SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Erkan Yar
Prof. Dr. Erkan Yar

Ümmetin İhtilafı Rahmet mi?

Ümmetin İhtilafı Rahmet mi?
Bu haber 17 Ağustos 2018 - 10:00 'de eklendi ve 229 kez görüntülendi.

Son din olan İslam’ın elçisinin ölümünden sonra o dini benimseyen ve Müslüman olarak isimlendirilenlerin, o dinin yasasında/kitâb olan bazı sözcüklerin anlamlarını değiştirdikleri ve kendi zihinlerindeki anlamları o sözcüklere yükledikleri bir gerçektir. Gerçekte sözcüklere dışarıdan anlamlar yüklenmez ve sözcükler kendileri anlamı yüklenirler. Ancak harflerden oluşan bir sözcük, bir nesne veya bir olaya delalet etmek üzere vaz edilmektedir. Sözcükleri belirli anlamlara delalet etmek üzere vaz eden de insandır. Kur’an’da var olan sözcüklerin anlamları, bu sözcüklerin beşeri dildeki anlamlarıdır. Fakat zaman içerisinde yani dikey olarak bu sözcüklerin anlamaları belirli amaçlara uygun olarak farklılaşmıştır.

Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde farklı şekillerde rivayet edilmekle birlikte “ümmetimin ihtilafı rahmettir” sözü yer almaktadır. Buna rağmen pek çok Ehl-i Sünnet alimi de bu sözün hadis olmadığını ifade etmektedir. Hadis olarak da aktarılan bu sözün Şia alimlerinin eserlerinde olması mümkün değildir. Çünkü Şia mezhebine göre imam, gönderildiği toplumda ihtilafı engellemek ve birlikteliği sağlamakla görevlidir. Ancak şunu diyebilirim ki hadis olarak da rivayet edilen bu sözü oluşturan ümmet, ihtilaf ve rahmet sözcüklerinin anlamları tarihsel süreçte farklılaşmış ve bu sözcükler Kur’an’daki anlamlarından farklı anlamlar kazanmışlardır.

Ümmet sözcüğü Arapçada aynı varlık türünden bir gurubu işaret etmektedir. Rağıb İsfehânî ümmet sözcüğünü “tek bir din, tek bir zaman veya tek bir mekanda herhangi bir işin birleştirdiği her topluktur. Bu birleştirici işin zorunlu veya istençli olması fark etmez” şeklinde tanımlamaktadır. (İsfehânî, el-Müfredât, 86) Bu tanımı şu şekilde açıklayabiliriz. Bir dininbirleştirdiği insanlar ümmet olarak isimlendirilirler. Bununla birlikte bir zamanın veya yerin birleştirdiği insanlar veya varlıklar da ümmet olarak isimlendirilirler. O bu tanımda birlikteliği zorunlu olsun veya iradeli olsun şeklinde belirlerken, gerçekte bu sözcüğün Kur’an’daki kullanımlarını içine almasına yani kapsayıcılığına dikkat çekmek istemektedir. Ancak onun ifade ettiği ümmet sözcüğünün bir din veya o dinin elçisiyle ilişkilendirilmesi, Kur’an’da mevcut değildir.

Ümmet sözcüğü sosyolojik anlamda bir topluluktur. Bunun içindir ki insanlar arasında bir iş için bir araya gelenler ümmet olarak isimlendirilirler. Hatta “Yeryüzünde gezen hareket eden her canlı ve iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktur. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler” (En’âm 6/38) ayetinde yeryüzündeki bitkiler hariç canlıların ve gökyüzündeki canlıların da bir topluluk oldukları belirtilmektedir.

Ümmet sözcüğü gerçekte bir din veya bir elçiyle ilişkili olarak Kur’an’da kullanılmamaktadır. Bu nedenle de “İslam ümmeti”, “Muhammed’in (a.s.) ümmeti” veya “ümmetim” şeklindeki ifadeler Kur’an’da açıkça var olan kavramlar olmayıp, vahyin indirilmesinin tamamlanmasından sonra Müslümanlar arasında yaygınlaşmıştır. Bu kullanımlardaki amaç da, Muhammed’e (a.s.) iman edenleri diğer elçilere iman edenlerden özellikle de Musa’ya (a.s.) ve İsa’ya (a.s.) iman edenlerden ayırt etmektir. Bu ayrıştırma da falanca elçinin ümmeti şeklinde gerçekleşmiştir. İslam’ın elçilik ile ilgili anlatımlarında elçiler arasında ayrım gözetmemek (Bakara 2/285) temel ilke olarak gösterilmiştir. Çünkü elçiler farklı olsalar da, onların tebliğ ettikleri risalet birdir ve tektir.

Ümmetin ihtilafının rahmet olarak açıklandığı sözde ikinci ifade ihtilaftır.Muhalefet sözcüğü de ihtilaf anlamındadır. Rağıb İsfehânî ihtilaf hakkında “her bir kimsenin halinde ve sözünde diğerinden başka bir yol takip etmesidir. Hilâf zıt yani karşıt sözcüğünden daha kapsamlıdır. Çünkü her karşıt olan farklıdır, fakat farklı olan şey karşıt olamayabilir. İnsanlar arasındaki sözlü ihtilaflar aralarında tartışma oluşturduğundan, tartışma ve cedel yapma anlamında istiare olarak kullanılmıştır” demektedir. (İsfehânî, el-Müfredât, 294) Bu ifadeleri şu şekilde açıklayabiliriz. Bir kimsenin diğer bir kimseden söz, fiil ve durumunda farklılığını ifade eden bir sözcük olarak ihtilaf, gerçekte diğer kimseden başkalaşmayı açıklamaktadır.

Kur’an’da varlıktaki farklılıklara vurgu yapılmakta ve bunun insan için faydalarına dikkat çekilmektedir. Sözgelimi “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibret vardır” (Rûm 30/22) ayetinde varlıktaki farklılıklar olumlu bir bağlamda zikredilmiştir. Buna ek olarak gece ve gündüzün de farklılaşmasında yani birbiri arından gelmesinde insan için fayda olduğuna dikkat çekilen pek çok anlatım vardır. (Örneğin bkz. Bakara 2/164; Yûnus 10/6 vd.)

Bir kimsenin sözünde çelişkilerin/ihtilâf olması elbette olumsuz bir durumdur. Bu nedenle Kur’an’ın bütünlüğünde de çelişkilerin olması düşünülemez. Onun içindir ki Kur’an hakkında “Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasından olsaydı, onda birçok çelişki/ihtilâf bulurlardı” (Nisâ 4/82) denilmektedir. Ancak Müslümanların kendi inanç ve düşüncelerinde çelişkilerin olduğu açıktır. Buna rağmen her Müslüman kendi inancını ispat etmek için Kur’an’a referansta bulunmaktadır. Öyleyse bu kadar çok farklı ve çelişkili inanç ve görüşlerin kendisinde çelişki olamayan bir kitaba dayanması imkansızdır.

Kur’an’da ihtilafın reddedildiği bağlam, apaçık işaretlerin olduğu hakikatler konusundaki farklılıklardır. “İnsanlar tek bir topluluktu. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak elçiler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir” (Bakara 2/213) ayetinde temel inanç konularındaki ihtilafların insanlar arasındaki kıskançlıktan ortaya çıktığına atıfta bulunulmaktadır. Müslümanlar arasındaki çatışma/bağy de temel konularda ayrışma yaratmıştır.

Hadis olmasa da bir söz olarak Müslümanlar arasında yaygınlık kazanan “ümmetimin ihtilafı rahmettir” ifadesi önceki ümmetlerin ihtilafının rahmet değil de sadece Muhammed’in (a.s.) ümmetinin ihtilafının rahmet olduğuna dikkat çekmektedir. Bu ifadeyle ilişkili temel sorun burada ortaya çıkmaktadır. Eğer ihtilaf rahmetse, nedenAllah bu rahmetini diğer elçilerin ümmetlerinden esirgemiştir? Eğer bu ümmetin ihtilafı rahmetse, gerçekte hiçbir zaman gerçekleşmese de neden Müslümanlar icmâ/birliktelik kitapları telif ettiler?Eğer bu ümmetin farklı fikirleri benimsemesi rahmet ise neden farklı fikirler benimseyenler tekfir edilmekte ve din dışına itilmektedir? Öyleyse neden ihtilaf eden ve hakim anlayıştan farklı fikirler ileri süren bilim insanları sapkın ilan edilerek ötekileştirilmeye devam edilmektedir?

Kendisinde pek çok yarar bulunan şeyler için kullanılmaktadır rahmet. Eğer ihtilaf rahmetse, bu rahmetin sadece Muhammed’in (a.s.) ümmetine özel olması düşünülemez. Ancak Müslümanlar temel konularda ayrıştılar ve bu da gösteriyor ki hadis olarak aktarılan bu söz olguyla bağdaşmamıştır.

Bu sözün Müslümanlar arasında ortaya çıkmasının tarihsel bir nedeni vardır. Bu da; Şia’nın imamet inancını ispat ederken kullandığı bir delildir. Şiaimametin gerekliliğini, insan aklının ihtilaf üretmesine karşın imamın aklın ihtilaflarını gidererek inananlar arasında ittifakı ve icmayı gerçekleştirmesine dayandırmaktadır. Şia’nın bu deliline karşı Ehl-i Sünnet “ümmetimin ihtilafı rahmettir” anlayışını geliştirdi ve bu sözün etki gücünü arttırmak için de her zaman yaptığı gibi bu sözü Muhammed’e (a.s.) dayandırdı. Öyleyse bu söz, tarihsel süreçte mezhepler arası çatışmadan ortaya çıkan ve olguyla da bağdaşmayan bir sözdür.

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER