SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Hadi Önal
Hadi Önal

YALNIZLIK…

YALNIZLIK…
Bu haber 04 Aralık 2018 - 9:01 'de eklendi ve 28 kez görüntülendi.

Gakgo Deyi ki…

İnsanları kasıp kavuran, şiirlere konu, hikâyelere malzeme olan; roman anlatımlarında sayfalar tutan bu duyguyu yaşamayan yoktur zannımca. Ancak bana, haydi tanımla yalnızlığı, derseniz; suskunluğuma gömülür sonra da kendi kendime yönelttiğim sorularla aralamaya çalışırım beni bu sorunun cevabına götürecek kapıları.

Yalnızlık, insanın kendi kendisi için ayırdığı zaman dilimindeki ruh muhasebesi desem bir yanının eksik bırakıldığını hemencecik hissederim. Yalnızlık; acıyı merhaba diyerek hüznü kabullenmek ve kişinin dertleri ile bir köşeye çekilmesi diye tanımlamasam… Göz açıkken görülen acılı, hüzünlü, renksiz, şekilsiz bir rüya olduğunu ifade etsem…

Görüyorsunuz ya ta başında tıkandım.

Peki, nedir yalnızlık? Aşksız, aşkı yaşayamamak mı? Kader mi? Keder mi? Terk edilmişlik hissi mi?  Yalnızlığı, yalnızca sevgisizliğin meydana getirdiği boşluk olarak tanımlarsak yerinde bir tespit yapmış olur muyuz? Yalnızlığı, bir yerde haksızlığa ve zulme karşı haykıramamanın verdiği iç ezikliğin muhasebesi olarak görmek; bu muhasebenin yapıldığı suskunluk anı olarak değerlendirmek yeterli olur mu? Yalnızlık, yıllarca bin bir itina ile büyütülen umutların bir anda kaybının verdiği korkuyla insanın kendi içine kapanması mı? Ruhsal bir boşluğa yuvarlanmak; kalabalıklar içerisinde bir başına kalmak mıdır yalnızlık? Yoksa sessizliğin sesini duymak için insanın iç dünyasına yönelmesi midir? Başını koyup ağlayacak bir omuz bulamamanın verdiği çaresizlik olarak tanımlarsak, yalnızlığın cevabını bulmuş olur muyuz?

Yalnızlık, yalnız kalmaktan korkmaksa korkuyla birlikte getirdiği yürek sızısı niye?  Hiçlik bilincinin doldurup, dalgalandırdığı deryada umutsuzca kulaç atmaktır, dersek yalnızlığa; insanı hayata ve geleceğe bağlayan umuda haksızlık etmiş olmaz mıyız?

Yalnızlığı, yalnızın odasındaki ayna olarak değerlendirsek doğru bir yaklaşımda bulunmuş olur muyuz acaba! Öyle ya kişi can odasındaki o aynaya bakar; onda kendini görür, onunla konuşur, ona anlatır dertlerini ve ona yöneltir çoğu zaman cevapsız kalan sorularını… Uçsuz, bucaksız, vahasız bir çölde su aramak olarak değerlendirsek yalnızlığı, bütün kapıları kapatmış olmaz mıyız aklı sayesinde nice badireler atlatan insana…

Öyle bir kördüğüm ki yalnızlık, çözebilene aşk olsun! İyisi mi, yalnızlık insanın kendisi ile dertleşmesi, yaşadığı ve yaşayacağı hayatı sorgulamasıdır deyip çıkalım işin içinden. Peki, kurtulabilir miyiz böyle demekle tırmanılması gereken bu zorlu yokuştan? Hem öyle bir yokuş ki tırmandıkça daha da dibe vurulan… Bana kalsa, yalnızlık; bir başkasına zarar vermeden yapılan tek kişilik meydan kavgasıdır, derim. Ancak; muhatabı kişinin kendisi olan bu kavga hangi meydanda yapılıyor, diye sorsalar öylece kalakalırım. Görüyorsunuz işte, başkası ile paylaşılamayan bu duygunun öyle çok bilinmezi var ki…

Bugüne kadar her insan kendi iç dünyasına göre tanımlamış yalnızlığı. Kimi insanlar içlerine doğan bu hüznü; “yalnız geldik dünyaya yine yalnız gideceğiz”, diyerek teselliyi yaradılışın temellerinde aramış, Kimisi de dünyada itilip kakışmışlığın olumsuzluklarına dayanamamanın verdiği sıkıntıyı kabuğuna çekilerek tek kişilik protestoda bulmuş.

Yalnızlığı, hayattan kopuş olarak değerlendirmek de yanlıştır. İnsan ruhunun zaman zaman bu tür süreli zaman dilimlerine şiddetle ihtiyacı vardır. İnsanın sevdiklerinin başında kendisi gelir şüphesiz. O halde bırakalım insanı, biraz da sevdiği ile baş başa kalsın. Eğer bu baş başa kalış ona huzur veriyorsa; yalnızlık o zaman ruha eziyet olmaktan çıkar, bir büyük lütuf olur. Eğer insan ruhu, kendisi için ayrılan bu sürede dünyanın çirkinliklerinden özellikle de günümüz dünyasının sayısız olumsuzluklarından kendisini arındırabiliyorsa yalnızlığı bir güzellik olarak da değerlendirebiliriz. En iyisi yalnızlığın çözümünü, kelimelerin billurlaşmış hali olan şiire bırakalım ha, ne dersiniz!

Yalnızlık ağır/ Yalnızlık sağır/ Yalnızlık dilsiz/ Yalnızlık sessiz/ Yapışır damar damar hücrelerine insanın/ Ter desem; ter değil/ Kir desem; kir değil…

Yalnızlık korku/ Yalnızlık kuşku/ Yalnızlık yoksul/ Çöker omuzlarına çaresizliğin/ Acısı zulüm/ Ense kökünde / Kurşun ağırlığınca gökyüzü zonklar/ Yeri, yer değil…

Yalnızlık soluk/ Yalnızlık donuk/ Yalnızlık soğuk/ İliklerinde dolaşır fare yüzler/ Üşür yüreğin/ Açlığa mahkûm kimsesiz hayallerin/ Cüceleşen umutların/ silinir yazılar/ tutulmaz akılda/ Ezber değil…

Yalnızlık zulüm/ Yalnızlık ölüm/ Bölük pörçük sevdalar çöreklenir yüreğine/ Hiç olmasaydı dersin/ Ah olmamalıydı dersin /Ama olmuş işte/ Duruyor karşında/ Yalnızlık/ Yeniden çıkılacak sefer değil…

Yalnızlık, yaşar dipdiri seni kuşatan aynalarda/ Ahtapot gibi kollarıyla sarıp sarmalar benliğini/ Teslim alır seni/ Yalnızlık, düşüncende, hatırında, hatıratında/ Kaçtıkça kovalayan şeffaf dev cüssesiyle durur karşında/ Sır desem, sır değil…

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER