SON DAKİKA

Elazığ Fırat Gazetesi

Prof. Dr. Atalar: Çok az okuyarak, gelişi güzel bilgiye teslim oluyoruz!

Prof. Dr. Atalar: Çok az okuyarak, gelişi güzel bilgiye teslim oluyoruz!
Bu haber 19 Ağustos 2019 - 18:31 'de eklendi.

MÜBİAD Genel Başkanı Prof. Dr. Ömer Atalar, değerlerimiz ile barışmamız ve onlarla yükselmemiz gerektiğini vurguladı

 

Münevver Bilim İnsanları ve Akademisyenler Derneği  (MÜBİAD) Genel Başkanı  Prof. Dr. Ömer Atalar ile bilgilendirici ve bir o kadar keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Türkiye’nin en genç profesörlerinden olan Prof. Dr. Ömer Atalar, çok az okuyan bir toplum olduğumuzu vurgulayarak, “Çok az okuyoruz. Biz dinimizi Ahmet amcamızdan, tarihimizi Mehmet amcamızdan, kültürümüzü Ayşe teyzemizden, politikamızı da Hasan amcamızdan öğrenen bir toplumuz. Hep birilerinden duymaya yöneliyoruz” diyerek okumadan ve sorgulamadan gelişi güzel bilgilere teslim olduğumuzu aktardı. Ayrıca Prof. Dr. Atalar, gömleğimiz ile kavga ederken asli işlerimize odaklanamadığımızdan dert yandı.  

Röportaj: Kübra TÜRKAN- Fotoğraf: Nevim ERTÜRK

MÜBİAD Genel Başkanı Prof. Dr. Ömer Atalar ile kültürel değerlerimizi nasıl yaşatabileceğimizi ve MÜBİAD’ın vizyonu ve misyonu üzerine son derece keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte Prof. Dr. Atalar ile gerçekleştirdiğimiz o keyifli söyleşinin detayları…

Ülkemizin en genç profesörlerinden birisiniz sizi tanımayan kişi sayısı son derece azdır. Ama yine de söyleşimize sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

Ben Elazığ doğumluyum. Bütün öğrenimleri burada tamamladım. Fakülteyi de yine Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinde bitirdim. Bitirdiğimde de üniversitemizde doktoraya başladım. Doktora eğitimimi tamamladıktan sonra o günün şartları el vermedi. Yardımcı Doçent  olamadık ve sonrasında direk doçentlik sınavına girdim. Güçlü bir dosya ile müracaatımız oldu ve 30 yaşında doçentlik unvanını aldım. 35yaşında ise profesörlüğüm doldu. Hemen profesörlüğümüz alamadık, kargo ve başka sebeplerden dolayı. Sonrasındaki süreçte Kastamonu Üniversitesinde Rektör Vekilliği ve Rektör Yardımcılığı görevinde bulundum. YÖK görevlendirilmesi ise geçici süre görevlendirilmiştim. Sonrasında Fırat Üniversitesine döndüm. Evliyim ve üç çocuğum var. Münevver Bilim İnsanları ve Akademisyenleri Derneği diye bir dernek kurma kararı aldık.

Peki MÜBİAD’ı kurma fikriniz nasıl oluştu.  MÜBİAD’ın ismi de çok farklı geliyor kulağa bu isim fikri ne şekilde ortaya çıktı öğrenebilir miyiz?

“DERNEĞİMİZİN İSİM BABASI SAYIN VALİMİZDİR”

İlimizin problemlerine akademik bakış açısı kazandırmak istedik. Sorunlara profesyonel bir bakış açısı getirme çabasında olacağız Derdimiz milli ve manevi değerlere bağlı bir gençliğin yetişmesine öncülük etmek istiyoruz.  Şubatın sonunda kuruluşu gerçekleştirilen MÜBİAD’a adının konulmasını Vali Çetin Oktay Kaldırım tavsiye etti. Tabi biz farklı bir isim düşünüyorduk, Valimizi kırmak istemedik. Yani derneğimizin isim babası Sayın Valimiz oldu.  Biz bu isimle hizmet alanına çıkmış olduk. MÜBİAD uzun adı ile Münevver Bilim İnsanları ve Akademisyenleri Derneği Genel Merkezi Elazığ’da olan bir dernektir. Sivil Toplum Kuruluşunun yapması gereken özellikle bütün bu noktada ki gayretleri herkes kendi alanında, uzman alanı olmak üzere gerçekleştirmek istiyoruz. Yani şehrimize, insanlarımıza nasıl yardım edebiliriz, hizmet edebiliriz, projeler noktasında profesyonel bir bakış açısı nasıl getirebiliriz diye gayret ediyoruz. Çünkü hem ilimiz hem de ülke genelinde eksiklikler olduğu kanaatindeyiz. Birde bizim derneğin önemli bir özelliği; milli ve manevi değerlerine bağlı akademisyenler noktasında bir birlikteliğin olması.

“AKADEMİSYENLER SAHADA SLOGANI İLE YOLA ÇIKTIK!”

Siyasi ve ideolojik çekişmelerden uzak durmaya çalışıyoruz. Birlik ve beraberlik ruhuna yakın olmak istiyoruz. Milli bir ruh içerisinde kamu üniversite sanayi iş birliğinin STK ayağıyla bütünleşmesi için çalışmalar yapıyoruz. Biz burada tek yönlü ve kişisel faydayı esas almıyoruz; daha ziyade çoklu fayda esasını gözetmek niyetindeyiz ve öyle de yapmaya çalışıyoruz. Bu anlamda da tabi yetişmiş, kalifiye ve güçlü akademik kadrolara, eğitimcilere ve öğreticilere ihtiyaç olduğu kanaatindeyiz. Bunların yetişmesi için “Akademisyenler sahada olmalı” sloganıyla sahaya indik.

Derneğiniz kurulalı pek uzun bir zaman geçmemiş peki bu zaman diliminde ne gibi çalışmalarınız oldu?

PROF. DR. ATALAR, BİR TAKIM ETKİNLİKLERDEN BAHSETTİ

Özellikle liselerle buluştuk. Cemiyet ve vakıfların gençlik yapılanmalarıyla buluştuk. Bu buluşmalarımız neticede de güzel sonuçlar aldığımızı düşünüyorum. Bu devam edecek. İlçelere de gittik. Kısa zaman içerisinde Kovancılarda 4 lise gezdiğimi biliyorum mesela. Milli şahsiyet sahibi gençlik konusunda söyleşiler yaptık. Yemen’de çocuklar ölüyordu. “Sessiz Çığlık Projesi” adıyla bir klip hazırladık. Bu klip AFAD başkanımız tarafından da sosyal medyada takdirle karşılanıp, kısa süre içerisinde yayıldı. Karakayaspor lisemiz il şampiyonu olmuştu. Sonra ülke şampiyonu oldu. Bunları ilk ziyaret eden STK biz olduk. Tabi ki de bu gençlerimize sahip çıkmak gerekiyordu. B u gençlerle hasbihal ettik. Her türlü yardımcı olabileceğimi söyledik. Maddi ve manevi desteklerimizi bildirdik ve mutlu oldular. Destek olma bağımında bu bir güçtür. Şizofreni derneğine tıp fakültesinden psikiyatri hocalarımız gitti. Depresyon üzerine söyleşiler gerçekleştirdiler. Sanatsal- kültürel faaliyetlere katılmaya çalıştık. Eğitimi her hangi bir konu üzerine indirgemememiz gerekiyor. Eğitimin hinterlandı çok geniştir.

“DEĞERLERİMİZİ KORUYARAK KÜLTÜR İNŞASI YAPIYORUZ!”

Tabi burada ki derdimiz, değerlerimiz özelinde bir sanatın icrasını mümkün kılabilmek. Değerlerimiz özelinde bir kültürün inşasında yardımcı olabilmek. Biz milli marşımızı batılıların borozanlarıyla çalıyoruz. Onlarca enstrümanlarımızın olmasına rağmen, niye onların enstrümanlarıyla çalıyoruz?  Çok geniş bir kültürümüz, binlerce yıllık kadim bir medeniyetimiz var. Yemek kültüründe dahi önemsiyoruz biz eğitimi. “Yemek de konuşulmaz” diye bir laf var. Öyle bir şeyin ne bizim kültürümüzde ne de dinimizde yeri yok. Aile kültürümüzün birlikteliğinde bu çok önemlidir. Kendi değerlerimiz derken, kendi yemek kültürümüzden, folklorumuza oyunlarımız var, halaylarımız var. Kuzeyde farklı, Güneyde farklı, İç Anadolu da farklı, egede farklı. Biz hepsiyle güzeliz. Mesela doğaya baktığımızda sadece papatya çiçeği yok, her türden çiçek var.

Anlattıklarınızdan kısa zamanda güzel işler yaptığınızı belirtmek yanlış olmayacaktır. Peki MÜBİAD’ın hedeflerini soracak olsak bizlere neler söylersiniz?

MÜBİAD olarak gayemiz; Sivil Toplum Kuruluşlarının  öneminin arttığı bir dünyada  ülkemizin her alanda kalkınmasına öncü,; değişim, yenilenme ve çözüm odaklı bilimsel yaklaşımlarda bulunmak. Akademik bakış açısı duyulan her alanda, iline ve ülkesine yardımcı projeler üreten, milli ve manevi değerlerine bağlı bilim insanları ve namzetlerini buluşturarak, devlet ve milletine hizmet etmeyi gayret edinmiştir.  Bu amaç doğrultusunda siyasi ve ideolojik çekişmelerden uzak, birlik ve beraberlik ruhuna yakın enerjisini üretime sarf etme gayretinde olacağız. Kamu- üniversite ve sanayi işbirliğini STK ayağı ile bütünleştirme çabasında olacağız. Özetle derdimiz değerlerimdir diyerek yola çıktık. Gerek kendi bünyemizdeki gerekse de toplumdaki gereksinimleri gidermek adına bu yola çıktık.

Derdimiz değerlerimizdir şeklinde yola çıktığınızı aktardınız. Maalesef ülkemiz, değerleriyle savaşan bir hâlde. Kültürümüzü yeni nesile aktarırken, biz nerede hata yaptık? Bunu sorgulayacak mı MÜBİAD?

“AKŞEMSEDDİN’İMİZ VAR MI Kİ FATİH ARIYORUZ?”

MÜBİAD şunu sorgulayacak; Biz eğer Fatihler yetiştirmek istiyorsak, kaç tane Akşemseddin, yetiştirdiğimizi mutlaka bilmeliyiz. Gençlere şu söylemimiz çok oluyor: Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasınız. Kendilerini ilme vakfetmiş maddi ve manevi bir şekilde kendilerini ilme vakfetmiş bu insanlar. Kendilerini ve çevrelerini yetiştirmeye vakfetmişler bir yönüyle. Gençlerden bir şeyler beklerken düşünmeli. Ayrıca anne ve babanın örnek olma noktasında ciddi sorumlulukları var. Aynı zamanda öğretmelerinde öyle. Çünkü çocuklar ve gençler sizin ne dediğinize değil, nasıl yaşadığınıza bakarlar. Bir şeyleri söylemekten ziyade yapmanız onlar için büyük bir tesirdir. Bizim en önemli problemlerimizden biri, söylediklerimiz şeyleri yaşamamamız.

“BİZİ BİRBİRİMİZE DÜŞÜREREK, İŞİMİZE ODAKLANMAMIZA FIRSAT VERMEDİLER

Donanımlı bir gençliğin yetişmesi gerekiyor. Ülkemizi geçmişten günümüze kısır tartışmalar veya kör dövüşleriyle sürekli meşgul ettiler. Bunun yegane sebebi bizi geri bırakmak. İnsan bir işle meşgul iken, sağa-sola bakarsa elini doğrar. Dikkatini o işe vermesi gerekiyor. Başarılı olmak için kendi işine odaklanması lazım. Bizi birbirimizde çatıştırarak, bir dönem laik, antilaik, bir dönem Türk-Kürt, bir dönem Alevi-Sünni, bir dönem inanan-inanmayan vs. bulabildikleri ne varsa, bizi birbirimize düşürebilecek, enerjimizi yitirtecek, uğraşabileceğimizin şeylerin önüne set çektiler.

“KENDİ KÖKÜMÜZDEN KOPTUĞUMUZ AN, MEYVELERİMİZ BİZE AİT OLMAZ”

Biz bu şekilde onlar için sadece güçlü, büyük bir ticari Pazar olarak algılandık. Bu noktada ben geri kalmışlığımızın birinci sebebi olarak; kendi kökümüzden kopuşta görüyorum. Kökümüzden koptuktan sonra, aşağılık duygusuna kapıldık. Bizi sinemadan, tiyatroya, müzikten, yemek kültürüne kadar hep kendilerinin taklitçisi yaptılar. Biz Necip Fazıl’ın dediği gibi: Kendi kökümüzden koptuğumuz zaman meyvelerimiz bize ait olmaz! Üzerimize başka ağaçların aşısını vurmuşlar. Biz ne yaparsak yapalım bizi kendilerini gibi kabul etmeyecek. Sadece kendilerine benzemeye çalışan, aşağılık kompleksi olan köleler gibi görüyorlar. Bunların aşılması için milli bir ruha ihtiyacımız var.

“GÖMLEĞİMİZ İLE KAVGA ETMEKTEN ASLİ VAZİFEMİZİ YAPAMAZ OLDUK”

Senelerdir kendi gömleğimizle kavga etmekten asli vazifemizi yapamaz olduk. Toplumdaki büyük problemlerden biri şudur kendi kökünden kopuş,  ikincisi ise bu aşağılık duygusunu aşılanmasıdır. Kendi medeniyet ve kültürümüzden koptuktan sonra kendi başarılarımızı küçümsememiz. Sahte kahramanlıklar ve aşırı böbürlenmelerle yine tembelliğimizi devam ettirmemiz.

“ÇOK AZ OKUYORUZ, HER ŞEYİ AMCALARDAN VE TEYZELERDEN ÖĞRENİYORUZ”

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu da çok az okuyor olmamız. Çok az okuyoruz. Biz dinimizi Ahmet amcamızdan, tarihimizi Mehmet amcamızdan, kültürümüzü Ayşe teyzemizden, politikamızı da Hasan amcamızdan öğrenen bir toplumuz. Hep birilerinden duymaya yöneliyoruz. Teslim oluyoruz. “Biz bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bir toplumuz” diyor Alev Alatlı. Bende ona şunu eklemek istiyorum. Bu da yetmezmiş gibi fikir sahibi olmadan söz sahibi, söz sahibi olmadan yazı sahibi olmaya meraklıyız. Az okuyoruz çok konuşuyoruz. Ve fuzuli konuşuyoruz. Az çalışıyoruz çok fazla eleştiri yapıyoruz. Herkes kendi kapısının önünü süpürse, ortalık gülistan olsa diye düşünüyor insan. Bu nokta da eksiğimiz de çok. Çalışmak zorundayız. Bu milli ruh anca bu şekilde yakalanır.

Ülkemizin en genç profesörlerinden birisiniz, bu başarıyı nasıl yakaladınız, sizin gibi olmak isteyen bireylere tavsiyede bulunmanızı istesek neler söyler siniz?

“BİZİM ÜLKEMİZ MAALESEF YETERSİZ ÇALIŞIYOR”

Türkiye’de genç yaşta profesör olmak zor değil. Keşke zor olsaydı. Çok fazla gayret etmeden ama prensipli, düzenli çalışan bir insan Türkiye’de kısa sürede profesör olabilir. Bende Allah’ın nasibiyle onlardan biriyim. Elbette çalıştım. Yurt dışı ve yurt içinde çok sayıda makalem var. Öğretim üyeliğim zamanında ve rektör yardımcısı olduğum dönemler yurtdışına giderek birçok ülke gördüm. Onlardan da edindiğim intiba şu; bizim ülkemiz yetersiz çalışıyor. Evet gecemi gündüzüme kattığım günler oldu, olmadı değil. Fakat aşırı derecede ben performansımı gösterdim mi? Hayır. Daha fazla göstermeli miyim? Evet.  Kendi alanımda ve ülkeme hizmet noktasında bu dernek vasıtasıyla sosyal bir statü ile Sivil Toplum Kuruluşu örgütlenmesiyle bunu gerçekleştirmek zorundayız.

“ÖNEMLİ OLAN PROFESÖRLÜK DEĞİL, MEMLEKETTE KALICI İZLER BIRAKMAKTIR”

Benim için can alıcı soru şu; önemli olan profesör olmak mıdır? Değil. Bunu önemsiz görmek değil. Elbette sabır ve gayret ister. Ama bunun ötesinde gerçekten memlekete bırakabileceğimiz izler olması gerektiği kanaatindeyim. Bunu sadece profesör olarak yapmaya biliriz. Biz öncelikle Avrupa hayranlığını bırakalım. Sadece profesörlük payesiyle anılmamamız lazım. Onun için biz “Akademisyenler  sahada olmalı” sloganıyla sahaya indik. Gençlere ulaşmaya çalışıyoruz. Ne kadar gence ulaşabilirsek o kadar fazla belki Fuat Sezgin gibi yetişmiş insanlara sebep olacağız diye bir derdimiz var. Ülkenin kurtuluşu bilimdedir. Bunu yadsıyamayız.

Kalıcı izler bırakmaktan bahsettiniz. Bu ilimiz ölçeğinde sizce mümkün mü?

“İLİMİZ TİCARETİ VE ELAZIĞSPOR KADAR ÜNİVERSİTE DE ÖNCELENMELİ”

Elazığ’da biz ticaret kadar bilimselliği önemsemediğimiz müddetçe, Elazığspor kadar üniversiteyi öncelemediğimiz müddetçe hiçbir yere varamayız. Artık bu bilinç bizim ülkemize yerleşmeli. Dünya yeni bir değişimden ve yeni bir doğumdan bahsediyor. Eğer bu nazarda siz bu doğuştan istifade yerinizi kültürünüzle alamazsanız emperyalist güçlerin kölesi olmaktan kurtulamazsanız. Bu süreçte mutlaka güçlü bir şekilde yer alabilmemiz içinde bizim kısır tartışmaları bırakıp, işimize odaklanmamız lazım. Birbirimizin giyimiyle kuşamıyla, inancıyla uğraşmadan bilimsel anlamda, bilime yönelmek suretiyle çalışmamız gerekiyor. Proje üretmemiz, proje üreten gençlerimizi uyandırmamız, sahaya inmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.

Konuyu buraya taşımışken ilimizde gerçekten proje üretecek gençler var mı?

“BİZ BİZDEN BİR ŞEY OLMAZ DÜŞÜNCESİ İLE KENDİ KENDİMİZİ BİTİRİYORUZ!”

Niye olmasın? Ben öğrencilerimizin ufkunun geniş olduğunu düşünüyorum. Güzel projeler yapıyorlar. Biz, bizden bir şey olmaz düşüncesiyle kendi kendimizi bitiriyoruz. Bu tabuyu yıkmalıyız. Niye olmasın? Bu coğrafyanın insanı pratik zekası çok yüksek bir insandır. Felsefesi güçlüdür, pratik zekası yüksektir. Bizim eksikliğimiz çalışmamak. Bizim eksiğimiz; kendimizi başka işlerle meşgul etmemizdir. Aksi halde biz her şeyi başarabiliriz. Güzel şeyler oluyor ülkemizde. Biz hep beraber mutlu olmalıyız. Bunu da ahlaki değerleri yerine oturtarak yapabiliriz.

Bu güzel söyleşi adına çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

“YAKIN BİR ZAMANDA BEN DE YAZILARIMLA GAZETENİZ AİLESİNE KATILACAĞIM”

Size öncelikle ben çok teşekkür ediyorum. Bize bir şeyler söyleme fırsatı tanıdınız hem kendimiz hem de MÜBİAD ile ilgili. İdeallerimizi konuştuk bu anlamda benim için çok önemliydi. İnşallah dönem dönem bir araya gelerek şehrimizin dertleri ile dertlenir ve bunlara dertlenmek yetmez diyerek bu dertlere çözüm de üretebiliriz. Biz MÜBİAD olarak ilimiz için elimizden geleni yaparız. Bu manada özellikle gazetenizi de tebrik ediyorum.  Yakın bir zamanda ben de yazılarım ile Fırat gazetesi ailesinin bir parçası olacağım için şimdiden çok mutluyum.

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER