SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Mehmet Şükrü Baş
Mehmet Şükrü Baş

ŞAZİYE ABLA

ŞAZİYE ABLA
Bu haber 03 Ocak 2019 - 8:49 'de eklendi ve 27 kez görüntülendi.

Hasbihâl

Yarım asır öncesinde mahallemizde bir Şaziye ablamız vardı. Allah bağışlasan beş tanede aslan gibi oğulları… Oğullarından Orhan ve Burhan’la çok samimiydim.
Orhan sınıf arkadaşımdı.
Cennetmekan annesi beni oğullarından ayırt etmezdi.
Rahmetli benim kuru fasulyeyi sevdiğimi bildiği için her kuru fasulye pişirdiğinde bana karakaş dediği için Orhan’a “Karakaş kuru fasulyeyi çok sever onu da akşam yemeğe getir.” derdi.
Ve o akşam o mümtaz aileyle aynı sofrada oturur kendi kendimize ziyafet çekerdik.
Nerde o günler Yarabbi…
Ne oldu Şaziye Abla’lara nereye gitti bu ablalar?..
Şairin dediği gibi ” O güzel insanlarda o güzel atlarına binip gittiler” Giderken de yeryüzünün bütün güzelliklerini, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerini alıp da götürdüler.”
Sevgiyi, saygıyı dostlukları alıp götürdüler.

HU KOMŞU!..

Yine yarım asır öncesinde evlerimiz bir veya iki katlıydı. Her evin önünde veya arkasında az da olsa yemyeşil bahçeleri, bahçelerin de su kuyuları vardı.
Bahçesi veya bahçesinde su kuyusu olmayan aileler kapımızı çalar teklifsiz içeri girer bahçedeki su kuyusundan evlerinin ihtiyacı olan suyu çeker götürürlerdi.
Damdı, topraktı evlerimiz.
Beton ve beton yürekli insanlar yok gibiydi.
Bir komşumuz penceresini açar “Hu komşu” diye seslenir karşıdaki evin hanımından cevap beklerdi. Muhabbet ederlerdi bu iki komşu, akşama ne pişireceklerini istişare eder biri birinin eksikliğini tamamlarlardı.
Kapımızı çalardı komşu kızı elindeki tabakla “Bizde şeker kalmamış da annem bir bardak şeker veya bir tabak pirinç veya fazla ekmeğiniz varsa bir ekmek rica etti” derdi.
Vara yoka bakılmaksızın anında ihtiyaçları karşılanırdı.
Yiyeceklerimizi bölüşürdük komşularımızla, giyeceklerimizi bölüşürdük.
Asla ve asla “Yok” demezdik biri birimize…
Bizim kitabımızda yok demek yoktu.
Bölüşürdük, paylaşırdık.
Dert ve tasalarımızı bile bölüşürdük komşularımızda.
Sen, ben yoktu.
Nalıncı keseri gibi “Hep bana rap bana” deme yerine hızar gibi “Gahi bana, gahi sana” derdik.
Varlıklarda, yokluklarda paylaşılırdı.
Anneler hepimizin annesi, kardeşleri hepimizin kardeşi, dedeler hepimizin dedesiydi.
Bir düğün evinde komşular düğün sahibinden daha fazla emek verir ter dökerlerdi.
Bir cenazede kadın erkek omuz omuza biri birlerini teselli eder onlarla birlikte taziyede otururlardı.
Acılar bölüşülür bölüşülünce de hafiflerdi.
Sahtekarlık yoktu, riya yoktu, gösteriş yok.
Her şey sade, her şey duruydu.

***

Evlerimiz sobalıydı, içecek ve yemek yapacak suyumuzu köşe başlarındaki çeşmelerden getirirdik.
Her evde elektrik bulunmamasına karşın zengin ailelerin evinde nadiren de olsa elektrik vardı. Şimdiki Öğretmen evi önündeki parkta bir elektrik fabrikası vardı. Büyük bir homurtuyla çalışır bir odada elektik yanınca öteki odada akım düşerdi.
Üstümüzde yoktu başımızda yoktu.
Bütün bu yokluklara karşı sağlık vardı, selam vardı, huzur ve güven vardı.
Bir komşu bir süreliğine bir yere gittiğinde evinin anahtarını komşusuna verir, “Ara sıra evimizi havalandırın, evimize sahip çıkın” derlerdi.
Komşuya güven dosta güven vardı.

YA ŞİMDİ?..

Oğlunun arkadaşını yemeye davet eden Şaziye Abla’lar yok artık.
Şimdi Gülent ablalar var.
Karşı karşıya oturan aileler biri birlerini tanımadığı için “Hu Komşu” diyenlerde yok.
Akşamları bütün komşular kapı önlerinde oturur çaylarını içer sohbet ederlerdi. Kapalı çarşıda getirdiğimiz kalıp kalıp buzlarla soğutulmuş testilerde su içerlerdi.
Şimdi aynı apartmanda veya aynı sitede oturan komşular bile biri birlerine yabancılar çünkü biri birini tanımıyorlar.
Bölüşmek yok, paylaşmak yok.
Allah’ın selamını bile vermek yok.

***

Siyasette yalan rüzgârları esmiyordu o zamanlar.
Tek eğlence her evde bulunmamasına rağmen akülü radyolardı. Radyosu olmayan evlerde Battalgazi, Hz. Ali’nin Hayber Kalesi veya Köroğlu gibi kitaplar okunurdu.
Günlük gazeteler bile iki gün sonra gelirdi şehrimize.
Bütün bunlara rağmen huzurluyduk, mutluyduk. Güzeldi o dönemin insanları hile hurda bilmiyorlardı. Yalan söylenmez, hırsızlık yapılmaz komşularımıza kem göz bakılmazdı.
Onların hepsi binip gittiler güzel atlarına…

***

Artık komşular biri birlerinin derdini kederini paylaşmıyorlar. Onların şerrinden emin olabilmek için bırakınız evinin anahtarını komşusuna vermeyi evine demirden kapı taktırıyorlar.
Artık hızar gibi “Gâhî bana gâhî sana” demek yok. Keser misali “Rap bana hep bana” demek var.
Şimdi komşular biri birinin üzerlerinde battaniye ve halı gibi sergiler silkelendiğinde biri birlerine bağırmak için muhatap oluyorlar.
Selam yok esenlik yok.
Artık bir ceketle bir kaç düğün yapılmıyor.
Bugünlük benden bu kadar…
Sağlıcakla kalın, esen kalın.

***///***

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER