SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi
Ata Şengül
Ata Şengül

SANAYİ DEVRİMİ (II)

SANAYİ DEVRİMİ (II)
Bu haber 04 Şubat 2019 - 8:02 'de eklendi ve 9 kez görüntülendi.

“Bana diyorsun ki: Ülkelerimizi istila ettiler, işgal ettiler, bizi aşağıladılar. Aklıma gelen ilk soru şu: Bunları yapmalarını niye engelleyemedik? Yoksa biz şiddet karşıtıyız da ondan mı? Hayır, değiliz. O zaman nasıl oldu da bizi istila edip, boyun eğdirip, aşağılayabildiler? Bana diyeceksin ki, çünkü biz zayıfız, ölünmüşüz, örgütsüzüz, teçhizatımız yetersiz. İyi de niye zayıfız? Niye Batı’nınkiler kadar güçlü silahlar üretmekten aciziz? Sanayimiz niye geri? Sanayi devrimi niye bizde değil de Avrupa’ da gerçekleşti? Niye biz az gelişmiş, zayıf ve bağımlı ülkeler olarak kaldık? Başkalarının suçu, başkalarının suçu diye hiç durmadan yineleyebiliriz. Ama er geç kendi eksiklerimizle, kendi kusurlarımızla, kendi sakatlıklarımızla yüzleşmemiz gerekecek. Er geç kendi yenilgimizle, bizimki gibi bir medeniyetin uğradığı devasa tarihsel bozgunla yüzleşmemiz gerekecek…”

Amin Maalouf (Doğu’dan Uzakta adlı eserinden)

Sanayi Devrimi, ilk bakışta, ekonomik ve teknolojik baş döndürücü gelişmelerin yaşandığı bir dönem olarak görünse de söz konusu bu tarihi dönemi sadece bu iki başlık altında değerlendirmek, yaşanan dönüşümü anlamakta yetersiz kalacaktır. Zira kentleşme, göç, hızlı nüfus artışı, gecekondulaşma, çevre kirliliği, yoksulluk, işsizlik, sınıf çatışmaları, istihdam ve aile içi şiddet gibi önemli sosyal ve kültürel unsurlar bakımından, Sanayi Devrimi başta Avrupa olmak üzere, birçok yerde etkilerini çeşitli açılardan hissettiren çok sebepli ve sonuçlu bir olay olarak değerlendirilmektedir.

Tarım Devrimi’nden sonra, yerleşik hayat modeline geçen insanoğlu, tarihin ilk kentlerini meydana getirmiş olmakla birlikte kırsal hayat üretim bakımından önem arz etmekte idi. Bununla birlikte, Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan sanayileşme, iş bölümü ve uzmanlaşmayı gerektirecek nitelikte işgücüne duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Buna bağlı olarak, köyde tarım ile uğraşan kesim, daha iyi imkânlara kavuşmak umuduyla, fabrikalarda çalışmak üzere, kentlere göç etmeye başlamıştır. Zaman içinde, kentleşme ve göç dengesi kentlerin aleyhine bozulmuş, kontrolsüz göçler sebebiyle, kentlerin nüfusu hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. Kentlerdeki konut stokunun, hızlı göç artışına cevap verememesi, günümüzde gecekondu olarak adlandırılan, farklı konut tiplerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Söz konusu bu konut tiplerini, doğal olarak, kentlerdeki fabrikalarda çalışmak üzere göç eden işçiler tercih etmiştir. Nitekim fabrikaların hemen yanına, basit ve bir o kadar kötü malzemeden inşa edilen bu konutlar, zamanla, mahalle kapasitesine ulaşmış ve işçi mahallelerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Söz konusu bu konut tipleri bile mevcut talebi karşılayamayınca konutların odaları ve hatta yatakları bile kiralanmaya başlamış, bir konutta birden fazla aile yaşamak zorunda kalmıştır. Elbette, bu kadar yoğun ve kalabalık bir ortamda, sağlık ve temizlik koşullarının mevcut yaşam standardını oldukça olumsuz bir şekilde etkilediğini söylemek gerekir. Yaşam koşullarını etkileyen bir diğer husus ise çevre kirliliği olmuştur. Nitekim tarım toplumundan sanayi topluma ve buna bağlı olarak kentleşemeye geçiş ile birlikte, üretim yöntemlerinin değişerek işlerlik ve hız kazanması sonucunda, başta kömür olmak üzere, doğal kaynakların daha yoğun bir şekilde kullanımı, kentlerde hava kirliliğini doğuran en önemli etken olmuştur. Bunun dışında, üretim aşamasında, ortaya çıkan atıklar da çevre kirliliğine sebep olan önemli bir etken olarak yer almıştır.

Fabrikalarda iş bulma umuduyla kentlere göç eden kişilerin, umduğunu bulamaması işçi sınıfında yoksulluğun doğmasına sebep olmuştur. Zira 19. yüzyıl şartları içinde, işçiler sermayedarlar tarafından çok uzun saatler çalıştırılmalarına karşın düşük bir ücret alarak, neredeyse karın tokluğuna çalıştırılmıştır. Buna rağmen, iş bulup çalışanlar, kendilerini oldukça şanslı görmüşlerdir. Zira pek çok tarım işçisinin toprağını bırakıp göç ettiği kentlerde iş olanaklarının sınırlı olması, o zamana kadar görülmemiş bir işsizlik sorununun yaşanmasına sebep olmuştur.

Sanayi Devrimi dönemi istihdamı konusunda, özellikle vurgulanması gereken husus, çocuk işçilerdir. Söz konusu dönemde Avrupa ve Amerika’da köleliğin yasaklanmasına yönelik düzenlemeler karşısında, ucuz işgücü bulma hevesindeki sermaye sahipleri kadınlara ve çocuklara yönelmiştir. Elbette, bunda kadın ve çocuklara ödenen ücretlerin düşük olmasının da önemli bir payı vardır. Özellikle, çocuk işçilerin günde 18 saat çalıştırılması, bir kısmının, kömür madenleri gibi, ağır çalışma koşulları altında hayatını kaybetmesi, ilerleyen yıllarda toplum vicdanında kapanması zor büyük yaraların açılmasına yol açmış ve bu utanç vesikasının silinmesi için, sosyal politika alanında, çocuk işçi çalıştırılmasını yasaklayan düzenlemeler yapılmıştır.

Çalışma koşullarının ağırlığı, gelir yetersizliği ve iş bulamama, yoksulluk batağında boğuşan ailelerin kendi aralarındaki iletişimin kopmasına ve şiddetin doğmasına yol açmıştır. Yemek masalarında kurulan sofralarda bir araya gelen aileler, artık, vardiyasını kaçırıp işinden olmak istemeyen duyarsız insanlar haline dönüşmüştür.

Tüm bu olumsuzluklar, başta hırsızlık olmak üzere, birçok adli olayda patlamaya yol açmış, asayiş belirli dönemlerde ciddi zarar görmüştür. Nitekim bu türden adli vakalar, zamanla nitelik değiştirmiş ve yeni bir sınıf olarak doğan işçi kesiminin ayaklanmasına kadar gidecek türden sınıf çatışmalarına ve hatta ayaklanmalara dönüşmüştür. Bu süreçte, Sosyalizm, Komünizm gibi fikir akımlarının doğup geliştiğini söylemek gerekir. Öyle ki, Marksizm’in babası Karl Marks’ın fikirleri, Endüstri Devrimi ile birlikte yaşanan gelişmeler çerçevesinde şekillenmiş, kendisi bir işçi devriminin olacağını iddia ederek, bunun İngiltere’de gerçekleşeceğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte, ilginçtir ki, Marks’ın bahsettiği devrim sanayi ülkesi İngiltere’de değil, tarım ülkesi Çarlık Rusyası’nda gerçekleşmiştir.

Yukarıda sıralanan hususlar kapsamında şunu ifade etmek gerekir ki, Endüstri Devrimi ve sonrasında yaşanan sosyal olaylar, günümüzde yaşanan benzer sorunların sebep ve sonuç ilişkilerinin yorumlanmasında birer numune niteliği taşımaktadır. Çünkü benzer sorunların yaşandığı günümüz toplumları da başta işsizlik ve istihdam sorunları olmak üzere, plansız kentleşme, aşırı göç, çevre kirliliği, aile içi şiddet, sınıf çatışmaları gibi benzer sorunları fazlası ile yaşamaktadır.

Çözümün ne olduğu konusunda ise farklı görüşler olmakla birlikte, yapılması gereken şey aslında çok basittir: Hakkaniyetli ve kanaatkâr olmayı başarmak…

Baki muhabbetle…

(Not: Sanayi Devrimi dönemini anlatan klasik eserlerden biri olarak, Émile Zola tarafından kaleme alınan “Germinal” adlı roman, bu döneme ilgi duyan okuyucularımıza tavsiyemizdir.)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER