oldum.
Yaşlılık mukadder, hastalık müşkül
Bozulmadan sıhhat emekli oldum.
Kalp, tansiyon, mide, sağırlık, körlük
Etmeden ittihat emekli oldum
Yaş kemali buldu, ağırlaştı yük
Dedim, yeter Mithat; emekli oldum.

-Temmuz 2004-

Bugüne kadar Yeni Fırat dâhil birçok dergide ve Uluova, Turan, Elazığ, Yeni Harput, Yeni Çağ gibi yerel gazetelerde yazı ve şiirlerim çıktı. Halen, Günışığı gazetesinde haftada bir yazılarım devam etmektedir.

Edebiyata ilginiz, yazmaya merakınız ne zaman başladı?

Edebiyata ilgim, yazmaya merakım çocukluk yıllarıma kadar gider. Oldubitti az konuşan, içine kapalı bir çocuktum. O az konuşan çocuk, ortaokul, lise yıllarındayken kaleme, kâğıda içini dökmeye; kitaplarla hasbıhâl etmeye başladı. Ortaokuldayken mahallî gazetelerde, lisedeyken kimi dergilerde şiirlerim, yazılarım çıktı. Öğretmenlik yıllarımda birçok dergi ile tanışıklığım vardı. Marazî bir okuma düşkünüydüm. Henüz lise öğrencisi iken Hisar dergisini almak için yaya olarak 15 kilometrelik yolu yürüyerek şehre gelip yine yaya olarak köyüme döndüğümü hatırlıyorum. Çünkü o tarihte Hisar dergisi bir liraydı ve benim de sadece bir liram vardı.

Bu arada kaydedeyim; o yıllarda (1965) Hisarın açtığı liselerarası şiir yarışmasında derecem olmuştu. Adını değiştirerek Sözden İçeri kitabıma da aldığım o şiir (s.41) şöyledir:

Kurşun yalnızlıklardan arta kalan
Bu kekre can sıkıntısı
Kumlu gözlerimize dolan
Cam kırığı rüyalar uykusu.

Nefes almaz taş kıyılarca boş
Dersin ki ölüm kıyısı!
Rutubetli, pis, derin ve loş
Masallarda dev kuyusu…     /1965

“Sözden İçeri” şiir kitabınızın yazma-yayınlanma serüvenini anlatır mısınız?

“Sözden İçeri” şiir kitabım, 2018 yılı ortalarında Manas Yayınları arasında çıktı. Bildiğiniz üzere Manas Yayıncılık da bir Elazığ yayınevidir. Yani o da bir taşra horozu.   Taşrada, “Bileşik Kaplar Kanunu” geçerlidir. Yazarları, şairleri arasında da yayınları, yayınevleri arasında da “Bileşik Kaplar Kanunu” meridir. Biri diğerinden daha önde ve ileri değildir. Yerlerinde sayarken çıkardıkları gürültüyü başarı zannederler. Cenap Şahabettin haklı.

İlk kitabın farklı heyecanı ve sevinci olur; siz neler yaşadınız?

Evvela bir tashih; “Sözden İçeri” bu fakirin ilk kitabı değildir. İlk şiir kitabım, daha çok çocuklara yönelik şiirlerimi topladığım “Kuş Defteri”dir ve basım yılı 1999’dur. O yıllarda öğretmenlik görevime devam ediyordum. İkinci kitabım, “Şiir Şiir Elazığ” isimli Elazığ-Harput Şiirleri Antolojisidir. Yine bir Manas yayını olan 440 sayfalık bu güldestenin basım yılı ise 2006’dır. Her iki kitabın da mevcudu kalmamıştır. “Sözden İçeri” 130 sayfadır ve altı bölümden oluşmaktadır. Bölüm başlıkları şöyledir:
Söz Burcundan, Darasız Sözler, Aldı Sözü Ateş, Sözümüz Şehirden İçeri, Giderayak Sözümüz, Söz Sarmaşıkları. Şiir seçiciliğinde olsun, işçiliğinde olsun müşkülpesent bir insanımdır. Beğendiğim şiirlerimi topladım bu kitapta. Edinmek isteyenler bana değil Manas Yayınevi’ne başvurmalıdırlar. İnternet üzerinden de olabilir bu.

İlimiz, kaynak, tema, doküman ve çalışma sahası bakımından şair ve yazarlar için nasıl bir zenginlik taşımakta?

Elazığ, 600 bin nüfuslu bir şehir. Üniversitesi, üniversite kütüphanesi, halk kütüphanesi, müzesi olan bir il. Birçok kitapçısı, sahafı var. Farklı periyotlarda çıkan belki bir düzine gazete yayınlanıyor. Uydu üzerinden yayım yapan iki televizyonu var. Bizim Külliye ve Telmih adında iki edebiyat, kültür, sanat dergisi biliyorum. Okumak isteyenlerin yığınla kitap, dergi, gazete; yazmak isteyenlerin hayli materyal bulabilecekleri bir il Elazığ.  Bütün bu artılarından sonra bir hususu ifade etmeliyim yalnız. Her şeye rağmen Elazığ, bir Anadolu şehridir ve taşradır. İmkânları Ankara’yla, İstanbul’la eşit tutulamaz. Bir sanatçının bir taşra şehrinde yeteneğini geliştirmesi de başarısını kabul ettirmesi de çok zaman ister; hatta mümkün olmayabilir. Kısacası, taşranın horozu hep taşrada ötmeye mahkûmdur; sesini hariçten duyan, dinleyen olmaz.

Yeni eser ve çalışmalarınız hakkında neler söylersiniz?
Yakın planda bir çalışmam yok. Gazetelerde, kimi dergilerde çıkan yazılarımı ve Manas’taki konuşmalarımı bir iki kitapta toplamayı düşünüyorum. Dediğim gibi, müşkülpesent biri olmam hasebiyle bu seçkiyi ne zaman ve nasıl yapacağım meçhul.

Yılmaz ailesinden yeni nesilde şair ve yazarlar yetişip isimlerinden bahsedilir olmalarından sizin rolünüzün olduğunu biliyoruz. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?    

Doğru; Yılmaz ailesinden birkaç isim; özellikle şair olarak kayda geçmiştir. Nejat Yılmaz, Recep Yılmaz, Vedat Yılmaz; hatta şimdi şiiri bırakmış olduğu halde Fatih Yılmaz. Recep Yılmaz, İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yapıyor. “Hüzün Divânı” diye bir de şiir kitabı var. Şiirleri daha çok Barbar dergisinde çıkıyor. Nejat Yılmaz, Elazığ Şehir Hastanesi’nde Beyin Cerrahı. İlk gençlik yıllarından beri şiir hobisi sürüp geldi. Bir kitap hacminde şiiri var; bastırabilir. Vedat Yılmaz, Nejat’ın küçüğü. Halk şiiri tarzında hayli şiiri mevcut. Bir seçki yaparak o da onları kitaplaştırabilir. Her iki kardeş de şiirlerini kimi dergi ve gazetelere gönderiyor.

Yıllardır basın ve edebiyat sahasında fikirleriniz adeta yol gösterici oluyor. İlimiz yazar ve şairlerinin kendi olumlu ve olumsuz eksikliklerini gördüğü bir aynadır hocamızın fikirleri dediği, bir eleştirmen sıfatı verilmiş durumda. Bu konuda sizin düşünceleriniz nelerdir?

“SANATTA BEN BAŞARDIM BAŞ OLDUM DEMEK YOKTUR”

“Eleştirmenlik” sıfatı, bana şair ve yazar arkadaşların teveccühleri, yakıştırması. Yine de bu yakıştırma sıfatı kullanarak fikirlerimi söylememi isterseniz: Elazığ’da gazete yazarlığından tutun da şairliğe, roman ve hikâye yazarlığına kadar kendini yetiştirmiş, yeteneğini ispat etmiş birçok arkadaşımız var. Araştırma, inceleme yazarlarımız, akademisyenlerimiz var. Bunların dışında sırf hobisi doğrultusunda yazıp çizenler var.  Bunlar arasında da elbet henüz belli bir seviyeyi yakalayamamış; ama bir hoşgörüyle kendini yetiştirme gaye ve gayretinde olanlar var. Saygı duyarız. Hem de günün birinde bir aşama kaydedeceklerine inandığımızı belirtmek isteriz. Sanatta, ben başardım, baş oldum demek yoktur. Her sanatçının en başarılı eseri bundan sonraki dir. Bu arkadaşlarımın da bizim de benim de en başarılı eserlerimiz bundan sonrakilerdir.
Ülkemizde ve ilimizde yazar olmanın sıkıntıları nelerdir?
Ülkemizde olsun, ilimizde olsun yazar olmanın elbet birtakım sıkıntıları, handikapları vardır ve var olmaya da devam edecektir. Her ülkede de bu böyledir. Demokrasi ve adalet bu zorlukları telafi edecek iki müessesedir. Üçüncü şık hürriyet, zaten bunların içerisindedir.

Edebiyat sahasında sizi etkileyen akımlar, şair ve yazarlar kimlerdir?

“SANAT ÖLMEZLİĞİN PEŞİNDE KOŞANDIR”

Doğrusunu demek gerekirse, öyle akım, ekip, ekol sıkıntım-takıntım yoktur. Güzellik ve başarılı olmak; söylediğini farklı ve daha güzel söylemek gibi bir takıntım vardır hep. Birinin söylediğini, berikinin dediğini siz daha güzel, daha farklı ve “irkiltici” bir tarzda söylemiş ve yazmışsanız başarılısınızdır. Sanat, basiti ve sıradanlığı ka’le almaz; onu kalıcı kılmaz. Sanatçı, ölmezliğin peşinde koşandır, koşturandır.

İlimizde birçok projenin içinde sizleri görüyoruz. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz?

Şunun şurasında bir avuç sanat, şiir, edebiyat sempatizanıyız. Elazığ dediğin de öyle kocaman bir metropol değil. Haliyle bir etkinlik olduğu zaman birimizden birimiz bunun içinde oluyor ve ötekilerini de haberdar ediyoruz. Yoksa öyle ahım-şahım bir edebiyatçı, şair, yazar olduğumuz için değil. Yanlış anlaşılmasın. Az önce söylediğim gibi, o sükûtsever, o hep içindeki gizli beniyle tekellüm eden çocuğun şimdi Manas etkinliklerinin konuşmacısı olarak karşımıza çıkması ise garip bir tezahür.

Bütün bu suskunluk ve sükût felsefemi zannederim şu üç mısralık “Darasız” şiirimde toplamışımdır:

DARASIZ

Söylesem dökülür esrar
Sussam kurtulur hikmet
Şiir sükûtun kızı
Elazığ’daki yerel medyayı, edebî dergileri takip ediyor musunuz? Sizce, ilimiz kültür-sanatı için yeterli midir?
İmkânlarım ölçüsünde takip ediyorum. Bugün birçok yerel gazetemizde birçok arkadaşımız belli aralıklarla yazılar yazıyor, şiirler yayımlıyor. Şehrin ve ülkenin sorunlarına dair yazdıkları gibi, sanat-kültür konularına dair de yazdıkları oluyor. Öyle günübirlik, çalakalem yazmalara karşıyım. Düzyazıda hele neyse; yeteneği, birikimi varsa oturur içini döker; gündeme ait bir yazı çıkarır. Fakat şiirde bu böyle değildir; günübirlik şiir olmaz. Bir yanda kırk yıl bir kelimenin sancısını çeken bir şair, öte yanda Allah’ın günü kırk dakikada şaheser şiirler yazdığını övgüyle dillendiren bir müteşair! Aklım ermez bunlara.

Geriye dönüp baktığınızda mücadele ile geçmiş bir ömre sahipsiniz. Bu ömür içinde yüreğinizde kalmış bir ukde var mıdır?

Olmaz olur mu? Her faninin; özellikle her şairin yüreğinde kara delikler misali ukdeleri vardır. Şair yüreği ah’sız olmaz.
Son olarak, hemşehrilerimize, bizleri takip eden okurlarımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Özellikle sayfanızı takip eden genç şairlerimize mesajım “Silbaştan” şiirimle olsun.
Size ve gazetenize teşekkürlerimle.

SİLBAŞTAN

Onları yele ver, yeni şiir yaz

Yazısı olmasın, harfi olmasın.

Hurufat dediğin boş teferruat

Elif’i olmasın, kef’i olmasın.

Onları sele ver, yeni şiir yaz

Dal aşk deryasına keşfet damlayı
Geç aklı, hesabı, ilmi, imlâyı
Nahiv’i olmasın, sarf’ı olmasın.

Onları ele ver, yeni şiir yaz

Benim değil bunlar de ki bana ne
Feylesof muyum ben, sanki mana ne?
Mazrufu olmasın, zarfı olmasın.

Onları çöle ver, yeni şiir yaz

Yaz ki cancağızım terütaze hat

Yazamasın asla onu bir hattat

Divanî olmasın, kûfî olmasın.

Onları kal’e ver, yeni şiir yaz

Sükût üzre yansın külhanın senin

Sır-rı beyan olsun sühanın senin

Güzâfı olmasın, lâfı olmasın.

Onları küle ver, yeni şiir yaz

Suyu tanımasın, ateşten olsun

Sevgili koynunda saf düşten olsun

Sevgili olmasın, lütfu olmasın.

Gel şair mola ver, yeni şiir yaz

Gezdin ne kâr ettin, dur zarar eyle

Geç bî-kararlıktan, bir karar eyle

Tenzili olmasın, terfi olmasın.
R. MİTHAT YILMAZ

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER